Yazı Detayı
15 Ocak 2019 - Salı 08:12
 
Kurtulmak yok tek başına (2)
Hasan KAHVECİOĞLU
hasankahvecioglu@yahoo.com
 
 

“Vicdani ret” talebini; salt “milliyetçilik” üzerinden okuyanlarla, salt barışçılık ve solculuk üzerinden okuyanlar arasında aslında hiçbir fark yoktur…

Çünkü bu iki toplumsal kesimden hiçbiri, “ülke gerçeklerinden” ya da ülke ihtiyaçlarından, ülkedeki ateşkes koşullarından yola çıkmıyor…

Bir kesim; tutsağı olduğu şöven duyguların anaforunda; üniformayı, topu tüfeği, savaşı kutsallaştırıyor…

Öteki kesim de taptığı kitap “sloganlarıyla” rejime meydan okuyarak, bu toplumun varlığını neredeyse reddediyor…

Hiçbirinin ayakları aslında yere basmıyor…

Yaptıkları “eylem”in adına “vicdani ret” diyenlerin eşitlik talepleri bile yok… 

Aksine bireysel ayrıcalıkları içselleştirme çabaları var…

En kötüsü; burayı “normal” bir ülke sanıyorlar… Gençlerimiz; babalarının, dedelerinin “gönüllü” yaptığı toplumsal hizmetlerin değerini hiçleştiriyorlar…

Üstelik bunu “barış adına” yaptıklarını sanıyorlar…

Bu gençlerin zeytin dallı fotoğraflarının Rum medyasında yer bulması, Kıbrıs’ın kuzeyinde sanki bir “isyan” varmış görüntüsünün hiçbir “toplumsal fayda” taşımadığını düşünüyorum.

Oysa, “vicdani ret” bu ülkenin kuzeyinde yaşayan gençlerin, keyifleri icabı “ben üniforma giymem” diyebilecekleri kadar hafife alınacak bir olgu değil…

Öncelikle Birleşmiş Milletler’in “vicdani ret” konusunda çok net olduğunu, bunu bir “hak” olarak tanımladığını ve Uluslararası İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 18. maddesine dayandırdığını bilmeliyiz. 

BM İnsan Hakları Komisyonu; üye ülkelerden bu “hak”kı tanımalarını, tanırken de yasal düzenleme yaparak askerlik yapmak istemeyenlere “alternatif servis” sunmalarını tavsiye ediyor.

Dünyada bu “hak”kı tanıyan ve gerektiği biçimde uygulayan devlet sayısı, bir elin parmak sayısını geçmiyor…

Kırgızistan’dan Bolivya’ya; Kore’den Ukrayna’ya kadar her “devlet” özellikle “alternatif servis” konusunda BM’nin ve AİHM’nin zorlamaları ile düzenlemeler yapıyor…

Avusturya, Norveç, Danimarka, Finlandiya bu konuda iyi örnekler olarak gösterilebilir…

“Vicdani ret” aslında daha çok, dini inanışla bağlantılı… Bu “hak”ın tanıtılmasında “Yahova Şahitleri”nin ödedikleri ciddi bir “bedel” var…

Yahova Şahitleri, ana akım Hristiyanlığın içinde farklı görüşleri olan bir dini topluluk. Hristiyanlığın ilk “format”ına dönmesini savunuyorlar. Sigara içmezler, silaha, savaşa, politikaya karşıdırlar.

Dünyada 9 milyona yakın Yahova Şahidi var ve bunlar birçok değişik ülkede yaşıyorlar. Sözünü ettiğimiz “vicdani ret” konusunun dünyada dal budak salmasına ciddi katkıları oldu.

Dünyada 100’ün üzerindeki devlette bu “hak” ya reddediliyor, ya da yarım yamalak kullanılıyor…

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bu konuda bazı devletleri suçlu bulduğu, ceza kestiği kararları var…

Türkiye de bunlar arasında bulunuyor…

2017 yılında Ermenistan, mahkeme kararının zorlaması ile 250 Yahova Şahidi’ni hapisten çıkardı ve onlara “alternatif servis” hakkı tanıdı.

Dünya; aslında zorunlu askerlik ve mecburi hizmet konularında da karmakarışık…

Kimisi askerliği kaldırıyor (Almanya gibi) kimisi zorunlu askerliği yeniden koyuyor (Kuveyt, Katar, Gürcistan, Ukrayna, İsveç gibi…)

Birçok ülkede “alternatif servis” var. Yani; askerlik yapmayacak olan, sivil devlet servisinde görevlendiriliyor. Bu konuda da çeşitli uygulamalar var. Tartışma sürüyor. Alternatif servisin süresi, maaşı, görev yeri uzaklığı her ülkede farklılıklar gösteriyor. 

Ancak dünyadaki genel uygulamalarda, bu “hak” en başta bir dinsel topluluğa üye olanlara tanınıyor… 

İdeolojik nedenlerle “Ben üniforma giymeyeceğim” diyenler, Avrupa ülkelerinde bile sıkı bir “süzgeç”ten geçiriliyor…

Bazıları ise bu “hak”kı tanıyor ama kullanılmasını sınırlandırmak için caydırıcı önlemler alıyor. Örneğin Yunanistan ve İsrail…

Burada; Kıbrıs’ın Rum tarafında askerlik süresini kısaltarak bu işi çözdüler. 2016’ya kadar askerlik süresi 24 ay idi. Askere gitmek istemeyenler 31 ay “alternatif servis”te hizmet ediyordu. Temmuz 2016’da askerlik 14 aya indirilirken “alternatif servis” de 19 ay olarak yasalaştırıldı.

Kısacası; bu “hak” dünyanın her tarafında farklı biçimlerde uygulanıyor…

Bunu; tümü ile reddedenler de var tabii…

Singapur ve Küba gibi… Türkiye gibi…

Küba; “ulusal güvenliğin” bu bireysel haktan çok daha öncelikli olduğunu savunuyor.

Bize gelince…

Biz; Birleşmiş Milletler’e göre bir “devlet” değiliz… Zorunlu askerlik kuralları koymaya bile hakkımız yok…

Birleşmiş Milletler’in İnsan Hakları Komisyonu, 2017 Haziranında Genel Kurul’a bir “vicdani ret” raporu sundu. Bu raporun 57. maddesinde “Kıbrıs’ın kuzeyinden” de söz ediyor. BM’ye göre; “silahlı kuvvetler” bulundurmak uluslararası hukuğa göre sadece “devlet”lerin bir hakkıdır.  

Biz, BM’ye üye bir devlet değiliz ve bizi “zorlayan” bir uluslararası hukuk kuralı da yok… 

O halde, bu heyecanımızın, bu aceleciliğimizin bir “gerekçesi” olmalı…

İşte bu noktada ben, bu işi “samimi” bulmuyorum…

Yerleşik toplumsal değerlere bir “ani saldırı” olarak görüyorum…

Bizim içinde bulunduğumuz güvenlik koşullarının, bu uygulamayı “kaldıramayacağını” düşünüyorum…

Hatta ve hatta bu eylemlerin toplumsal ayrışma yaratacak “psikolojik” boyutunu, Türkiye insanına yönelik “algı” boyutunu önemsiyorum.  

En çok da gençlerin kafalarını karıştıran, onları soğutan “öğe”leri, provoke eden medya popülistlerini, konuyu sınırlar ertesine taşıyıp bizi Rum şövenistlerine “govlayan”ları yadırgıyorum.

Bu hükümet keşke askerliği süresi ve içeriği ile “revize” edecek, bedelliyi kaldıracak, seferberliği düzenleyecek kadar cesaret sahibi olsa…

 
Etiketler: Kurtulmak, yok, tek, başına, (2), ,
Yorumlar
Diğer Yazılar
Guterres, işin özünü anladı galiba…
“Bulaştırma Bakanlığı” idi “Yamalama Bakanlığı” oldu…
Bu kadarı da çok fazla…
UBP-DP’nin mobil hırsızlığı…
“Kıbrıs İslam Özerk Cemahiriyesi”
Laurel ile Hardy ve üç kafanın karışıklığı…
Bulaştırma Bakanı’nın “aile bağları”
“Cedit yeni” fikirler ve Ankaracı hayaller…
Doğuş Derya’dan ayrılıkçı hayalperestlere harika bir ders…
Hameset, farfara ve “çifte çavuşlar”
“Oliki Kipros” ve Prof. Kızılyürek
İcazet, mazeret, müzevirlik ve vızzzzz…
15 aydır “falaka” sürüyor…
Akıncı’nın yeşil yeşil günahları…
Bir buket çiçek al, Polis Müdürü’ne git… Yok yaa…
Çirkin bir fotomontaj ve Şener Levent
Kıb-Tek’i atın çamaşır makinesine
Hüzün ana ve çocukları…
Yasaklı kitap… Kelepçe… Zafer işareti…
“İki devletli” olmak güzeldir…
Rauf Bey’in ruhunu sızlatanlar…
Söz verdi, oyları aldı, şimdi de cırladı…
Ağza her geleni, her yerde söylemek sendikacılık mı?
Zeki Çeler ezber bozuyor…
Yağdır Mevlâm akıl…
“Tek adamlık rejimi” da bir seçenektir…
“Kamu” maliyesini ayakta tutan “özel”in emekçileri…
Benim vicdanım tam tersini söylüyor: Kurtulmak yok tek başına…
2019’dan istemediklerim…
Gözü “toplum”a değil de “kitle”ye odaklı solculuk…
Büyükelçi Asaf İnhan’dan yediğimiz fırça…
Tespitler doğru… O halde şimdi haydi icraata…
Ne Anastasiades; ne Çavuşoğlu…
15 Kasım Felaketi…
Bulaştırma Bakanı yasaklara ve cezalara aklını taktı
22. Bölük Efsanesi...
Arıklı “Çavuşoğlu-Özersay” muhabbetini çok kıskandı…
Akıncı’yı “dışlamak” Kıbrıslı Türkleri dışlamaktır…
Okullar, kantinler, tuvalet kağıdı ve parasız eğitim
Hayvancıya “pozitif ayırımcılık” Doğru mu?
Ankara “tasarruf” ve “reform” isterse, “bu bize uyar” diyebilecek miyiz?
Altında kalanın boynu kopsun…
“Paket” bizim paket… Ankara’nın değil…
Haçanabir dökecen o betonu…
Paris Hilton bizi “tanıtır” mı?
10 Soruda “hal-i pürmellal”imiz…
Aslan ve de kaplan medyamız…
Yakın Doğu İlkokulu’nun Kitapları…
Yerel dünyamız çok yerel…
Kapısına derhal kilit vurulmalıydı…
Belediyeler: Popülizmin bataklıkları…
51 yıl önceydi: Lefkoşa’dan “Nazım” geçti…
Mardinli Veysi ile Şehmuz’un rekabeti…
Yolları kirleten belediyeler ve Bulaştırma Bakanlığı…
Yalaşık bulaşık belediyeler…
Çerçeveci Guterres’in önüne cillenen top…
Yakında boğazımıza sarılacaklar...
Vay Sayın Bakan vay...
Özgürgün’ün Yediyüz bin ton ağırlığındaki “saygı”sı…
“Müşavir” olamayan PR’cı gazeteciler…
Moral bozucu absürd maskaralıklar…
Dörtlünün kucağındaki “dörtlü mezar” Ne olacak? Ya madalyalar…
Çanakkale ile Afrin “kombine” olur mu?
22 kaçakçılık dosyasından, 48 yolsuzluk dosyasına…
“Dörtlü” gözünü “dört” açmalıdır…
Osmanlı Tokadı…
YDP ve Arıklı “marjinal”leşmek mi istiyor?
Özgürgün’ün “delitoy”luğu, Dörtlünün ağırbaşlılığı, Burcu’nun “yetti gayri”si…
Akıncı’nın “Şiddet” karşısındaki net tavrı…
Yazarlar
Ulusal Gazeteler
Alıntı Yazarlar
Sayfalar
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı