Yazı Detayı
03 Mart 2019 - Pazar 08:56
 
Renklerin şehri Cape Town
Değer Berkin KASAP
 
 

"Asla, asla ama bir daha asla bu güzel topraklar birinin, bir diğerine yaptığı zulme tanık olmayacak."

 

- Nelson Mandela

 

 

Cape Town'un, gelişmiş bir yer olduğunun en somut göstergesi olan V&A Waterfront bölgesinde yer alan Nobel Meydanı'nda dolaşıyoruz.  Kaldırımda rastladığım bu cümleyi okumak, büyüleyici doğa güzellikleri ve inanılmaz renk cümbüşü olan bir ülkenin, karanlık tarih sayfalarıyla dolu olduğunu hatırlatıyor, hüzünleniyor insan.  

 

Güney Afrika, insanların ten rengine göre inanılmaz şekilde ayrımcılığa maruz kaldığı mücadele dolu bir geçmişe sahip. 

 

Ülkenin ilk siyahi başkanı Nelson Mandela, insanlık tarihi için utanç verici bir geçmişin en bilinen mücadele simgesi.   

 

"Ben özgürlük için uzun bir yol yürüdüm ama hiç pes etmedim. Büyük bir tepeye tırmandıktan sonra fark ettim ki; daha tırmanacak çok tepe var,"  diyor Nelson Mandela.

 

Güney Afrika halkının halen tırmanacak çok tepesi var.  Mandela'nın etrafında ateşlenen bu mücadeleyi günümüzde de vermeye devam ediyorlar.   Ayrımcılığın zihinlerden tamamen silinmesinin zaman alacağını söylüyor, konuştuğumuz her Cape Townlu (İng. Capetonian) . 

 

"Gökkuşağı Milleti (Rainbow Nation)" adıyla anılan halkın, geçmişin kininde kaybolmak yerine geleceğe umutla bakmayı ve mücadeleye devam etmeyi bilmesi, bence onları ayrıcalıklı kılan en önemli özellik. Onlar, zihniyetlerin tamamen değişmesinin zaman alacağını kabulleniyor.  Halkın bu yöndeki istikrarlı duruşu şüphesiz Afrika kıtasının şu anda en güçlü insan haklarına ve ekonomiye sahip ülkesi konumuna taşımasında büyük rol oynuyor. 

 

Bölgede altın ve elmas gibi mineral taşların bulunması tarih boyunca güçlü devletlerin uğrak noktası haline getirmiş ülkeyi. Ülke, ilk Hollandalılarca, sonra ise İngilizlerce idare edilmiştir. 

 

Aylar önce Levent ile izleyecek film ararken "Özgürlüğe Giden Uzun Yol" isimli filme denk gelmiştik.   Filmde anlatılan mücadeleden o denli etkilenmiştim ki, ertesi gün Güney Afrika'ya uçak biletleri araştırırken bulmuştum kendimi.  Güney Afrika maceramızı tetikleyen bu film ve Nelson Mandela olmuştu diyebilirim. 

 İYKİ CAPE TOWN

Şubat tatilini değerlendirip sıcak bir iklime, suyun lavabo deliğine bizdekinin tam tersi - saatin ters yönünde - aktığı güney yarımküreye Afrika'nın en güneyine 6 günlük bir yolculuk planladık.  Uygun bilet arayışları sonrası, sonunda İstanbul ve Doha aktarmalı bol beklemeli, bol uçmalı upuzun bir uçak yolculuğu gerçekleştirdik. 

 

Cape Town'u seçerken, izlediğimiz filmin etkisine ek olarak, şubat ayında bol bol D vitamini almak istememiz, Kıbrıs ile arasında saat farkının olmaması, vize istememesi, diğer Afrika ülkelerinin aksine aşı gerektirmemesi gibi olumlu noktaları göz önünde bulundurduk.  

 

Gitmeden önce birçok yazı ve yorum okuyunca, Cape Town'un güvenlik bakımından sıkıntılı bir yer olabileceği riski tek olumsuz yön olarak, gitmeden önce kimseye belirtmesem de gizliden beni oldukça endişelendirmişti. Özellikle çocuklarla birlikte seyahat edecek olmamız bu endişeyi arttırıyordu. Çocukları yanımızdan hiç ayrılmamaları, yalnızca bizim duyabileceğimiz şekilde yabancılarla konuşabilecekleri gibi pek çok konuda sürekli uyarılarda bulundum.  Sonuç olarak 6 gün boyunca hiçbir sorun yaşamadan, başımıza hiç bir olay gelmeden geri döndük.  6 gün kısa bir süre belki ama bence Cape Town, suç oranı bakımından dünyadaki diğer büyük şehirlerden tamamen farksızdı. 

 

Sonuç olarak, 6 gün boyunca ailece keyifli vakit geçirip renklerin ülkesi Cape Town'a iyki gitmişiz diyerek geri döndük. 6 gün için taa Afrika'lara gitmenin biraz kısa geldiğini kabul ediyorum ama dolu dolu bir 6 gün yaptığımız kesin.

 

ÜLKEYE GİRİŞTE PASAPORTLARIN YANI SIRA ÇOCUKLARIN DOĞUM BELGELERİ DE ŞART

Ülkeye çocuklarla giriş yaparken, mutlaka çocukların doğum belgelerini de göstermek gerektiği ülkede alınan önlemler arasında yer alıyor.  Biz bu kısmı atlamışız ancak tam Doha'da uçağa binerken uyarılınca, teknolojinin nimetlerinden faydalanarak Kıbrıs'a mesaj yazarak bize evde çekmecede duran doğum belgelerinin fotoğraflarını atmalarını istedik.  Tabii sabahın ikisinde uçağa binerken atılan bir mesaj, acaba ulaşır mı, 10 saat sonra Cape Town'a inene dek bize fotoğraflarla geri ulaşılır mı, havaalanında internet çalışır mı, softcopy olarak kesin kabul ederler mi gibi endişelerle uçmak elbette uykularımı kaçırdı. Uçağımız inerken şehre inişimizi görüntülemek isteme çabam da, kocaman bir kanadın tam ortasında oturuyor olmam ve dünyanın 7 doğal harikasından biri seçilen Masa Dağı'nın bulut örtüsü altında çok iyi görülmemesi sonucu başarısızlıkla sonuçlanmıştı. 

  

Ama ülkeye girişte sonuç mutlu son: Kıbrıs'tan yollanan doğum belgelerinin fotoğrafları telefonumda ve güleryüzlü bir polis memuru ve Welcome to the Mother City! 

 

 

Polise "bu belgeleri göstermesek ne olurdu?" diye sorunca, yasa gereği sizi geri ülkenize göndermek zorunda kalırdım diye cevap veriyor. Bunun üzerine şanslı günümüzde olduğumuza şükredip, Mother City'e hoşgeldiniz yazısının altından geçerek Cape Town maceramıza başladık.

WELCOME TO THE MOTHER CITY

Suç oranı yüksek, riskli bir ülkeye varacağımız endişesiyle, tedbiri ele alıp kaldığımız otel olan Pepperclub'tan önceden havaalanından transfer hizmeti ayarlamıştım. Şimdi düşününce gereksiz verdiğimiz bir ücret olarak değerlendirsek de, yorgun ebeveynler ve sabırsız çocuklarla havaalanına inip UBER çağırmaya çalışmak gibi bir uğraştan biraz pahalıya da olsa kurtulmuş olmuştuk. (Ülkeden ayrılırken havaalanına dönüşte UBER çağırdık ama.)

 

Havaalanında suyun tasarrufunun Afrika için önemini anlatan ilk olayla karşılaştım.  Ellerimi yıkarken musluktan püsküren azıcık suyun yeterli kalmamasıyla bozuk olabileceğini düşünüp bir sonraki musluğu açınca onun da öyle aktığını farkedip aslında su tasarrufu için böyle aktığını anlayıp, "Afrika'ya geldim, su burada önemli" düşünceleriyle tuvaletteki görevliyle gözgöze geldik. Karşılıklı gülümsedik.  Görevlinin benim gibi yapan pek çok turist ile karşılaştığından eminim. Tüm seyahatimiz boyunca çeşitli şekillerde suyun önemi bize hatırlatıldı. (Örneğin Masa Dağı'nda tuvaletlerde su yerine susuz dezefektan sıvı vardı.  Durumu hatırlatan pek çok duvar yazısına da sık sık denk geldik.)

 

Pepperclub isimli otelimizden oldukça memnun kaldık.  Güleryüzlü ve yardımsever personel, temiz odalar, merkezi konum ve güzel kahvaltı... Bizim için daha ne olsun? 

 

Şehrin kalbinin attığı canlı cadde olan Long Street'e paralel konumda  bulunan otel ayrıca renkli Bo Kaap mahallesine yürüme mesafesinde.

 

Otelin ayrıca belli saatlerde V&A Waterfront ve Camps Bay'e ücretsiz gidiş dönüş servisleri de vardı. 

CAPE TOWN HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLER

Para birimi: Rant 

Saat farkı: Kıbrıs ile saat farkı yok :)

Dil: Güney Afrika'da toplam 11 dil konuşuluyor ancak Cape Town'da sadece bunların üçü konuşuluyor. İngilizce, Oxha (dilin üst damakta tık sesini çıkarması) ve Afrika dili

İklim: 4 mevsim yaşanıyor.  Ancak bizim kışımız, oranın yazı :) 

Kaç gün geçirmek gerekiyor:

Sadece Cape Town merkezi gezmek için 3 – 4 gün

Penguenleri görmek, sörf yapmak ve Ümit Burnu'nu ziyaret etmek için 5-6 gün

Şarap bağlarını gezmek için için 6-8 gün

Ekstra aktiviteler de (shark diving veya sky diving gibi) yapmak için 8-10 gün ayırabilirsiniz.

Cape Town, Afrika'nın en güneyinde yer alan Güney Afrika ülkesinin yasama başkenti. Güney Afrika ise Afrika'nın en zengin ülkesi. Atlas ve Hint Okyanuslarıyla çevrili Güney Afrika'ya ilk kez Hollandalılar varmış, sonra ise İngilizler. İngilizler Hollandalılar'ı yenerek ülkeyi ele geçirmişler. Cape Town, Afrika, Avrupa ve İslam etkilerini çok rahatlıkla hissedebileceğiniz bir kültür mozaiği. 

 

Güney Afrika'da dört mevsim yaşanıyor ancak bizden ters olarak.  Şubat ayında 29 derece bir sıcaklık söz konusuydu.  Coğrafik konumu nedeniyle sıcakken bile çılgın rüzgarlara maruz kalabiliyor.  Hava o nedenle çok değişken.  Cape Town'da programımızı hep çılgın rüzgarlar belirledi. Bizim şansımıza ilk üç gün bol rüzgarlı geçti. 

 

 

CAPE TOWN'DA GEZİLECEK YERLER 

1) V&A WATERFRONT

İlk gün varır varmaz kendimizi Victoria & Alfred Waterfront'a atmaya karar verdik. Waterfront, Cape Town'un capcanlı, pek çok restoran ve cafesi bulunan, kapalı alışveriş merkezlerinin olduğu, gelişmiş bir liman şehridir. Mandela'nın kaldığı hapishanenin bulunduğu Robben Adası'na gitmek için kalkan gemiler de buradan kalkıyor. 

 

Bu bölge tarihi bir öneme de sahip olup, coğrafik keşifler döneminde Portekizliler ve Hollandalılarca uğrak noktası olmuştu. Cape demek denize uzanan kara çıkıntısı burun anlamına geliyor.  Adını coğrafik şeklinden alan Cape Town, konumu nedeniyle şiddetli rüzgarları ile biliniyor.  1488 yılında Batholomeu Dias'in bu bölgeye "Fırtınalar Burnu" demesinin iyi bir nedeni vardı çünkü burada çıkan fırtınalar sonucu pek çok geminin battığını anlatan trajik hikayeleri mevcut.

 

1988 yılında Victoria ve Alfred havzaları ve tarihi iskeleleri de koruyarak burayı yaşamsal ve turizme yönelik gelişmiş bir merkez haline dönüştürmeye karar vermişler.

 

Bu bölgeye uğrayınca yapabilecekleriniz arasında şunlar geliyor: 

 

i) Saat Kulesine uğramak: Viktoryan, Gotik stildeki bu saat kulesi suların gel gitlerini kayıt altında tutmak için liman kaptanının ilk ofisiydi.  Ofiste gemicilerin doğru saati bilmeleri için saat ve teleskop gibi liman kaptanının ihtiyacı olan eşyaları barındırıyordu.  Orijinalinde beyaza boyalıydı. 

 

ii) Fotojenik Cape Town'da meşhur Masa Dağı'nı en güzel çerçeveden görebileceğiniz çerçeveye gelip bol bol fotoğraf çekebilirsiniz. 

 

iii)Nobel Meydanında yürümek: Küçük bir meydan olan Nobel Square'da gerçek boyutundan daha büyük dört heykel bulunuyor. Heykeltıraş Claudette Schreuders tarafından yapılan bu heykellerle Güney Afrika'nın Nobel Barış Ödülüne layık görülmüş bu seçkinleri ölümsüzleştirmek amaçlanıyor.  Soldan sağa doğru sırayla reis Albert Luthuli (1960), Başpiskopos Desmond Tutu (1984), eski başkanlardan FW de Klerk (1993) ve Nelson Mandela (1993). heykelleri bulunuyor. Meydanda, Güney Afrika tarihinde önemli yer tutan bu seçkin kişilerin sözleri de yere kazınmış. Meydanın arkasında ise eşsiz Cape Town doğa manzaralarının tadını çıkarabilirsiniz. 

 

iv) Acıkanlar için;  V&A Food Court'a dalmalarını tavsiye ederiz.  Her çeşit yemek bulabilirsiniz.  Sushi'den istiridyeye, pizzadan Belçika çikolatasına hatta Türk lokumuna dünyadan değişik tatlar bulabileceğiniz güzel bir mekan. Güzel bir havada yiyeceğinizi alıp Nobel Meydanı'na bakan banklarda oturup meydandan gelen Afrika ritimleri eşlinde Cape Town'un tadını çıkarabilirsiniz. 

 

v) Dönme dolaba binerek Cape Town'un eşsiz manzarasının tadını çıkarmalısınız. Güneşin batışını dönme dolaptan izledik. Kişi başı 120 Rant olan dönme dolapta 5 tur atıyorsunuz. 

 

vi) İki Okyanusu birleştiren bir bölgede akvaryum varsa ziyaret etmemek olmaz.  Çocukların özellikle çok eğleneceği bir gezi: Two Oceans Aquarium. (Yetişkin giriş 160 Rand)

 2) COMPANY'S GARDEN VE GÜNEY AFRİKA MÜZESİ

İkinci günümüzü Company's Garden denilen bölgeye ayırdık. Güzel bir bahçe ve sincapların gezindiği bahçeden geçerek bahçenin sonunda yer alan Güney Afrika Müzesi'ne uğrayabilirsiniz. 

 

İnsanlığın ilk ortaya çıktığı kıta olduğu varsayılan Afrika kıtasında müzeye gitmek gerektiği düşüncesiyle girdiğimiz müzede  120 000 yıl önce yapılan aletlerden, mağara resimlerine, dinozor fosillerinden, elmas gibi pek çok taşa ve minerale ve de çocukların en çok eğlendiği kısım olarak Afrika yaban hayatına dair pek çok hayvan türüne rastladık.  

3) BO KAAP MAHALLESİ

İkinci günümüzün öğleden sonrasında ise Bo Kaap bölgesini gezdik.  Bo Kaap, diğer adı Malay Bölgesi olan yıllar önce Cape'te çalışmak üzere Malezya, Endonezya ve Afrika'nın farklı yerlerinden getirilen kölelerin - Malayların -  yaşadığı bu mahalle, ilk inşa edildiği zamanlarda duvarların beyaz boyalı olması şartı konulmuştu. Sonraları ise oturanlar, artık evleri satın alma hakkına sahip olunca, duvarları özgürlüklerinin simgesi olarak rengarenk boyadılar.

 

Bu güzel hikayesi olan rengarenk mahallede dolaşarak renkli fotoğraflar çekebilirsiniz.  Bo Kaap mahallesinin hikayesini anlatan bir de müze var bu bölgede: Bo Kaap Müzesi. 

4) ROBİN ADASI / Robbeneiland (Afrikanca) 

Robben Adası, Masa körfezinde bulunan ve ilk siyahi Güney Afrika başkanı Nelson Mandela'nın 18 yıl boyunca hapis kaldığı yer olmakla biliniyor. Adanın hapishanesi bugün müze olarak geçmişin izlerini günümüze taşıyor. 

 

Bu adaya ilk kez Hollandalılar vardığında fok balıklarının yaşadığı bir ada olduğu için Flemenkçe Fok adası anlamına gelen Robben Adası ismi verilmiş. 

 

Adaya V&A Waterfront'tan kalkan gemilerle sadece tur satın alınarak ulaşılabiliyor. Önceden online olarak bilet satın almanız gerekiyor, aksi halde boş yer bulmak zor oluyor. Mandela'nın kabile adı olan Madiba ismini taşıyan gemiyle Robben Adasına 20 dakikada ulaştık. Oradan otobüslere bindik ve adada tur attık ve sonra hapishanenin bulunduğu yere geldik. Toplam olarak tur 3,5 saate yakın sürüyor, o nedenle planlarken bir sabahınızı ya da öğleden sonranızı ayıracaksınız gibi hesaba katmalısınız. 

 

Hapishaneyi gezdirenler oradaki eski mahkumların olması bence buradaki en önemli nokta.  Bizim şansımıza artık diyelim bize denk gelen rehber biraz canından bezmiş gibiydi ancak diğer grubun rehberi canlı ve harika hikayeler anlatıyordu.  

 

Bu hapishane  ve özgürlük mücadelesi sadece Nelson Mandela ile biliniyor ama aslında o hapishanedeki herkes ve bizim tur rehberimiz dahil aslında birer Nelson Mandela olduğu unutuluyor.  

Rehber bize pek çok detay anlattı.  Hapishanede bile mahkumların sınıf ayrımına uğradığını bazılarının uzun pantalon bazılarının kısa pantalon giymek zorunda bırakıldığını, mahkumların çıkabildiği beton avluda Mandela ve arkadaşlarının nasıl bahçe yeşerttiğini, tenis topları aracılığıyla nasıl diğer mahkumlarla mesajlaşıldığını, sırf gözlerine yaş getirtmek için Mandela'ya kireç taşları ocaklarında tozlarla onu ağlatmaya çalışmalarını anlattı. Muhafızlar, mahkumların tuvaletlerini maden çıkarılan bölgenin yanındaki bir mağaraya yapmalarına izin verdikleri anlatıldı. Mandela ve arkadaşları tuvaletlerini hücrelerinden çıkmadan yaparak zamanlarını mağarada Güney Afrika'nın geleceğini planlayarak geçirmişler. Maden ocağının ortasına taşları dizdikleri yer, halen günümüzde bu hedefi hatırlatma amacıyla bıraktıkları şekilde duruyor. "Each one, teach one" sloganıyla Güney Afrika'yı ırk ve cinsiyet bakımından birleştirmeyi hedeflemişlerdi. 

Hapishaneden çıkıp gemiye binmek için yürümek sadece üç dakika sürüyor ancak Mandela ve arkadaşlarına bu yürüyüş süresi çok uzun yıllar almış.

 

Hapishanede pek çok mahkumun hücresini gördük. En son ise Mandela'nın hücresini gördük, başka bir deyişle ülkeyi yönettiği hücreyi. 

5) MUEZİNBERG SAHİLİ

Ertesi gün rüzgarlar dinince, Cape Town'un doğa güzelliklerinin tadını çıkarmaya karar verdik sonunda. Rotamız Muezinberg - Boulders- Cape of Good Hope.  

 

İlk durak olarak İngilizlerin Hollandalılar karşısında zafer kazandığı bölge olan Muezinberg'e uğradık.  O gün için kendimize çok tatlı bir rehber bulduk. İsmi Sally.  Çocuklarla da arası oldukça iyi olan biriydi. (Sally ile temasa geçmek isteyenler özelden bana ulaşabilir.)

 

Muezinberg sahili, Atlas Okyanusu'na bakıyor. Bu da suyun soğuk, dalgaların çok, rüzgarın şiddetli olduğunu gösteriyor.  Sörf için ideal bir sahil ve sörf dersleri almak isteyenler için de ideal bir yer. En güzel yanı ise renkli değişme kulübeleri.  Güzel fotoğraflar çekebileceğiniz bir sahil.  

 

Yazın Atlas Okyanusu'nun suyu gerçekten de soğuk çünkü yazın kutuplardaki buzlar eriyor ve okyanusa karışıyor ancak buna rağmen oğlumuz Miran sular soğuk da olsa bol bol suda oynadı. Kızımız Mila için ise suların soğuk olması tam bir hayal kırıklığıydı.

5) BOULDERS SAHİLİ

Nihayet çocukların iple çektiği penguenlerin bulunduğu sahile ulaştık: Boulders Beach.  Penguenler aslında dört çeşit.  Afrika penguenleri de bunlardan biri.  Aslında bilindiği gibi penguenler sadece kutuplarda buzlarda yaşamıyor. Afrika penguenleri Afrika'da yaşıyor ve inanılmaz masalsı bir sahil bulmuşlar kendilerine. Boyları yaklaşık 52 cm. olan penguenler Afrika'ya geldikleri küçük bir aile iken şimdi koskocaman bir koloni olarak yaşıyorlar.  Bu sahilin en güzel yanı ise onlarla birlikte yüzebiliyor olmak.  Su soğuk ama bunun tadını çıkarmak isteyenler mutlaka mayolarıyla sahile gelmeli. 

 

Boulders Sahili iki kısma ayrılıyor.  İlk olarak ziyaretçilerin suya girebileceği ve az da olsa mutlaka penguenlerle karşılaşabileceği beraber yüzebileceği kısmına gitmenizi ve orada harika bir öğleden sonra geçirmenizi bol bol D vitamini alıp dünyamızın ne kadar güzel ve masalsı bir yer olduğunu düşünmenizi tavsiye ederiz. 

 

İkinci kısma gitmek için aldığınız biletle uzun tahta bir köprüden geçmeniz gerekiyor. Sonra ise penguenlerin koloni halinde yaşadığı inanılmaz bir manzaraya şahit oluyorsunuz.  Burada çok şiddetli rüzgara maruz kalabilirsiniz. Resmen biz rüzgarlarca dövüldük ve kumlar yüzümüze çarpa çarpa o kısma ulaştık ancak ulaşınca müthiş bir manzara karşıladı bizi. 

 

Afrika penguenlerine "Jackass" lakabı takmışlar çünkü eşek gibi anıran sesler çıkarıyorlar.  Penguenleri beslemek kesinlikle yasak.  Onlara dokunmak da çünkü size saldırabilirler ancak onlara dokunmadığınız sürece size hiç bir zararları yok. 

 

Biz oradayken, hastalanan bir penguen için hemen sağlık ekipleri müdahale etmesine de ayrıca tanık olduk. 

6) ÜMİT BURNU 

 

Atlas Okyanusu ve Hint Okyanusu'nun birleştiği nokta olan ülkenin en güneyi "Cape of Good Hope"a ulaşmadan Cape Town'u tamamlamış olmazsınız. Masalsı manzaralar eşliğinde çok güzel bir araba yolculuğuyla erişebileceğiniz bu bölgede yine çılgın rüzgarlar sizi karşılıyor. Boylamların yazılı olduğu tabelada fotoğraf çekmek için sıra beklemeniz gerekiyor. Funikolar ile Ümit Burnu ve deniz fenerinin bulunduğu bölgeye gitmek de mümkün ancak bizim gittiğimiz sırada funikolar çalışmadığı için biz gidemedik. Atlas Okyanusu ve Hint Okyanusu'nun birleştiği nokta olan ülkenin en güneyi "Cape of Good Hope"a ulaşmadan Cape Town'u tamamlamış olmazsınız. Masalsı manzaralar eşliğinde çok güzel bir araba yolculuğuyla erişebileceğiniz bu bölgede yine çılgın rüzgarlar sizi karşılıyor. Boylamların yazılı olduğu tabelada fotoğraf çekmek için sıra beklemeniz gerekiyor. 

7) MASA DAĞI

Masa Dağı dünyanın yedi doğal harikasından biri seçildiği için oldukça popüler.  Masa Dağı'na tırmanmak isteyen sportifler varsa tırmanabilir ama biz teleferik ile çıkmak için üç gün bekledik.  Evet yanlış duymadınız çünkü çılgın rüzgarlar olduğu sürece teleferik kapalı oluyor.  

 

Dördüncü günümüzde, rüzgarsız ve Afrika güneşini en yakıcısından (burning sun) htiğimiz bir günde teleferik için online bilet almamıza rağmen 1 buçuk saat sıra bekledik.  Teleferik ile dağa çıkışımız 5 dakika sürdü.  360 derece dönen bir teleferik sistemi sayesinde etrafı iyice her açıdan görerek yükseldik.  Yükseklik korkusu olanların bence hiç de endişe etmemesi gereken oldukça geniş ve rahat bir teleferik yolculuğu yapılıyor. 

 

Masa Dağı 3 kilometrelik düz bir platoya sahip. Üzerinde farklı çeşitlerde çiçek ve bitki örtüsünün yetiştiği ve değişik hayvanlara ev sahipliği yapan uzaktan bakıldığında Masa'ya benzediği için Masa Dağı adını alan dağın üzerinden bakıldığında nefes kesen güzellikteki şehri ayaklarınızın altında görebilirsiniz.

8) LANGA TOWNSHIP

Bu kısım benim için manevi anlamda çok önemli bir gündü.  Güney Afrika'da halen segregasyon olduğu için beyaz olmayanların yaşadığı az gelişmiş bölgelere Township deniyor. İlk "coloured" olarak nitelendirilen siyahilerin kaldığı township olan Langa'yı ziyaret etme imkanı bulduk.  Her ne kadar "tehlikelidir, gitmemek gerekir" denilse de peşine takıldığınız güvenilir bir rehber olduğu sürece Langa'yı gezmenin bir sakıncasının olmadığını gördük. Bu bölgedeki teneke ev ve iş yerlerini, 16 kişi - 3 ailenin bir arada yaşam sürdüğü odaları, minik çikolata çocukların okuduğu okulları dolaştık.


Gittiğimiz bir okulöncesinde çikolata çocuklarca içtenlikle karşılandık. Bize şarkılar söylediler, danslar yaptılar, bizi sevgiyle kucakladılar. Kısıtlı imkanlarda yapılan yardımlar sayesinde mucizeler yaratıldığına şahit olduk. Güzel yürekli insanlarca yapılan bağışları görünce insan umutlanıyor. Gitmeden önce amacımız onlara giderken hediyeler alıp götürmekti ancak vaktimiz el vermeyince, biz de para bağışı yaptık. Hep yapmak istediğim Afrika'da çocuklara yardım etme isteğimi gerçekleştirirken, Afrika'da insanlar nasıl yaşıyor gibi çocuklarımızın sorduğu sorulara cevabı deneyimleyerek vermek de ayrıca bizim için tarif edilemez bir duyguydu.

 

CAPE TOWN'DA YEME İÇME

Güney Afrika'da beni en şaşırtan "ne kadar da gelişmiş" kısmı olmadı açıkçası.  Çünkü gelişmiş olduğunu bilerek gittik. Beni en şaşırtan Afrika mutfağının bu kadar lezzetli, Afrika kültürünün bu kadar renkli oluşu oldu.  Her gece başka bir Afrika restoranında inanılmaz çeşitli lezzetler tattık, (timsah eti, antilop eti falan da dahil) keyifli müzik ve dans şovları izledik.  Cape Town'un, Afrika kıtasının mutfağının çeşitliliğini ise en güzel şekilde sunduğu da kesin. Gittiğimiz restoranlarda menülerde Fas, Nijerya, Etiyopya ve daha pek çok Afrika ülkesinden özel lezzetleri deneme imkanımız oldu. 

 

 

 

 

Gittiğimiz yerlerde yüz boyamasından, dans şovları ve söylenen şarkılara etkilenmemek elde değildi.  

İşte size gittiğimiz ve tavsiye ettiğimiz birkaç Afrika restoranı tavsiyesi: 

Africa Cafe, Gold Restoran, Marco's African Place, Tiger's Milk, Mama Africa

 

Africa Cafe, yemekleri bakımından en favorimiz olurken, Gold Restoran da şovları bakımından en favorimiz oldu.

CAPE TOWN'DA YEME İÇME

Güney Afrika'da beni en şaşırtan "ne kadar da gelişmiş" kısmı olmadı açıkçası.  Çünkü gelişmiş olduğunu bilerek gittik. Beni en şaşırtan Afrika mutfağının bu kadar lezzetli, Afrika kültürünün bu kadar renkli oluşu oldu.  Her gece başka bir Afrika restoranında inanılmaz çeşitli lezzetler tattık, (timsah eti, antilop eti falan da dahil) keyifli müzik ve dans şovları izledik.  Cape Town'un, Afrika kıtasının mutfağının çeşitliliğini ise en güzel şekilde sunduğu da kesin. Gittiğimiz restoranlarda menülerde Fas, Nijerya, Etiyopya ve daha pek çok Afrika ülkesinden özel lezzetleri deneme imkanımız oldu. 

 

 

Gittiğimiz yerlerde yüz boyamasından, dans şovları ve söylenen şarkılara etkilenmemek elde değildi.  

İşte size gittiğimiz ve tavsiye ettiğimiz birkaç Afrika restoranı tavsiyesi: 

Africa Cafe, Gold Restoran, Marco's African Place, Tiger's Milk, Mama Africa

 

Africa Cafe, yemekleri bakımından en favorimiz olurken, Gold Restoran da şovları bakımından en favorimiz oldu.

Renklerin şehri Cape Town gerek doğası, gerek kültürü, insanların güleryüzü her yönüyle bizim için apayrı bir deneyim olarak hatırlayacağımız bir yer oldu.  

 

Sizin Cape Town ile ilgili eklemek istedikleriniz, herhangi bir yorumunuz, sorunuz veya tavsiyeniz varsa lütfen yorum bırakın. 

 
Etiketler: Renklerin, şehri, Cape, Town,
Yorumlar
Diğer Yazılar
Opera ve Klasik Müzik Deyince VİYANA
Eski Mısır Medeniyeti İzinde - Mısır Piramitlerinde bir gün
12 Ayda Festivallerle Devriâlem
Tam bir seyahat tutkunu, Hatice Hoca ile seyahat üzerine....
15 Ülke, 15 Kitap
Armut Kubbeli Şehir KİEV
Bir açık hava müzesi ZAANSE SCHANS
Adını ve Tren İstasyonunu Beğenip Trenden İndiğimiz Kasaba Haarlem
Van Gogh Müzesi’nde Bir Amsterdam Sabahı
Filipinler Yazı Dizisi - 4 Cennetten bir parça EL NİDO...
Filipinler Yazı Dizisi 3 - Bohol adası
Filipinler Yazı Dizisi 2 - Manila, ismi güzel şehir ...
Filipinler Yazı Dizisi 1
Mehmet Özada ile Seyahat Üzerine
7 Müthiş Balayı Adası
Kıbrıs'tan bir ‘Instagram Influencer’... Altuğ Galip ile Seyahat Üzerine
Dünya Gezgini Nesrin ile Seyahat Üzerine
PERTEV KARALIGİL ile Seyahat Üzerine
'Sevilmeyen Derslerin Sevilen Öğretmenleri' TOPAL Ailesi ile Seyahat Üzerine...
POLATCAN'larla Çocuklu Seyahat Üzerine
HÜRDENİZ Ailesi'nin Gezi Dünyasına Yolculuk
Dünyanın Yeni YEDİ HARİKASINA Yolculuk
Avrupa'nın kalbi BRÜKSEL
Üç Kuleli Kent, GHENT
Beyaz bir roman gibi... ROMANYA
MONT ST. MİCHEL'de gizemli bir gün
Size İlham Verecek 7 Fotoğraf Karesi – MALTA
PARİS … Tatlı bir sarhoşluk tadında…
2018’de Sıradışı bir Ülkeye Gitmeye Ne Dersiniz
Grafiti şehri BERLİN.
2018’de Çocuk Odaklı Gezginler için Dört Mevsim Avrupa Önerileri:
Polonya Krallarının geçtiği Kraliyet Yolunda yürümek - GDANSK
Chopin’in kalbini bıraktığı VARŞOVA …
İnsan neden seyahat eder?
Chiang Mai’de Orman Gezintisi
Bangkok'ta bir gün...
Güneşin peşinde 7 - Mandalay'a giden yolu tamamlarken...
Güneşin peşinde 6 - Tapınakların üzerine doğan altın renkli Bagan güneşi...
Güneşin peşinde 5 - Inle Gölü’nde suyun üstünde yaşamak...
Güneşin Peşinde 4 - Shwedagon tapınağı ışıltısındaki Yangon
Güneşin Peşinde 3 - Yangon'a gece treni
Güneşin Peşinde 2
Güneşin peşinde - 1
Yazarlar
Ulusal Gazeteler
Alıntı Yazarlar
Sayfalar
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı