Yazı Detayı
24 Haziran 2019 - Pazartesi 11:07
 
Laurel ile Hardy ve üç kafanın karışıklığı…
Hasan KAHVECİOĞLU
hasankahvecioglu@yahoo.com
 
 

“Pot” üstüne “pot” kırıyorlar…

Bir söyledikleri, ötekini tutmuyor…

İlk söylediklerini, arkasından inkâr ediyorlar…

Gerçekten; her ikisinin de kafaları karışık…

Karışık ama; öte yandan da her türlü “kurnazlığı” becerebilme yetenekleri var…

Biri; “devlet”te mali konularda bir miktar “tecrübesi” bulunan, aşırı heyecanlı, milliyetçi bir siyasetçi…

Ağzını, dilini, yeterince kontrol ettiği pek söylenemez…

Öteki; solculukla sağcılıkla alakası olmayan; her telden çalan, “toparlayacağız” diye diye “ayrıştırıcı”lığın harika örnekleri içinde batıp çıkan, tecrübesiz genç bir siyasetçi…

Bu iki kafadaki “enerji”ler birleşince; bir haftada siyaset kurumunu hallaç pamuğu gibi dağıttılar…

Bazan onları, ünlü Amerikalı komedyenler “Laurel ile Hardy”ye benzetiyorum…

Bizi güldürüyorlar…

Bir türlü “kafasını” toparlayamayan ve hükümet bozup kurmasıyla, bunu topluma pahalıya ödettiren Özersay, kalktı Anastasiades ile bir yemek yedi…

Aslında böyle bir “sosyalleşme” yadırganmayacak bir davranış olmasına karşın, yemeği; devletin en üst makamından ve halktan gizledi…

10 gün sonra bu “gizli yemek” ortaya çıktığında da gereğini yapmadı… Cumhurbaşkanı’ndan özür dilemedi…

Bu “gizli operasyon”un, Cumhurbaşkanı’na yönelik “saygısızlık” ve “etik dışılık” hatta “siyasi terbiye” bakımından yarattığı “tahribat” hiç de azımsanamaz…

Bu davranışı; Cumhurbaşkanı’na belki bir “gol atarım” kurnazlığı ile açıklanabilir… Bazı duyguları erken kabarmış olabilir…

Ancak attığı “gol” Kıbrıs Türk toplumunu küçük düşürmek anlamını taşıyor… Bunu duyumsamaması, siyasette önemli bir eksiklik olsa da, şükretsin ki; Cumhurbaşkanı Akıncı, ağırbaşlı bir “devlet adamı” gibi davrandı ve her şeye karşın onunla “diyaloğu” sürdüreceğini açıkladı…

Konunun; Yenidüzen’in ele aldığı ve Erhürman’ın değerlendirdiği gibi “Devletin zirvesinde diplomatik gerginlik” değil, bir siyasi etik meselesi olduğu kısa zamanda anlaşıldı…

Oysa aynı Özersay, Türkiye’nin “ayarladığı” İtalya gezisini ve hidrokarbon şirketi ile görüşmesini “gizli” tutmayı başaramamış, bu yüzden de İtalyan şirketinin yetkilileri “bir daha görüşmeyiz” diyerek bu yaptığını “fiyasko”ya dönüştürmüştü…

Arkasından Rus Büyükelçisi ile yaptığı görüşmeyi de “gizli” tutamadı ve basına aktardı. Büyükelçi de hepimizi aşağılayan açıklamalarla sayesinde; Kıbrıs Türk toplumunu rencide etti. 

Yani, Sayın Özersay’ın, yediği yemeklere ilişkin bu “üçüncü” gafıydı…

Yetmedi…

Arkasından Maraş “gafını” piyasaya sürdü…

17 Temmuz 2017’de tüm partilerin, TC Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile çizdikleri “ortak politik tavır” ortada dururken, Cumhurbaşkanı’nı “devre dışı” bırakmaya ve kendi “kafası” ile iş yapmaya yeltendi…

Tabii bu kez, karıştıran “kafa”lar üçlendi…

Bu arkaları sıvazlanan “Lorel ile Hardy” ikilisine daha büyük bir “kafa” önderlik ve yol göstericiliği yaptı…

Hatta işin içine “biat” da karıştı…

“Biat”çılar sandılar ki; üç kafa bir araya gelince, Maraş “seyran” olur…

Tabii; önce “hamaset”in doruklarında gezindiler, kafaları karıştırdılar ve sonra da “ayaklarını yere basarak” söylediklerinden “çark” ettiler…

Bu “ikili”den birisi “Maraş’ı Türk idaresinde açacağız” derken, öteki “Ne açması, biz sadece envanter yapacağız” gibi birbiri ile çelişen açıklamalar yaptılar…

İşin içine bir de “Las Vegas”ı karıştırdılar. Sonra Ersin Tatar “ağzımdan böyle bir kelime çıkmadı” dedi.

Ersin Tatar da, bu “ağızdan çıkanı kulağın duyması” konusunda sabıkalıdır…

Sayın Akıncı’ya “ayar vermek lazım” dedikten sonra, “ağzımdan öyle çıktı işte” diye açıklama yapmıştı…

Kısacası; bu “ikili”nin ilk “icraat”ları “kafa karışıklığı” olarak kayda geçti…

Önce söylediklerinden, epeyce vazgeçtiler… 

Ama; yaptıkları, gerçekten “siyasal etik” bakımından hiç de “Laurel ile Hardy” sempatisi taşımıyor…

Gülsek de, ciddiye almasak da; bizim siyasetimizin “kalibresi”nin diplere vurması, her Kıbrıslı Türkü incitmelidir…

Sağda da olsa, solda da olsa, Kıbrıslı Türklerin seçilmiş liderini “dışlama” girişimi en sert biçimde karşılık görmelidir…

Hele hele siyasetimize “dış müdahale”yi meşrulaştıracak bu gibi davranışlar, sivil toplumu hop oturtup hop kaldırmalıdır…

CTP’nin; yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri nedeniyle, “aman Akıncı puan toplamasın” endişesiyle bu konuda biraz “tutuk” davranmasını elbette yadırgadım. 

Ama bu “ikili”nin Çavuşoğlu ile beraber dokuduğu “tezgah” hiç de hafife alınamaz…

Çözümü “iki devletli” olarak gören ve Maraş’ı da “ganimet alanı” olarak planlayan “yeni fikirler”in Kıbrıslı Türklerin başına ne gibi yeni çoraplar öreceği tüm çözüm yanlılarının “gailesi” olmalıdır…

Bu “ikili”nin kafasında, “Maraş yüzde yüz Evkaf mülküdür” projesi vardır ve “envanter” işinin arkasından piyasaya sürecekleri “yeni fikir” budur…

Ankara ise; bu “Maraş ganimetçiliği”ne bir tek nedenle razı olmuştur… O da “Doğu Akdeniz’deki gerginlik sürerken Rumları biraz korkutalım”dan başka bir şey değildir…

Dilerim ki bu “üç kafadar”ın maceracı birlikteliği, Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye’nin başına yeni felaketler getirmesin…

Bu yüzden “uyanık” olmak bugünlerin en büyük gereksinimidir…   

 
Etiketler: Laurel, ile, Hardy, ve, üç, kafanın, karışıklığı…,
Yorumlar
Diğer Yazılar
Kedi kuyruğuna, maşrappa olanlar....
Vay Saffet Paşa… Vay Karatheodori Paşa vay… (2)
Vay Saffet Paşa… Vay Karatheodori Paşa…
Karpaz’da bir kahve toplantısı…
Bizdik… Kendimiz… Kimliğimiz… Bravo… Bravo… Bravo…
Maraş’ın “Kayyum”u…
750 milyonu, 750 takla atarak alacaksa…
Guterres, işin özünü anladı galiba…
“Bulaştırma Bakanlığı” idi “Yamalama Bakanlığı” oldu…
Bu kadarı da çok fazla…
UBP-DP’nin mobil hırsızlığı…
“Kıbrıs İslam Özerk Cemahiriyesi”
Bulaştırma Bakanı’nın “aile bağları”
“Cedit yeni” fikirler ve Ankaracı hayaller…
Doğuş Derya’dan ayrılıkçı hayalperestlere harika bir ders…
Hameset, farfara ve “çifte çavuşlar”
“Oliki Kipros” ve Prof. Kızılyürek
İcazet, mazeret, müzevirlik ve vızzzzz…
15 aydır “falaka” sürüyor…
Akıncı’nın yeşil yeşil günahları…
Bir buket çiçek al, Polis Müdürü’ne git… Yok yaa…
Çirkin bir fotomontaj ve Şener Levent
Kıb-Tek’i atın çamaşır makinesine
Hüzün ana ve çocukları…
Yasaklı kitap… Kelepçe… Zafer işareti…
“İki devletli” olmak güzeldir…
Rauf Bey’in ruhunu sızlatanlar…
Söz verdi, oyları aldı, şimdi de cırladı…
Ağza her geleni, her yerde söylemek sendikacılık mı?
Zeki Çeler ezber bozuyor…
Yağdır Mevlâm akıl…
“Tek adamlık rejimi” da bir seçenektir…
“Kamu” maliyesini ayakta tutan “özel”in emekçileri…
Kurtulmak yok tek başına (2)
Benim vicdanım tam tersini söylüyor: Kurtulmak yok tek başına…
2019’dan istemediklerim…
Gözü “toplum”a değil de “kitle”ye odaklı solculuk…
Büyükelçi Asaf İnhan’dan yediğimiz fırça…
Tespitler doğru… O halde şimdi haydi icraata…
Ne Anastasiades; ne Çavuşoğlu…
15 Kasım Felaketi…
Bulaştırma Bakanı yasaklara ve cezalara aklını taktı
22. Bölük Efsanesi...
Arıklı “Çavuşoğlu-Özersay” muhabbetini çok kıskandı…
Akıncı’yı “dışlamak” Kıbrıslı Türkleri dışlamaktır…
Okullar, kantinler, tuvalet kağıdı ve parasız eğitim
Hayvancıya “pozitif ayırımcılık” Doğru mu?
Ankara “tasarruf” ve “reform” isterse, “bu bize uyar” diyebilecek miyiz?
Altında kalanın boynu kopsun…
“Paket” bizim paket… Ankara’nın değil…
Haçanabir dökecen o betonu…
Paris Hilton bizi “tanıtır” mı?
10 Soruda “hal-i pürmellal”imiz…
Aslan ve de kaplan medyamız…
Yakın Doğu İlkokulu’nun Kitapları…
Yerel dünyamız çok yerel…
Kapısına derhal kilit vurulmalıydı…
Belediyeler: Popülizmin bataklıkları…
51 yıl önceydi: Lefkoşa’dan “Nazım” geçti…
Mardinli Veysi ile Şehmuz’un rekabeti…
Yolları kirleten belediyeler ve Bulaştırma Bakanlığı…
Yalaşık bulaşık belediyeler…
Çerçeveci Guterres’in önüne cillenen top…
Yakında boğazımıza sarılacaklar...
Vay Sayın Bakan vay...
Özgürgün’ün Yediyüz bin ton ağırlığındaki “saygı”sı…
“Müşavir” olamayan PR’cı gazeteciler…
Moral bozucu absürd maskaralıklar…
Dörtlünün kucağındaki “dörtlü mezar” Ne olacak? Ya madalyalar…
Çanakkale ile Afrin “kombine” olur mu?
22 kaçakçılık dosyasından, 48 yolsuzluk dosyasına…
“Dörtlü” gözünü “dört” açmalıdır…
Osmanlı Tokadı…
YDP ve Arıklı “marjinal”leşmek mi istiyor?
Özgürgün’ün “delitoy”luğu, Dörtlünün ağırbaşlılığı, Burcu’nun “yetti gayri”si…
Akıncı’nın “Şiddet” karşısındaki net tavrı…
Yazarlar
Ulusal Gazeteler
Alıntı Yazarlar
Sayfalar
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı