Yazı Detayı
10 Eylül 2019 - Salı 08:57
 
Bizdik… Kendimiz… Kimliğimiz… Bravo… Bravo… Bravo…
Hasan KAHVECİOĞLU
hasankahvecioglu@yahoo.com
 
 

Bir Açıkhava konseri, bir insanın yüreğinin ta diplerine, bu kadar gerçekçi biçimde dokunabilir mi? 

Bir konserin çok sesliliği; bir toplumun geleceğe dair var oluşunu haykıran bir çığlığa dönüşebilir mi? 

Bir Açıkhava konseri, söz ve müziği; nostaljiyi özlemle, ülke sevgisini umutla harmanlayarak gecenin karanlığında Akdeniz’in serin suları üzerinde yükselen bir “varoluş” konçertosuna dönüştürebilir mi? 

Hem de nasıl… 

Sözün ve müziğin yapamayacağı “devrim” dönüştüremeyeceği “beyin” yoktur herhalde… 

Geçen Cuma akşamı, Girne Amfi Tiyatro’da; Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ile “Sıla 4”ün gerçekleştirdiği konser, Kıbrıslı Türkler’in bu topraklarda sonsuza kadar “var olacaklarının” güçlü ve kaliteli bir kanıtı gibiydi… 

Sahnede, bu toprakların binlerce yıllık “kültürel miras”ından beslenerek yarattığımız, “bizim” değerlerimiz vardı… 

Orada buram buram “biz” vardık… “Kimliğimiz” vardı… “Geçmişimiz” vardı… “Geleceğimiz” vardı… 

Orada; tahta “sanduka”dan çıkmış ak gelinlik kadar “rafine” bir “yerel”lik vardı… 

Orada; “mani”lerimizin Sıla 4’le yıllardan beridir sürdürdüğü yolculukta; çok sesli müzikle buluşması ve çağdaş “tını”larla iç içe geçerek “dünyalı”laşması vardı… 

Ama; tüm bunların çok çok ötesinde, o sahne; adeta “toplumsal” varoluşumuzun pastel renkli bir gurur tablosuydu… 

Bir ara, yerimde duramadığımı duyumsadım… Ellerimi, ayaklarımı nereye koyacağımı bilemedim… 

Basamaklardan aşağıya koşmayı, sahneye atlayıp Erdinç’e, Ferahzat’a sarılmayı düşündüm… 

Beni ve benim gibi yaş almış olanları eskilere, “getto” yaşamının zorlu günlerine götürdüler… 

Arasta’da, 22. Bölük’te, Yeşil Gazino’nun bir “balık odası” vardı… Bir ara bu loş ve deniz kokulu odada kendimi sevgili rahmetli Raif’le sohbet ederken yakaladım… 

Bana bir sohbetimizde; tam beş tane kitap hediye etmişti… “Yoldaşım Hasanemin’e” diye imzalayarak… 

Raif o akşam sahnedeydi… Erdinç’in ve Ferahzat’ın yanıbaşındaydı… 

Eski vefalı dostum Aydın Kalfaoğlu’nu da gördüm o akşam sahnede… 

O da bana acı bir “yolculuk” yaptırdı gecenin tadına vardığım sırada… 

Aklıma; yazılarımdan ötürü açılan davalar geldi… Aydın’ın, mahkemelerde beni nasıl canhıraşla savunduğunu, aman ceza yemeyelim diye çırpındığını anımsadım… 

Sonra çıktım oralardan, Aydın’a da Raif’e de birer gitar verdim, sahnede yerlerini aldılar, sonuna kadar da oradan hiç ayrılmadılar… 

Geceye baktım, seyirciye baktım, halkın arasında oturmuş Cumhurbaşkanı’na baktım, bizi bir “ortak paydada” buluşturan bu müziği bu kadar “güçlü” kılan tılsımı keşfetmeye çalıştım… 

Herşeyden önce; Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, artık Kıbrıslı Türklerin “onur ve gurur kaynağı” oldu… 

Bir toplumun; kültürü ve sanatı ile dünyada “görünür” olabileceğini, çağdaşlık liginde kendine iyi bir yer edinebileceğini herkesin anlaması gerekiyor… 

Cumhurbaşkanı Akıncı, eşi Meral Akıncı ile birlikte bu “anlayış”a sahip olduklarını, sık sık kültür ve sanata verdikleri değerle gösteriyorlar… 

Bugün toplumun “Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası”na sahip olması, büyük bir şansımızdır. 

Ama daha da önemlisi; bu oluşumun yaptığı işler, ürettiği projelerdir. 

Gördüğüm kadarı ile Cumhurbaşkanı Akıncı, eşi Meral Akıncı ile birlikte orkestraya tam destek veriyor, “yürüyün” diyor… 

Onlar da yerlerinde duramıyorlar… Çoğumuzun hayal bile edemeyeceği işbirlikleriyle topluma müthiş zenginlikler yaşatıyorlar… 

“Sıla 4” projesi ile de müthiş bir çıkış yaptılar… 

En başta orkestra düzenlemelerinin mimarı Şef Ali Hoca’yı yürekten kutluyorum… 

Bu performans zenginliği ve üretkenliği ile devam ederlerse, Kıbrıs Türk toplumunun “imaj”ına, buralarının yalnızca kumar ve gece kulübü mekânı olmadığına, burada çağdaş, kültürüne sahip çıkan, entelektüel düzeyi yüksek bir toplumun yaşadığına tüm dünya şahit olacaktır. 

Hani bazı politikacılar “KKTC’nin marka değeri” derler ya; bunu savaş gemilerinin güvertesinde nutuk sallamak ya da Maraş’ı açarım ha gibi tehditlerle Rumları korkutarak yapacaklarını sanıyorlar… 

Ancak öte tarafta; bunu kültürle, sanatla ve hepsinden önemlisi “aşkla” yapan birileri var ve bu yüzden bu orkestranın kurulmasına öncülük edenleri kutlamak gerekmektedir. 

Konser’in müziksel tadı ve “içeriği” yanında, teknik düzenlemesi ve görsellikle zenginleştirilmesinin de geceye renk kattığını not etmek gerekiyor. 

Lefkoşa Folklor ve Gençlik Merkezi’nden gençlerin Kıbrıs oyunları, Garanfil şarkısı sırasında KİKEV’in (Kıbrıs İşitme Konuşma Engelliler Vakfı) işaret dili ekibinden çocukların sahnede eşlik etmeleri, bir konserle farklı “duyarlık”ların da gündeme taşınabileceğini, farkındalık yaratılmasına katkı konabileceğini gösterdi…

 
Etiketler: Bizdik…, Kendimiz…, Kimliğimiz…, , Bravo…, Bravo…, Bravo…,
Yorumlar
Diğer Yazılar
Karpaz’da bir kahve toplantısı…
Maraş’ın “Kayyum”u…
750 milyonu, 750 takla atarak alacaksa…
Guterres, işin özünü anladı galiba…
“Bulaştırma Bakanlığı” idi “Yamalama Bakanlığı” oldu…
Bu kadarı da çok fazla…
UBP-DP’nin mobil hırsızlığı…
“Kıbrıs İslam Özerk Cemahiriyesi”
Laurel ile Hardy ve üç kafanın karışıklığı…
Bulaştırma Bakanı’nın “aile bağları”
“Cedit yeni” fikirler ve Ankaracı hayaller…
Doğuş Derya’dan ayrılıkçı hayalperestlere harika bir ders…
Hameset, farfara ve “çifte çavuşlar”
“Oliki Kipros” ve Prof. Kızılyürek
İcazet, mazeret, müzevirlik ve vızzzzz…
15 aydır “falaka” sürüyor…
Akıncı’nın yeşil yeşil günahları…
Bir buket çiçek al, Polis Müdürü’ne git… Yok yaa…
Çirkin bir fotomontaj ve Şener Levent
Kıb-Tek’i atın çamaşır makinesine
Hüzün ana ve çocukları…
Yasaklı kitap… Kelepçe… Zafer işareti…
“İki devletli” olmak güzeldir…
Rauf Bey’in ruhunu sızlatanlar…
Söz verdi, oyları aldı, şimdi de cırladı…
Ağza her geleni, her yerde söylemek sendikacılık mı?
Zeki Çeler ezber bozuyor…
Yağdır Mevlâm akıl…
“Tek adamlık rejimi” da bir seçenektir…
“Kamu” maliyesini ayakta tutan “özel”in emekçileri…
Kurtulmak yok tek başına (2)
Benim vicdanım tam tersini söylüyor: Kurtulmak yok tek başına…
2019’dan istemediklerim…
Gözü “toplum”a değil de “kitle”ye odaklı solculuk…
Büyükelçi Asaf İnhan’dan yediğimiz fırça…
Tespitler doğru… O halde şimdi haydi icraata…
Ne Anastasiades; ne Çavuşoğlu…
15 Kasım Felaketi…
Bulaştırma Bakanı yasaklara ve cezalara aklını taktı
22. Bölük Efsanesi...
Arıklı “Çavuşoğlu-Özersay” muhabbetini çok kıskandı…
Akıncı’yı “dışlamak” Kıbrıslı Türkleri dışlamaktır…
Okullar, kantinler, tuvalet kağıdı ve parasız eğitim
Hayvancıya “pozitif ayırımcılık” Doğru mu?
Ankara “tasarruf” ve “reform” isterse, “bu bize uyar” diyebilecek miyiz?
Altında kalanın boynu kopsun…
“Paket” bizim paket… Ankara’nın değil…
Haçanabir dökecen o betonu…
Paris Hilton bizi “tanıtır” mı?
10 Soruda “hal-i pürmellal”imiz…
Aslan ve de kaplan medyamız…
Yakın Doğu İlkokulu’nun Kitapları…
Yerel dünyamız çok yerel…
Kapısına derhal kilit vurulmalıydı…
Belediyeler: Popülizmin bataklıkları…
51 yıl önceydi: Lefkoşa’dan “Nazım” geçti…
Mardinli Veysi ile Şehmuz’un rekabeti…
Yolları kirleten belediyeler ve Bulaştırma Bakanlığı…
Yalaşık bulaşık belediyeler…
Çerçeveci Guterres’in önüne cillenen top…
Yakında boğazımıza sarılacaklar...
Vay Sayın Bakan vay...
Özgürgün’ün Yediyüz bin ton ağırlığındaki “saygı”sı…
“Müşavir” olamayan PR’cı gazeteciler…
Moral bozucu absürd maskaralıklar…
Dörtlünün kucağındaki “dörtlü mezar” Ne olacak? Ya madalyalar…
Çanakkale ile Afrin “kombine” olur mu?
22 kaçakçılık dosyasından, 48 yolsuzluk dosyasına…
“Dörtlü” gözünü “dört” açmalıdır…
Osmanlı Tokadı…
YDP ve Arıklı “marjinal”leşmek mi istiyor?
Özgürgün’ün “delitoy”luğu, Dörtlünün ağırbaşlılığı, Burcu’nun “yetti gayri”si…
Akıncı’nın “Şiddet” karşısındaki net tavrı…
Yazarlar
Ulusal Gazeteler
Alıntı Yazarlar
Sayfalar
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı