Yazı Detayı
04 Kasım 2019 - Pazartesi 10:29
 
“Paradigma”nız batsın…
Hasan KAHVECİOĞLU
hasankahvecioglu@yahoo.com
 
 

“Düğün-dernek” modundaki “Hükümet”in, Girne’deki propaganda “show”unda, Başbakan Ersin Tatar, müthiş bir “saptama” yaptı ve dedi ki: 

-Hükümet olarak, Cumhurbaşkanı Akıncı'nın Kıbrıs konusundaki politikasını benimsemiyoruz… 

Elbette Hükümetimiz; Cumhurbaşkanı’nın Kıbrıs konusunda savunduğu politikaları benimsemek zorunda değil… 

“Devlet” işlerini iyi bilenler, Kıbrıs sorunundan azacık anlayanlar, yakın tarihimizde Hükümet ile Cumhurbaşkanı’nın Kıbrıs konusunda farklı “vizyon”larının olabileceğini, bunun da demokrasilerde hiçbir “mahsuru”nun olmadığını bilirler… 

1985-1986’da; UBP ile TKP koalisyon kurdu… 

TKP; ikide bir Ersin Tatar’ın yaptığı gibi, “Cumhurbaşkanı’nın Kıbrıs politikasını benimsemiyoruz, demedi… 

Ama herkes biliyordu ki; rahmetli Denktaş ile TKP Kıbrıs konusunda “taban tabana” zıt görüşlere sahiptiler… 

1994’te CTP ile DP koalisyon kurdular… 

CTP; Sayın Tatar’ın sabah akşam yaptığı gibi “Cumhurbaşkanı’nın Kıbrıs politikasını benimsemiyoruz” demedi… 

1999’da UBP ile TKP yeniden koalisyon kurdu… 

TKP; Cumhurbaşkanı Denktaş ile olan “fikir ayrılığı” üzerinden Hükümetçilik yapmadı… 

Daha sonraki yıllarda da hep böyle oldu… 

TKP de; CTP de, koalisyon ortağı iken, Cumhurbaşkanı’na Tatar’ın üslubu ile saldırmadılar… 

Bu “siyasi terbiye” bugünlere kadar “yaralanmadan” geldi… 

Bizim yakın tarihimizde, en büyük “Başbakan-Cumhurbaşkanı” kavgası, ne yazıktır ki rahmetli Denktaş ile Derviş Eroğlu arasında yaşandı… 

Biri Cumhurbaşkanı, biri Başbakandı… 

Bu toplum; her gün, çok “çamur”lu bir siyasi kavgaya şahit olmaktaydı… 

Üstelik tartışmanın düzeyi son derece düşüktü ve insanın yüzünü kızartan laflar, dedikodular, sataşmalar, suçlamalar etrafta uçuşmaktaydı… 

Aradan çok uzun yıllar geçti… 

Ersin Tatar, o günleri bilmeyebilir, hatırlamayabilir… 

Çünkü Londra’daydı… 

Ancak böylesi bir “dalaşma”nın yapacağı toplumsal “tahribatı” ölçümleyecek kadar zeki biridir. 

Normal demokrasilerde; Cumhurbaşkanı ile Hükümet arasında, siyasetin tüm alanlarında “fikir ayrılıkları” olabilir… Parti seçimleri ile gelenlerin kurdukları koalisyonlarla halkın doğrudan oy vererek seçtiği “Cumhurbaşkanı”nın ters düşmesi, son derecede doğaldır. 

Bereket versin ki Sayın Akıncı, o hatırlamak istemediğimiz kavgacı sağ siyasetçilerin “mirasını” anımsatan Tatar’ın sulu saldırılarını “fikir” taşımadıkları için dikkate almamaktadır. 

Ama; gerçekten bizim sorunumuz bu mu? 

Cumhurbaşkanı yüzde 60’ın üzerindeki halka, seçimden önce başka, şimdi başka mı söyledi? Yoksa bu iki koalisyon ortağı “ansızın” seçim öncesi sundukları “manifesto”larını inkar ederek yeni bir “paradigma” aşkına mı tutuldular? 

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, seçimlerde sunduğu “program”ı ve “vizyon”u terk etmedi. 

Çünkü, demokrasilerde halkın size oy verdiği “manifesto”nuza sadık kalmak diye bir çağdaş ölçüt vardır. 

Akıncı buna uydu ve makama seçildikten sonra şimdiki Hükümet ortaklarının yaptığı gibi, seçimlerde söylediklerinden “cırlamadı…” 

Ancak bu tartışmanın “can alıcı” bir başka noktası daha vardır… 

Tatar “Akıncı’nın Kıbrıs konusundaki politikası” demektedir… 

Gerçekten, Akıncı’nın, kişisel olarak kendisinin “dizayn ettiği” bir Kıbrıs politikası mı var? 

Yine “devlet”in ne olduğunu bilenler, az çok mürekkep yalayanlar bilirler ki, bu ülkede Cumhurbaşkanı kendi kafasının doğrultusunda gitmez, gidemez… 

Bugün, Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturacak olan herhangi bir kimse; hangi siyasal ideolojiye sahip olursa olsun, kendisini bağlayan prensipler, anlaşmalar ve ilkeler karşısında kafasına göre takılamaz. 

İşte Sayın Akıncı da, kafasına göre takılmadığı için, uluslararası hukuka saygı duyduğu için, burada bir “devlet” ve bu devletin devamlılığını var saydığı için, kendisinden önce imzalanan anlaşmaların “zemininde” görüşmeleri sürdürmüştür. 

Daha net söyleyelim… 

Sayın Akıncı bugün; 11 Şubat 2014’te Derviş Eroğlu’nun “toplum lideri” olarak imza attığı anlaşmanın bir “milim” dışına çıkmamıştır. 

Bu “anlaşma” BM’nin arşivinde ve bu “devlet”in arşivinde bulunmaktadır. 

Ne diyordu Sayın Eroğlu’nun altına imza attığı anlaşma? 

“Anlaşma, ilgili Güvenlik Konseyi Kararları ve üst düzey anlaşmalarda yer aldığı şekilde siyasi eşitlik temelinde iki toplumlu, iki bölgeli federasyona dayalı olacaktır.” 

Sayın Akıncı, seçimlere girerken, bu anlaşma ortadaydı ve buna bağlı kaldı. Tatar ve Özersay gibi seçimlerden önce başka söyleyip sonradan “cırlamadı”… 

Sayın Cumhurbaşkanı, bu “anlaşma”dan sonra, Rum tarafı ile hiçbir yeni anlaşma imzalamadı. 

BM’nin resmen tanıdığı ve bağlı olduğu “belge” Dr. Derviş Eroğlu’nun imzaladığı belgedir. 

Kısacası; Ersin Tatar, aslında “Akıncı’nın Kıbrıs politikasını benimsemiyoruz” dediğinde, çok sevdiği, kendi partisinin Onursal Başkanı Eroğlu’nun imzaladığı “anlaşma”yı reddetmektedir. 

Nerede? 

Sarayönü’nde… 

Kendisi ve ortağı; “Biz 11 Şubat 2014 belgesini tanımıyoruz” diyebilirler mi? 

İşe neden buradan başlamıyorlar da, Sayın Cumhurbaşkanı’ndan; bağlı olduğu bir uluslararası anlaşmanın dışına çıkmasını, kendileri gibi düşünmesini, ya da hayaller kurmasını talep etmektedirler? 

Sonuç şudur; Akıncı’nın kendine has, aklından uydurduğu bir “Kıbrıs politikası” yoktur. Bu politika, Akıncı daha makama oturmadan Türkiye ile birlikte belirlenmiş ve altına da Eroğlu imzasını atmıştır. 

“Papadigma” dedikleri “cırlama” oyunlarına başvurmak için, önce Eroğlu’nun imzaladığı bu belgeyi ortadan kaldırmaları gerekmektedir ki bu da BM’ye meydan okumaktır. 

Yaparlar mı? Bu iş Girne’de nutuk atmaya benzemiyor

 
Etiketler: “Paradigma”nız, batsın…,
Yorumlar
Diğer Yazılar
“Aldırma gönül aldırma…”
Biz bu “Cumhuriyet”i çok sevmiştik…
Kedi kuyruğuna, maşrappa olanlar....
Vay Saffet Paşa… Vay Karatheodori Paşa vay… (2)
Vay Saffet Paşa… Vay Karatheodori Paşa…
Karpaz’da bir kahve toplantısı…
Bizdik… Kendimiz… Kimliğimiz… Bravo… Bravo… Bravo…
Maraş’ın “Kayyum”u…
750 milyonu, 750 takla atarak alacaksa…
Guterres, işin özünü anladı galiba…
“Bulaştırma Bakanlığı” idi “Yamalama Bakanlığı” oldu…
Bu kadarı da çok fazla…
UBP-DP’nin mobil hırsızlığı…
“Kıbrıs İslam Özerk Cemahiriyesi”
Laurel ile Hardy ve üç kafanın karışıklığı…
Bulaştırma Bakanı’nın “aile bağları”
“Cedit yeni” fikirler ve Ankaracı hayaller…
Doğuş Derya’dan ayrılıkçı hayalperestlere harika bir ders…
Hameset, farfara ve “çifte çavuşlar”
“Oliki Kipros” ve Prof. Kızılyürek
İcazet, mazeret, müzevirlik ve vızzzzz…
15 aydır “falaka” sürüyor…
Akıncı’nın yeşil yeşil günahları…
Bir buket çiçek al, Polis Müdürü’ne git… Yok yaa…
Çirkin bir fotomontaj ve Şener Levent
Kıb-Tek’i atın çamaşır makinesine
Hüzün ana ve çocukları…
Yasaklı kitap… Kelepçe… Zafer işareti…
“İki devletli” olmak güzeldir…
Rauf Bey’in ruhunu sızlatanlar…
Söz verdi, oyları aldı, şimdi de cırladı…
Ağza her geleni, her yerde söylemek sendikacılık mı?
Zeki Çeler ezber bozuyor…
Yağdır Mevlâm akıl…
“Tek adamlık rejimi” da bir seçenektir…
“Kamu” maliyesini ayakta tutan “özel”in emekçileri…
Kurtulmak yok tek başına (2)
Benim vicdanım tam tersini söylüyor: Kurtulmak yok tek başına…
2019’dan istemediklerim…
Gözü “toplum”a değil de “kitle”ye odaklı solculuk…
Büyükelçi Asaf İnhan’dan yediğimiz fırça…
Tespitler doğru… O halde şimdi haydi icraata…
Ne Anastasiades; ne Çavuşoğlu…
15 Kasım Felaketi…
Bulaştırma Bakanı yasaklara ve cezalara aklını taktı
22. Bölük Efsanesi...
Arıklı “Çavuşoğlu-Özersay” muhabbetini çok kıskandı…
Akıncı’yı “dışlamak” Kıbrıslı Türkleri dışlamaktır…
Okullar, kantinler, tuvalet kağıdı ve parasız eğitim
Hayvancıya “pozitif ayırımcılık” Doğru mu?
Ankara “tasarruf” ve “reform” isterse, “bu bize uyar” diyebilecek miyiz?
Altında kalanın boynu kopsun…
“Paket” bizim paket… Ankara’nın değil…
Haçanabir dökecen o betonu…
Paris Hilton bizi “tanıtır” mı?
10 Soruda “hal-i pürmellal”imiz…
Aslan ve de kaplan medyamız…
Yakın Doğu İlkokulu’nun Kitapları…
Yerel dünyamız çok yerel…
Kapısına derhal kilit vurulmalıydı…
Belediyeler: Popülizmin bataklıkları…
51 yıl önceydi: Lefkoşa’dan “Nazım” geçti…
Mardinli Veysi ile Şehmuz’un rekabeti…
Yolları kirleten belediyeler ve Bulaştırma Bakanlığı…
Yalaşık bulaşık belediyeler…
Çerçeveci Guterres’in önüne cillenen top…
Yakında boğazımıza sarılacaklar...
Vay Sayın Bakan vay...
Özgürgün’ün Yediyüz bin ton ağırlığındaki “saygı”sı…
“Müşavir” olamayan PR’cı gazeteciler…
Moral bozucu absürd maskaralıklar…
Dörtlünün kucağındaki “dörtlü mezar” Ne olacak? Ya madalyalar…
Çanakkale ile Afrin “kombine” olur mu?
22 kaçakçılık dosyasından, 48 yolsuzluk dosyasına…
“Dörtlü” gözünü “dört” açmalıdır…
Osmanlı Tokadı…
YDP ve Arıklı “marjinal”leşmek mi istiyor?
Özgürgün’ün “delitoy”luğu, Dörtlünün ağırbaşlılığı, Burcu’nun “yetti gayri”si…
Akıncı’nın “Şiddet” karşısındaki net tavrı…
Yazarlar
Ulusal Gazeteler
Alıntı Yazarlar
Sayfalar
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı