Yazı Detayı
03 Aralık 2019 - Salı 10:33
 
Bu beş ay çok çetin geçecek…
Hasan KAHVECİOĞLU
hasankahvecioglu@yahoo.com
 
 

Gelecek Nisan ayındaki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin kampanyalar; hem çok erken başladı, hem tansiyon hızla yükseliyor, hem de önümüzdeki beş aylık sürecin çok “çetin” geçeceğine ilişkin belirtiler var…

“Çetin” derken, adaylar arasındaki yarışı kastetmiyorum…

Demokratik seçim atmosferinin karşı karşıya bulunduğu muhtemel risk ve tehlikelerden söz ediyorum. 

Şu ana kadarki izlenimim odur ki; Cumhurbaşkanı Akıncı, diğer olası adaylardan çok daha fazla hazırlıklı, çok daha fazla kendinden emin ve çok daha fazla şanslı…

Diğer olası adaylar karşısında; devlet tecrübesi, donanımı, kıdemi ve halkla kurmayı başardığı iletişim nedeniyle yarışa neredeyse 1-0 önde başlıyor…

İşte tam da bu noktada, Türkiye değil ama Ankara’daki bazı siyasi çevreler, Akıncı’nın seçimi kaybetmesi için “çok yönlü” bir projeyi yürürlüğe koymuş bulunuyor.

1990 model karışmacılığın “ayak sesleri” duyulmaya başlandı bile…

Ankara’da ve Lefkoşa’da neler pişirildiğini görmemek, duyumsamamak için “ahmak” olmak gerekiyor…

Ancak, durum bu kez çok farklı…

Ankara’daki bazı politikacıların “işar”ı ile hareket edenler, Kıbrıslı Türkler’in “müdahale”lerden nefret ettiğini, 1990’da yaşananların toplumsal dokuda büyük yaralar açtığını görebilecek kalibreden yoksundurlar ve “Ankara’nın sözcüsü” gibi hareket ederek seçim kazanılabileceğini zannediyorlar…

Herşeyden önce; Cumhurbaşkanı Akıncı’nın Ankara’nın şimdiki AKP hükümetinin bazı bakanlarından farklı şeyler söylemesini “Türkiye karşıtlığı” olarak etiketliyor ve bundan nemalanmaya çalışıyorlar…

Bu konuda hem sağdan, hem de soldan sesler yükseliyor…

Geleneksel sağ politikacıların “anavatancı” hamasetini ciddiye almıyorum ama sol siyasetten “Akıncı, Ankara ile iyi ilişkiler kuramadı” şeklinde yükselen ve ne yazık ki “biat” çağrışımları yapan çıkışlarını hiç de hayra yormuyorum…

Bu konuda 2. Cumhurbaşkanı Talat’ın, içini doldurmakta aciz kaldığı açıklamalarının “kişiselliği” beni acı acı düşündürüyor…    

Aslında Sayın Akıncı, “Türkiye ile ilişkiler”in oturacağı zemin konusunda; geçenlerde yaptığı açıklamada, bugüne kadar hiçbir Cumhurbaşkanı’nın, hiçbir parti başkanının yapmadığı bir “açıklıkla” bu ilişkiyi bir kez daha yeniden tanımlamış ve hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde “duruşunu” ortaya koymuştu…

Keşke, tüm siyasetçilerimiz bu “ilişki”ye nasıl baktıklarını, bu kadar “net” biçimde ortaya koyabilseler…

Akıncı diyor ki; “KKTC olarak her aşamada Türkiye ile istişare içinde olduk, görüşlerimizi anlattık, görüşlerden istifade ettik. Bazı durumlarda insiyatif almamız gerektiğinde de bunu yapmaktan çekinmedik.”

Cumhurbaşkanlığı’na adaylığı hemen hemen kesinleşmiş olan ama henüz açıklanmayan Sayın Akıncı’nın, Türkiye ile ilişkilerdeki bu “duruşu” birkaç prensibe dayanıyor…

Birincisi; Türkiye ile istişare içinde bulunmak… Sanırım bu konuda hiçbir “aksama” yaşanmadı… Hatta Sayın Akıncı, Kıbrıs Türk tarafından kaynaklanan bir diyalog eksikliğinin söz konusu olmadığını da söyledi. 

İkincisi; Kıbrıs Türk tarafının görüşlerini onlara anlatmak… Onların görüşlerinden de istifade etmek… 

Üçüncüsü; insiyatif almak, gerektiğinde “tutuk” davranmamak ve bunu yapmaktan çekinmemek…

Hiç kuşkum yoktur ki, Kıbrıslı Türklerin kendi kendilerini yönetebilecek “akıl”ları vardır ve toplumumuzun kahir çoğunluğu yukarıda üç prensiple tanımlanmış bulunan bu “duruş”tan rahatsız olmaz.

Gene de Cumhurbaşkanı Akıncı, bu kadarla da yetinmiyor ve siyasetinin “parametrelerini” daha da açarak söylediklerinin içini dolduruyor. 

Bir; “Türkiyeli yetkililerle her konuda aynı düşünmek mümkün olmadığı gibi zorunlu da değildir.”

İki; “Kendi görüşünü ve duyarlılıklarını ifade etmemeyi “iyi ilişkinin” reçetesi sayan siyaset anlayışını benimsemiyorum.

Üç; iyi bir ilişkinin ilk şartı eşit iletişim, dürüstlük ve açıklık olmalıdır. 

Dört; uyum, ilkelerden sapmadan, farklı görüşlerin açıkça ifade edilerek senteze ulaşılmasıyla sağlanır. 

Sayın Akıncı, neredeyse bir “manifesto” kıvamında “Türkiye-KKTC” ilişkilerinin kriterlerini apaçık biçimde ortaya koymuştur.

Bu ilişkilerde iyi geçinme adına, iyi ilişki adına, kendi görüşünü gizleyen, susan, hatta boynunu sallayan bir “anlayış”ı reddediyor…

Uyumun tarifini, senteze nasıl ulaşılacağının formülünü ortaya koyuyor.

Kişilikli bir “duruş” açısından eşit iletişimi, dürüstlüğü ve açıklığı şart koşan bir “lider duruşu” sergiliyor. 

Kısacası; Türkiye ile ilişkiler konusunda aleyhindeki istismarcı “kara propaganda”ya karşı; ağırbaşlı, içerikli, prensiplere ve ilkelere dayalı bir “reçete” sunuyor…

Kıbrıslı Türk seçmen, ya bu “duruş”a onay verecek, nasıl bir Kıbrıslı Türk lider istediğini böylece ortaya koymuş olacak, ya da içinde boyun eğme, biat, evet efendim olan başka türlü bir “ilişki” istiyorsa bu özellikleri taşıyan adaylara yönelecek…

Bana göre; oturduğu “makam”ın ciddiyetini sulandıran, TC ile ilişkileri vıcıklaştıran, üstelik bunu milliyetçilik sanan bağnaz sağcılarla, TC ile ilişkilerde “ilkesizlik” sergileyen Talat gibi solcuların çabaları, Kıbrıslı Türklerin gerçek hissiyatını yansıtmıyor…

Bu yüzdendir ki, olası “müdahale”ler; bu kez daha derin yaralar açmaya, hem kendi aramızdaki, hem de TC ile mevcut ilişkileri torpillemeye adaydır.

Hem siyasetimizin, hem de medyamızın “karışmacılık”tan ve karışacak olanlara alet olmaktan uzak durmaları en büyük dileğimdir…

 
Etiketler: Bu, beş, ay, çok, çetin, geçecek…,
Yorumlar
Diğer Yazılar
“Karen Fogg çocuğu” “O. çocuğu…”
Bu iş giderek “dilencilik” kıvamına ulaşıyor…
“Vur ensesine, al ağzından lokmayı…”
21 Aralık 1963… Göç ve göçmenlik…
Sıtma ve talasemi onurumuz… “Has bin Allah ve nimel vekil”
Lefkara nakışı: İğne ile kuyu kazanlar
Rauf Bey’e mektup yazdım…
“Aldırma gönül aldırma…”
“Paradigma”nız batsın…
Biz bu “Cumhuriyet”i çok sevmiştik…
Kedi kuyruğuna, maşrappa olanlar....
Vay Saffet Paşa… Vay Karatheodori Paşa vay… (2)
Vay Saffet Paşa… Vay Karatheodori Paşa…
Karpaz’da bir kahve toplantısı…
Bizdik… Kendimiz… Kimliğimiz… Bravo… Bravo… Bravo…
Maraş’ın “Kayyum”u…
750 milyonu, 750 takla atarak alacaksa…
Guterres, işin özünü anladı galiba…
“Bulaştırma Bakanlığı” idi “Yamalama Bakanlığı” oldu…
Bu kadarı da çok fazla…
UBP-DP’nin mobil hırsızlığı…
“Kıbrıs İslam Özerk Cemahiriyesi”
Laurel ile Hardy ve üç kafanın karışıklığı…
Bulaştırma Bakanı’nın “aile bağları”
“Cedit yeni” fikirler ve Ankaracı hayaller…
Doğuş Derya’dan ayrılıkçı hayalperestlere harika bir ders…
Hameset, farfara ve “çifte çavuşlar”
“Oliki Kipros” ve Prof. Kızılyürek
İcazet, mazeret, müzevirlik ve vızzzzz…
15 aydır “falaka” sürüyor…
Akıncı’nın yeşil yeşil günahları…
Bir buket çiçek al, Polis Müdürü’ne git… Yok yaa…
Çirkin bir fotomontaj ve Şener Levent
Kıb-Tek’i atın çamaşır makinesine
Hüzün ana ve çocukları…
Yasaklı kitap… Kelepçe… Zafer işareti…
“İki devletli” olmak güzeldir…
Rauf Bey’in ruhunu sızlatanlar…
Söz verdi, oyları aldı, şimdi de cırladı…
Ağza her geleni, her yerde söylemek sendikacılık mı?
Zeki Çeler ezber bozuyor…
Yağdır Mevlâm akıl…
“Tek adamlık rejimi” da bir seçenektir…
“Kamu” maliyesini ayakta tutan “özel”in emekçileri…
Kurtulmak yok tek başına (2)
Benim vicdanım tam tersini söylüyor: Kurtulmak yok tek başına…
2019’dan istemediklerim…
Gözü “toplum”a değil de “kitle”ye odaklı solculuk…
Büyükelçi Asaf İnhan’dan yediğimiz fırça…
Tespitler doğru… O halde şimdi haydi icraata…
Ne Anastasiades; ne Çavuşoğlu…
15 Kasım Felaketi…
Bulaştırma Bakanı yasaklara ve cezalara aklını taktı
22. Bölük Efsanesi...
Arıklı “Çavuşoğlu-Özersay” muhabbetini çok kıskandı…
Akıncı’yı “dışlamak” Kıbrıslı Türkleri dışlamaktır…
Okullar, kantinler, tuvalet kağıdı ve parasız eğitim
Hayvancıya “pozitif ayırımcılık” Doğru mu?
Ankara “tasarruf” ve “reform” isterse, “bu bize uyar” diyebilecek miyiz?
Altında kalanın boynu kopsun…
“Paket” bizim paket… Ankara’nın değil…
Haçanabir dökecen o betonu…
Paris Hilton bizi “tanıtır” mı?
10 Soruda “hal-i pürmellal”imiz…
Aslan ve de kaplan medyamız…
Yakın Doğu İlkokulu’nun Kitapları…
Yerel dünyamız çok yerel…
Kapısına derhal kilit vurulmalıydı…
Belediyeler: Popülizmin bataklıkları…
51 yıl önceydi: Lefkoşa’dan “Nazım” geçti…
Mardinli Veysi ile Şehmuz’un rekabeti…
Yolları kirleten belediyeler ve Bulaştırma Bakanlığı…
Yalaşık bulaşık belediyeler…
Çerçeveci Guterres’in önüne cillenen top…
Yakında boğazımıza sarılacaklar...
Vay Sayın Bakan vay...
Özgürgün’ün Yediyüz bin ton ağırlığındaki “saygı”sı…
“Müşavir” olamayan PR’cı gazeteciler…
Moral bozucu absürd maskaralıklar…
Dörtlünün kucağındaki “dörtlü mezar” Ne olacak? Ya madalyalar…
Çanakkale ile Afrin “kombine” olur mu?
22 kaçakçılık dosyasından, 48 yolsuzluk dosyasına…
“Dörtlü” gözünü “dört” açmalıdır…
Osmanlı Tokadı…
YDP ve Arıklı “marjinal”leşmek mi istiyor?
Özgürgün’ün “delitoy”luğu, Dörtlünün ağırbaşlılığı, Burcu’nun “yetti gayri”si…
Akıncı’nın “Şiddet” karşısındaki net tavrı…
Yazarlar
Ulusal Gazeteler
Alıntı Yazarlar
Sayfalar
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı