Haber Detayı
06 Ekim 2019 - Pazar 12:15
 
Akıncı: Sonuç odaklı süreç talebimizden vazgeçmedik
KIBRIS Haberi


Kıbrıs Postası Genel Yayın Yönetmeni Rasıh Reşat’a konuşan Cumhurbaşkanı Mustafa  Akıncı, New York sürecine ilişkin ayrıntıların yanı sıra, gelinen aşamayı, beklentilerini ve riskleri anlattı…

Akıncı, Rum tarafını kast ile gerçeklerin olduğu gibi anlatılması gerektiğini, algı operasyonlarının artık bir kenara bırakılması gerektiğine dikkat çekti. Guterres’in öncelikle üçlü görüşmeyi hedeflediği ifade eden Cumhurbaşkanı, iki tarafın birbirini rakip değil, geleceğin ortağı olarak görmesi gerektiğini kaydetti. 

Akıncı özellikle son sürece ilişkin ‘Akıncı bir şeyleri Türkiye istiyor diye istiyor’ ve benzeri yaklaşımların son derece haksız, tutarsız ve yanlış olduğunu söyledi.

Geçmiş mutabakatların kabul beyanının gerekli olduğunu, BM Genel Sekreterinin de bunu bilmek istediğini aksi takdirde üçlü görüşmeyi de  yeniden değerlendirme riski olduğunu aktaran Cumhurbaşkanı Akıncı, “Artık geldiğimiz noktada birbirimize yardımcı olmaya yönelmezsek bize kimse yardımcı olamaz. Hem geçmiş mutabakatlara Evet diyeceğiz, hem de dönüp mesela Bakanlar Kurulu’nda olumlu oy ilkesini kabul etmeyeceğiz, etkin katılımı ya da dönüşümlü başkanlığı kabul etmeyeceğiz diye bir şey olmaz” dedi. 

Ortada gerçek bir niyet olduğu takdirde referans kavramlarında anlaşmanın mümkün olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Akıncı “Sonuç odaklı süreç talebimizden de vazgeçmedik. Aslında olaya bakıldığında gerçekten niyet varsa referans kavramlarında anlaşmak mümkündür” dedi.

Cumhurbaşkanı bugüne değin konuşulan anlaşılan ve anlaşılamayan konulara da başlık olarak değindi ve netliğe kavuşması gereken kritik meseleler olduğuna işaret etti.

Sürekli tartışılan Etkin Katılım meselesinin ne olduğunu, tartışmaların ne ile ilişkili konuşulduğunun sorulması üzerine ise Cumhurbaşkanı, Dönüşümlü Başkanlık ile Kararlara Etkin Katılım meselesinin Siyasi Eşitliği fiilen dolduran şeyler olduğunu anlattı.

Anastasiadis’in sık sık suçlama oyununa girmek istemediğini beyan ettiğini ancak muhakkak bir suçlama içine girdiğinin de rahatsız edici olduğunu kaydeden Akıncı, “Rum liderin niyeti var mı? Davranışlar, hareketler bunu gösterecektir. Ben bugün niyeti yoktur deyip, noktayı koymak istemem. Bugün o gün değil… Bugün birbirimizi suçlama noktasına gitmemeliyiz” ifadelerini kullandı. 

Önümüzdeki günlerde, Lute’un adaya gelebileceğini ancak bunun kesin olmadığını da belirten Akıncı, Lute’un garantörler ile konuşmasının da söz konusu olduğunu söyledi.

Doğu Akdeniz’deki gerilim ile gelişmelere de değinen Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Türkiye’nin kendi hak iddia etti kıta sahanlığı ile Kıbrıslı Türklerin kendisine yetki verdiği alanlarda aramalarına ayrı ayrı devam edeceğini kaydederek “tüm bunları aşmanın yolu Kıbrıs sorununu çözmek mi? İdeali o tabi ki… Kıbrıs sorunu çözülmeden de bu konularda mesafe alabilirsek çok iyi olur, ancak olamayacağı anlaşılıyor. O zaman Kıbrıs sorununa daha çok eğilelim, çözümü daha erken sağlayalım gayretini göstermeliyiz. Bunun için de Guterres’in de beklemekte olduğu referans kavramları olayını tam anlayıp hızlanmamız lazım” ifadelerini kullandı. 

“Gerçekleri olduğu şekilde anlatma sorumluluğumuz var. Algı operasyonlarını bir yana bırakmalıyız…”

Guterres’in öncelikle üçlü görüşmeyi hedeflediği ifade eden Cumhurbaşkanı, iki tarafın birbirini rakip değil, geleceğin ortağı olarak görmesi gerektiğini kaydetti.

Akıncı şöyle konuştu; “Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri iki yıl aradan sonra Kıbrıs sorunu ile ilgili yeniden hareketlendi, bizi telefonla aradı. Üçlü bir görüşmenin olabileceğine dair ilk mesajını o telefon görüşmesinde verdi. Sonra Sayın Lute geldi. Ama o telefonda da bize referans kavramlarını tamamlamamız yönünde bir mesaj iletti.

 

Şimdi New York’a gittik, ayrı ayrı görüştük. New York’ta üçlü bir görüşme olacağını zaten beklemiyorduk, gündemde yoktu. Ancak Genel Sekreterin gündeminde gerek üçlü, gerekse daha sonra beşli görüşme var. Büyük ihtimalle önce üçlü görüşmeyi düşünüyor. Dolayısıyla Genel Sekreter iki yıllık bir aradan sonra Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olmak istiyor. Yani bir inisiyatif alma çabası içerisinde. Ancak biz Kıbrıslılar öncelikle birbirimize yardımcı olmalıyız ki Guterres de bize yardım edebilsin. Bununla ilgili kendi toplumlarımıza gerçekleri olduğu şekilde anlatma sorumluluğumuz var. Algı operasyonlarını bir yana bırakmalıyız, bu dönem o dönem değil. Çok daha ciddi ve iki tarafın birbirini rakip olarak değil, geleceğin ortağı olarak göreceği bir anlayışa ihtiyaç var.

9 Ağustos’ta üç ana unsur üzerinde konuşuldu. 11 Şubat 2014 Ortak Açıklaması bugüne kadarki varılan mutabakatlar ve Guterres çerçevesi konuşuldu. Ama son 2 yıldır Guterres çerçevesi denildiği zaman, sanki kaç tane Guterres çerçevesi varmış gibi Sayın Anastasiadis sürekli 30 Haziran belgesini kabul etmedi. 4 Temmuz’dan bahsetti, başka şeylerden de bahsetti, 9 Ağustos günü de kabul etmedi. 9 Ağustos günü Anastasiadis’in söylediği ‘6 maddeyi konuşalım, tarihini koymasak da olur’. Ben de kendisine ‘Temmuz ayında Güvenlik Konseyi’nin kararı var ve Güvenlik Konseyi kararına 30 Haziran 2017 tarihi girdi. Dolayısıyla bu tarihsiz olmaz, bu spekülasyonlar eğer tarih olmazsa devam edecek’ dedim.”

“Siyasi irade ve kararlılık gerektiren sonuç odaklı süreç söz konusu. Biz bunların da belgeye girmesini istedik…”

“Dolayısıyla 9 Ağustos günü onun görüşü bu anlattığım çerçevedeyken benim görüşüm de netlik, ne olduğunun bilinmesi, adının konması şeklinde... Dolayısıyla toplantıdan böyle ayrıldık. Anastasiadis Etkin Katılımla ilgili bilindik tutumunu devam ettirdi. Dolayısıyla Lute geldiği zaman 30 Haziran konusu üzerinde, Etkin Katılım, Siyasi Eşitlik konusu üzerinde ayrılıkların giderilmesi için çalışmalar yapıldı.

Lute ile yürüttüğümüz çalışmada bir nokta daha var; artık Güvenlik Konseyi kararlarına da girmeye başladı; artık ucu açık süreçler geçmişe aittir. Önümüzdeki süreç daha aciliyet barındıran, daha sonuç odaklı bir süreç olması lazım. Bu Guterres’in de raporlarına girmeye başladı. Bizim Crans Montana’dan beri hep dilimizde söylediğimiz konular… Guterres’in raporlarında bir stratejik anlaşma hedefi var. Önce 6 maddeden de faydalanarak stratejik anlaşma sağlarsak, altını doldurmak artık teknik düzeyde müzakereler ile yapılır. Dolayısıyla siyasi irade ve kararlılık gerektiren sonuç odaklı süreç söz konusu. Biz bunların da belgeye girmesini istedik…”

 

“Türkiye bunu istediği için akıncı istiyor, ondan dolayı uzlaşma olmuyor’ söylemi son derece yanlış…”

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı özellikle son sürece ilişkin ‘Akıncı bir şeyleri Türkiye istiyor diye istiyor’ ve benzeri yaklaşımların son derece haksız, tutarsız ve yanlış olduğunu ise şu sözlerle dile getirdi;  “Türkiye’nin tercihinin, referans kavramları tamamlanmadan önceki 5’li konferans olması olduğunu bilmeyen yoktu. Türkiye bunu gizlemiyor ki… Açık açık tavrını ortaya koydu. Sürekli olarak ifade etti, Genel Sekretere de bunu söylediler. Sayın Lute’a da söylediler. Anastasiadis’in tavırlarından kaynaklı olduğunu söylüyor Türkiye… Türkiye diyor ki; ‘Bize Crans Montana’da iki devletten bahsetti, New York’ta buluştuk, konfederasyondan bahsetti, sonra Kıbrıs’a geldi, gevşek federasyon, dezentralizasyon, dönüşümlü başkanlıktan dönüşümlü başbakanlığa falan… Ne istiyor Rum tarafı? Tam olarak netleşsin, ondan sonra referans kavramlarından konuşalım’…

Türkiye’nin tavrı çok açık ve net. Ama bizim yaptığımız çalışmalar ile ilgili Türkiye’nin siyasi eşitliği istediği, ondan dolayı Akıncı’nın geri adım attığı söylemi gerçekten Kıbrıs Türk halkına ve Kıbrıs Türk liderliğine büyük haksızlıktır. Siyasi eşitlik, Kararlara Etkin Katılım, Dönüşümlü Başkanlık, yılların talebidir. Artık BM parametreleri haline geldi. Bu sadece bizim talebimiz olmaktan da çıktı, BM’nin müktesebatı haline geldi. ‘Türkiye bunu istediği için Akıncı istiyor, ondan dolayı uzlaşma olmuyor’ söylemi son derece yanlış…”

“Geçmiş mutabakatları net bir şekilde anlamak ve yolumuza devam etmek istiyoruz”

Geçmiş mutabakatların kabul beyanının gerekli olduğunu, BM Genel Sekreterinin de bunu bilmek istediğini aksi takdirde üçlü görüşmeyi de  yeniden değerlendirme riski olduğunu aktaran Cumhurbaşkanı Akıncı,  “Artık geldiğimiz noktada birbirimize yardımcı olmaya yönelmezsek bize kimse yardımcı olamaz. Hem geçmiş mutabakatlara Evet diyeceğiz, hem de dönüp mesela Bakanlar Kurulu’nda olumlu oy ilkesini kabul etmeyeceğiz, etkin katılımı ya da dönüşümlü başkanlığı kabul etmeyeceğiz diye bir şey olmaz” dedi.  

Akıncı “Dönüşümlü başkanlık Talat-Hristofyas zamanından beri var… Onun öncesinde Annan Planı’nda Anastasiadis de onayladı. Dönüşümlü Başkanlık olacağı için Talat-Hristofyas arasında ağırlıklı oy da konuşulmuştu. Biz Anastasiadis ile müzakereler döneminde ağırlıklı oyun oranlarını da konuştuk. Dönüşümlü başkanlık konusu anlaşılmasa ağırlıklı oy mu konuşulurdu?

Bakanlar Kurulu’nun 7’ye 4 olacağı ve kararların alınmasında bir olumlu oyun gerekli olacağı anlaşıldı, onun dışında Sayın Anastasiadis Crans Montana’daki açılış konuşmasında bunun kabul edildiğini bildirdi… Üç tane ana başlıktan birisi olan geçmiş mutabakatları net bir şekilde anlamak ve yolumuza devam etmek istiyoruz. Çünkü başka konular var, onların üzerine de eğilmek gerek” şeklinde konuştu.

 

“Geçmiş mutabakatların kabul beyanı lazım… Genel Sekreter bunu bilmek istiyor”

Kıbrıs Postası Genel Yayın yönetmeni Rasıh Reşat’a konuşan Cumhurbaşkanı Akıncı sözlerine şöyle devam etti; “Şu söylense anlarım; bütünlüklü çözüm, her şey üzerinde uzlaşma olmadan tamamen uzlaşılmış denemez, ama o yolda ilerlerken vardığımız ara duraklar var, vardığımız mutabakatlar var. Bunlar geçmiş mutabakatları oluşturuyor ve şimdi yeni bir sürece başlıyoruz. Geçmiş mutabakatları tarafların kabul ettiğinin beyanı lazım… Genel Sekreter bunu bilmek istiyor. Gelecekte taraflar kendi arasında oturup, daha önce mutabık kaldıkları konulara isterlerse tekrar bakabilirler. Eğer karşılıklı kabul edecekleri yeni bir formül olursa yeniden bakarlar. Mesela dezentralizasyon dedi Anastasiadis… Biz buna kapalı olmadığımızı beyan ettik. Onu da konuşuruz.

Şu anda 22 tane saptanmış olan federal yetki var. Onlara dönüp bakabiliriz, bunların sayısını 12’ye de düşürebiliriz… Taraflar belli konularda yeni uzlaşma sağlayabilir, ancak ilerlemek için şu ana kadarki mutabakatları net ve açık olarak kabul ettiğimizin anlaşılması lazım.

9 Ağustos, ondan sonra Lute’un gelişi çerçevesinde yaşananlar bunlardır. Lute burada bulunduğu süre içerisinde, bir hafta boyunca ben hiçbir şey söylemedim. Her gün Güney’den açıklamalar yapıldı. Rum Dışişleri Bakanı, ‘İlk gün umutluydum, ondan sonra umudum kayboldu’ dedi. Onları da sükûnet ile sonuçlanmasını bekledik. Ama artık bu bir algı operasyonuna dönüştü… Olmadık bir şeyi varmış gibi sunmaya başladılar, bu olacak iş değil... 9 Ağustos’ta Anastasiadis 30 Haziran’ı net olarak kabul mu etti? Öyle bir şey yok. Etkin Katılımda da anlaşmadık, öyle bir şey yok. Biz etkin katılım talebinden vaz mı geçtik ki Anastasiadis anlaştık diyor…”

“Niyet varsa referans kavramlarında anlaşmak mümkündür”

Ortada gerçek bir niyet olduğu takdirde referans kavramlarında anlaşmanın mümkün olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Akıncı “Sonuç odaklı süreç talebimizden de vazgeçmedik. Aslında olaya bakıldığında gerçekten niyet varsa referans kavramlarında anlaşmak mümkündür. Ama niyet ve meselesidir bu… Önümüzdeki günlerde Guterres’in de yapacağı çalışmalar da olabilir. Lute yeniden devreye girebilir. Bence Guterres çaba gösterecek. Muhtemelen önce üçlü, ardından daha iyi bir hazırlık ile 5’liye yönelebilir… Bütün bu çalışmalarını da yeni yıldan önce yapacağı mesajını verdi. Ama bence Guterres’e Kıbrıs’tan doğru mesajların gitmesi lazım… Biz burada yanlış zeminde sürekli didişen iki taraf izlenimi verirsek Guterres devreye girip girmeme konusunda bir daha düşünecektir” dedi.

Konuşulanlar, Konuşulmayanlar...

Cumhurbaşkanı bugüne değin konuşulan anlaşılan ve anlaşılamayan konulara da başlık olarak değindi ve netliğe kavuşması gereken kritik meseleler olduğuna işaret etti.

Akıncı şöyle konuştu; “Bakanlar Kurulu’nda kararların nasıl alınacağı ile ilgili mutabakat anlattığım çerçevede ve iki taraftan da olumlu oy olmadıkça bu kararın alınamamasına yol açar. İzah etmekte fayda var; Başkan ve Başkan Yardımcısı dış politika, Savunma ve Güvenlik konularında birlikte karar alacaklar. Bu da uzlaşıldı. Bakanlar Kurulu kendi federal yetkileri çerçevesinde, alacağı kararlarda asgari bir olumlu oy olması, iki tarafta da söz konusudur.

Eğer kararlarda, Anastasiadis’in zaman zaman iddia ettiği gibi devletin işleyişini engelleyecek bir olumsuzluk çıkartırsa, onu aşmak için de çıkmazları aşma mekanizması formülleri üzerinde de çalışıldı. Bunun da ötesinde Yüksek Yargı var oralara götürülebilir, başkanlara götürülebilir mesela… Ve bu konular halledilebilir. Bakanlar Kurulu dışındaki organlar, Rekabet Kurulu veya daha başka çeşitli organlar gibi bunların ayrıntıları üzerinde çok fazla çalışılmadı…”

“Her organda temsil edilme ve kararlara etkin katılım şarttır… Şimdi bunu karikatürize etmeye çalışanlar var”

Akıncı şöyle deva etti; “Crans Montana’dan sonra müzakereler durdu, ancak BM’nin etkin katılımla, siyasi eşitlikle ilgili açıklamaları her iki tarafın tüm federal organlarda bulunması ve kararlara etkin katılımını öngörür. Yani sadece Bakanlar Kurulu’ndan bahsetmez, Siyasi Eşitlik her organda, eşit sayıda temsiliyet değildir ama her organda temsil edilme ve kararlara etkin katılım şarttır da. Şimdi bunu karikatürize etmeye çalışanlar var, ama konu o kadar basit değil... Önemli kurullar var, bu organlarda çıkış yolları bulunabilir, diye değerlendiriyorum. Bir kısmı kanatlara verilebilir, dolayısıyla sayı azaltılabilir.

Mesela Rekabet Kurulu’nda Kamu Hizmeti Komisyonu’nda eşit sayıda olması ile ilgili mutabakat sağlandı. Tek kişilik kurullar da olacak, onlar da belli bir oranda bölüşülebilir. Bu gibi konularda müzakere edilebilir durum var, bu konu daha müzakere edilip bağlanmadı… Benim inancım BM parametrelerine sadık kalınırsa, bu konularda çıkış yoları bulunur. Bize BM parametreleri, ‘Kıbrıslı Türkler olarak siz siyasal eşitliği sayısal eşitlik olarak algılamayın. Her organda bu olmaz’ der. Biz de bunu talep etmiyoruz. Senatoda, Rekabet Kurulu’nda, Kamu Hizmeti Komisyonu’nda talep ediyoruz, Bakanlar Kurulu’nda, başka organlarda talep etmiyoruz. Ama sayıca azınlıkta olacağımız kurullarda söz hakkımız olsun, görüşümüzün bir değerinin olmasını istiyoruz. Hatırlıyoruz ki 80 milyon Almanya’nın yanında 1 milyondan az Kıbrıs’ın eşit söz hakkı vardı. 80 milyonda bir oy hakkına sahip bir milyondan az Kıbrıs da Malta da bu oya sahip ve o oy alınmadıkça o karar üretilemiyor.

Benim söylediğim sadece Bakanlar Kurulu seviyesinde anlaşıldı, diğer konularda müzakere devam ediyordu, uzlaşma yoktu. O yüzden o konuda yanlış bilgi vermek istemem. Yalnız işin o kısmını konuşurken Bakanlar Kurulu’ndaki konuşmadan Anastasiadis geri adım attı. Ben ona ‘Yürütmenin en üst organında bir oyu kabul ediyorsun da daha düşük düzeydeki organlarda niye kabul etmiyorsun?’ diye sorgularken, o dönüp ‘Şimdi Bakanlar Kurulu’ndan da vazgeçtim’ diyor. Dolayısıyla bize yeni bir sürecin başlangıç noktasını oluşturmakta yardımcı olmuyor. Bu konular siyasi eşitlik temelinde bir Federal çözüme doğru yol alacaksak, bunların netliğe kavuşması gerekir, şu anda sıkıntı bu…”

“Siyasi Eşitliğin altını dolduran Dönüşümlü Başkanlık ve Kararlara Etkin Katılımdır”

Sürekli tartışılan Etkin Katılım meselesinin ne olduğunu, tartışmaların ne ile ilişkili konuşula geldiğinin sorulması üzerine ise Cumhurbaşkanı Akıncı, Dönüşümlü Başkanlık ile Kararlara Etkin Katılım meselesinin Siyasi Eşitliği fiilen dolduran şeyler olduğunu anlattı.

BM Genel Sekreteri Guterres’in gelinen noktada stratejik anlaşma hedeflediğini, ondan sonra da teknik olarak bunların altının doldurulması gerektiği düşüncesinde olduğunu ifade eden Akıncı şöyle dedi; “Açılması gereken 3 tane konu var. Birisi budur; siyasi eşitliğin altının dolması gerekir. Onu ete, kemiğe büründüren de Dönüşümlü Başkanlık ve Kararlara Etkin Katılımdır. İkincisi; 30 Haziran tarihli altı maddede Guterres ile son görüşmemde teyit ettim, ondan önce de altı maddeyi teyit etmiştim. Orada da sulandırma, çarpıtma olmamalı.

4 Temmuz meselesi geride kaldı, artık söylenmiyor, ama 30 Haziran ile ilgili takvimde Güvenlik Konseyi’ndeki ifadeler yerine başka kelimeler kullanılmaya çalışılıyor. Orada da gizli anlamlar var, bundan vazgeçilmesi lazım. 6 madde ne ise o… Guterres’in kâğıdında ne varsa onları yazalım. Bir de süreç ile ilgili çözüm isteyen bir taraf, stratejik anlaşma hedefinden niye çekinir veya o ifadelerin oraya yazılmasını niye istemez? Eğer bir çözüm istiyorsak, Guterres’de bunu raporunda öneriyor. Guterres diyor ki; ‘Artık gelinen noktada stratejik anlaşma hedeflenmeli, ondan sonra da teknik olarak bunların altı doldurulmalı’ diyor.”

“Rum liderin niyeti var mı? Ben bugün niyeti yoktur deyip, noktayı koymak istemem. Bugün o gün değil…”

Anastasiadis’in sık sık suçlama oyununa girmek istemediğini beyan ettiğini ancak muhakkak bir suçlama içine girdiğinin de rahatsız edici olduğunu kaydeden Akıncı, “Rum liderin niyeti var mı? Davranışlar, hareketler bunu gösterecektir. Ben bugün niyeti yoktur deyip, noktayı koymak istemem. Bugün o gün değil… Bugün birbirimizi suçlama noktasına gitmemeliyiz. Benim bir şikâyetim de bu noktadadır… Anastasiadis her ağzını açtığında suçlama oyununa girmek istemediğini söylüyor, ama ikinci günü de dönüp bizi suçluyor. Bunun olmaması gerek ve Doğu Akdeniz gittikçe ısınıyor… Bunun yanında hayat durağan değil, başka olaylar da yaşanıyor. Yani bu statükonun tekin olmadığı, sadece bir tarafa daha çok zarar verse de gelecekte tüm adada yaşayanlara daha fazla zarar vereceğinin anlaşılır olması lazım” dedi.

Akıncı sözlerine şöyle devam etti; “Guterres bu gelişmeleri de dikkate alarak adım atmak yoluna gitti. Onun bu adım atma çabasına geçmiş mutabakatlara sadık kalarak, BM parametrelerine uygun davranarak yardımcı olmamız lazım. Bugün tüm önerilerimizde Lute görevi devraldığından beri hep ısrarla 3 unsurun altını çizdik. Geçmiş mutabakatlar, 11 Şubat 2014 Ortak Açıklaması, 30 Haziran belgesi… İki yıl boyunca bize tarih kavgası yaşattılar. Şimdi geçmiş mutabakatlar meselesinde bu tartışmaları yaşıyoruz ve sürecin sürgit olmaması için yazılması gereken ifadelerde ayak sürmeler görüyoruz. Bunlar halledilirse referans kavramları ortaya çıkar. En azından bize yeni bir başlangıç yaratır. Çıkmaması için bir neden yok, ama niyetler berrak olursa…”

“Rum tarafının berraklığa ulaşmasında fayda var, inşallah Rum tarafı da hızlı bir şekilde bu noktaya girer…”

Önümüzdeki günlerde, Lute’un adaya gelebileceğini ancak bunun kesin olmadığını ifade eden Akıncı, Lute’un garantörler ile konuşmasının da söz konusu olduğunu söyledi.

Güvenlik Konseyi kararında Lute’a verilen görevin her iki taraf ve ilgililerle de görüşmesini kapsayan bir çerçevede olduğunu, o nedenle garantörlerin de kendileri ile temas edilmesini isteyip beklediğini ifade eden Akıncı, “Benim görebildiğim Guterres’in eğilimi önce 3’lü… Bizim iki lider olarak anlaşıp-anlaşamayacağımızı görmek istiyor özellikle… Yaşananları gördükten sonra haksız da değil. O nedenle bir an önce Rum tarafının berraklığa ulaşmasında fayda var, biz kendi tarafımızda çok istikrarlı bir şekilde bu tavrımızı, iki yıldır, bütün sıkıntılara rağmen sürdürdük. Onlardan bu berraklığı beklemek hakkımızdır diye düşünüyorum. Guterres de bunu bekliyor, ona inanıyorum. Çünkü istenilenler, konuşulanlar, tamamen BM parametrelerine giren hususlardır. İnşallah Rum tarafı da hızlı bir şekilde bu noktaya girer” dedi.

“Guterres yardımcı olmak istiyor ancak taraflarda bunu görmezse daha ileriye götüremez…”

Cumhurbaşkanı Akıncı Crans Montana sürecine ilişin ise şu kritik değerlendirmeyi yaptı; “Guteres göreve geldikten bir hafta sonra Cenevre’ye geldi. Kendisini sıcağı sıcağına Kıbrıs meselesinin içinde buldu. Orada bazı hayal kırıklıkları yaşadı. Örneğin; konferans devam edecek iken ansızın Yunanistan’ın erteleme talebi çıktı… Kendisinin haberi olmadan sosyal medyada ertelendi gibi haberler çıktığını gördü, buna çok üzüldü. Ondan sonraki süreçte Crans Montana’ya geldiğinde bize yardımcı olacak şekilde çerçeveyi ortaya koydu. Epey mesafe aldı, sonra ayrılmak durumunda kaldı, tekrar geldi… Belki birkaç gün daha konferans uzatılabilseydi, daha farklı da gelişebilirdi. Ama hemen ertesinde Hamburg’ta toplantısı vardı. Onun için uzayamadı. Dolayısıyla orada kendi açısından yaşadığı bir istenmeyen durum var. İki yıldır da konuya temkinli bir şekilde yaklaşıyor.

Bir yıldır hiçbir şey yapmadı, ama ikinci yıl başlarken tüm tarafların rızasını alarak Lute’u görevlendirdi. Şimdi bize önce telefon açtı, sonra da görüştük. Artık 190 küsur ülke var, buna rağmen bize normalin üstünde zaman ayırdı. Bir de 3’lü görüşme-5’li görüşme için istekli ve inisiyatifli olduğunu da htirdi. Dolayısıyla Guterres Kıbrıs konusunda yardımcı olmak istiyor, bu belli. Ancak taraflarda bunu görmezse daha ilerisini götüremez. O nedenle bizim de burada artık özümüz ile sözümüzün birbiri ile uyumlu olması lazım. Kıbrıslıların da birbirine yardımcı olmaları lazım. Geçmiş mutabakatlara bağlıyız dedikten sonra, onların içerisinden birkaç tanesine bağlı olunmadığı söylenirse, Guterres de dönüp bir daha bakacaktır. Ya da 30 Haziran’ı kabul ettim, gibi görünüp onun içeriğini farklı yorumlamaya başlarsanız… Anastasiadis Genel Kurul’daki konuşmasında 6 maddeden bahsederken Dönüşümlü Başkanlığın adını bile anmadı mesela… 6 maddeyi saydı, ama Dönüşümlü Başkanlığın adı yok. Hâlbuki maddelerden bir tanesi Dönüşümlü Başkanlık… Tüm bunlar Guterres’in gözü önünde cereyan ediyor, o da ona göre bir karar verecek…”

Gaz Gerilimleri…  “Çözüm olmadan bu konularda mesafe alabilirsek çok iyi olur, ancak olamayacağı anlaşılıyor…”

Doğu Akdeniz’deki gerilim ile gelişmelere de değinen Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Türkiye’nin kendi hak iddia etti kıta sahanlığı ile Kıbrıslı Türklerin kendisine yetki verdiği alanlarda aramalarına ayrı ayrı devam edeceğini kaydederek “tüm bunları aşmanın yolu Kıbrıs sorununu çözmek mi? İdeali o tabi ki… Kıbrıs sorunu çözülmeden de bu konularda mesafe alabilirsek çok iyi olur, ancak olamayacağı anlaşılıyor. O zaman Kıbrıs sorununa daha çok eğilelim, çözümü daha erken sağlayalım gayretini göstermeliyiz. Bunun için de Guterres’in de beklemekte olduğu referans kavramları olayını tam anlayıp hızlanmamız lazım” ifadelerini kullandı. 

Akıncı sözlerini şöyle tamamladı; “Ben her konuşmamda 3 tane yoldan söz ettim. Birincisi Rolandis de bunu seslendirdi, Kıbrıs sorununu çözelim ondan sonra doğalgaz arayalım… Bunu yapamıyoruz. Yapamıyorsak işbirliği yapalım: Bu bizim önerimiz... Bizim önerimizi beğenmediğiniz yanları varsa başka bir şey önerin, çalışmaya o öneri üstünden devam edelim, bir çıkış yolu bulalım.  O da olamıyorsa şimdiki durum gibi ayrı ayrı… Yani ben bunun başka bir yolunu göremiyorum. Bekleme yok, birlikte yapalım yok, önerimizi dikkate almıyorsunuz, o zaman taraflar ayrı ayrı yapacak. Türkiye kendi hak iddia etti kıta sahanlığı, Kıbrıslı Türklerin kendisine yetki verdiği alanlarda bu aramalar ayrı ayrı yapılmaya devam edecek. Ben dördüncü bir şık göremiyorum. Dördüncü şık; Türkiye ve Kıbrıslı Türkler oturup ellerini bağlasınlar ve yabancı şirketlerin Rumlar adına yapacakları kazıları seyretsinler diye düşünülüyorsa bu olmaz. Olmayacak”  

HABER KAYNAGINA GITMEK IÇIN TIKLAYINIZ

Kaynak: Editör:
 
Etiketler: Akıncı:, Sonuç, odaklı, süreç, talebimizden, vazgeçmedik,
Haber Videosu
Yorumlar
Yazarlar
Ulusal Gazeteler
Alıntı Yazarlar
Sayfalar
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı