Yazı Detayı
19 Mayıs 2020 - Salı 06:22
 
Rum helikopteri sınırlarımızı delik deşik etti…
Hasan KAHVECİOĞLU
hasankahvecioglu@yahoo.com
 
 

 

Olacak iş değil…

Talat Bey’in dediği gibi “Prosedür” gene çiğnendi…

“Dikiş tutturamıyoruz” vallahi…

Anımsayın… Ne olmuştu?

Cumhurbaşkanı Akıncı ile Lefkoşa Belediye Başkanı Harmancı, KKTC’nin “sınırlarını” delik deşik etmişlerdi...

Suçları da “vatan hainliği” kadar ağırdı…

Güney’den talep edilen ilaçların KKTC’ye sokulmasına yardım ve yataklık etmişlerdi…

Ülkenin sınırlarını, kanunlarını, prosedürlerini yok saymışlardı…

İlaç Eczacılık Dairesi’nden ön izin almadan…

Gümrük teftişi yaptırmadan…

Devlet Laboratuvarı’nda bunları tahlil ve analiz ettirmeden…

Ülkeye “kanunsuz” olarak beleş verilen ilaçları sokmuşlardı…

Nerede bunların ön izinleri, yoklamaları, imzaları, mühürleri, kaşeleri, hatta Bakanlar Kurulu kararları?

Corona bunların akıllarını başlarından almış, “kutsal devlet”i unutmuşlardı…

Bereket versin ki, milliyetçiliğin doruklarında bir Başbakanımız var ve hemen müdahale ederek “ilaçları” zapt-u rapt altına aldırmıştı…

Başbakan’ın, bu “kanun dışı”lığın hesabını sorması, elbette Corona’dan çok daha önemliydi…

Bir yandan “Siyaset yapıyorlar” diye bağırırken, öte yandan da “devlet”in sınırlarını bir cengaver gibi koruması, ilaçtan da, Corona’dan da, çok daha fazla önem taşıyordu…

Corona bir gün gelir, defolur giderdi, ama ya “siyaset” ve “hamaset” bu ülkede hep var olacaktı…

Bu yüzden, varsa da, yoksa da “prosedürler…” üzerinden milli siyaset üretmek, marifet isterdi ve bu marifet de bizim mahallede bolca mevcuttu…

Üstelik, piyasada bir virüs gibi dolanan “Akıncı fobisi”ne yakalanmış başka siyasetçilerimiz de vardı ve ağızlarını açtıklarında Ersin Bey’i çok mutlu ediyorlardı…

Hele, eski Cumhurbaşkanı Talat’ın bu “prosedürler” üzerinden KKTC’ye sahip çıkması ve “Akıncı prosedürü bilmeliydi” şeklindeki açıklaması, Tatar’ın “KKTC’yi marka yapma”  mücadelesine büyük bir katkıydı…

Keşke ona da, tıpkı Sibel Siber Hanım’a sunduğu gibi bir “Konsey Başkanlığı” makamı lütfetse ve her gün TV’lerde Akıncı’nın her söylediğine, her yaptığına “blokaj” uygulamayı akıl etse…

Ama yapmadı… Sağlık Bakanı ile Sibel Hanım’ı bol bol medyada çarpıştırırken bir de Talat’la uğraşmak istemedi…

Tabii çok da iyi yaptı…

Bütün bu komiteler, konseyler, bazı “avaracı”lara sunduğu “boş vakitlerini değerlendirme” imkânları ile “siyaset” yaparken, virüs de bizim mevzilere uğramaktan vazgeçti…

Birinci dalga olmadı, inşallah ikincisi de olmayacak sayelerinde…

Tabii; işin kötüsü, Başbakan’ın bu “öfke”sini, hezeyanlarını ne Rum tarafı, ne de AB ciddiye aldı…

Rum tarafı ne yaptı biliyor musunuz?

İlaçlarla sınırı deldiği yetmezmiş gibi, şimdi de helikopterler ile sınırlarımızı delik deşik etti…

Yangınımıza helikopterle saldırdılar…

Ormanlarımız yanarken, üzerine su sıktılar…

Nerede Sivil Havacılık Dairesi?

Nerede Ulaştırma Bakanlığı?

Bu Rum helikopterinin uçuş izni var mı?

Hava sahamıza giriş izni verildi mi?

Döktüğü suyu nereden aldı?

Ya Rum tarafından getirmişse?

Bu işin altından; sanırım gene Cumhurbaşkanı Akıncı çıkacak…

Bizim Başbakan, bir ay önce “ilaçları” kabul etmezken, ne oldu da bir ay sonra Rum helikopterine “evet” dedi.

Bir “çaresizlik” varsa, yapılacak olan şey bunu gizli tutmaktır tabii…

Gerçi; BRT gizlese de; herkes Rum helikopterinin sınırı ihlal ederek, hiçbir KKTC formu doldurmadan, Sivil Havacılık’tan komut almadan bu tarafa geçtiğini çıplak gözle gördü…

Şimdi bu “sınır ihlali”ni içine sindiremeyenler kara kara düşünmelidir…

Bütün ezberler bozuldu çünkü…

Rum tarafı, “işgal bölgesi” denilen bir toprak parçasındaki yangına müdahale etmeyi kabul etti…

Üzerimize su dökmeyi reddetmedi…

Tabii şimdi “Akıncı prosedürü bilmiyor” diyen eski Cumhurbaşkanı Talat’ın, hemen ortaya çıkması lazım…

Ya da sözcülüğünü yapan birilerine bunu söyletmesi lazım…

“Akıncı bu helikopter prosedürünü bilmiyor muydu?” diye sorması lazım…

KKTC’nin kurumları izin vermeden bir Rum helikopteri bu semalarda ne arar?

Ya bizim askeri tesislerimizi de görüntüledi ise?

Ya, Beşparmaklardaki bayrağa da su sıkarsa?

Bu soruları kim soracak?

Elbette Akıncı’ya muhalefet etmede bağlaşıklık sergileyenler; ya Talat, ya da Arıklı…

Türkiye’den en kolay para alabilen politikacıya düşen ise; helikopteri de ilacı da Türkiye’den alabilmeyi başarmak ve Rum’a muhtaç olmamaktır…

Örneğin geçen gün Kermiya barikatında, güneye geçmek talebiyle eylem yapan Kıbrıslı Türklerin karşısına geçip “Kaç kişisiniz? Gelin buraya... Rum’a muhtaç olmak yok. Hepinizi memur yapıyorum. Erdoğan’la görüştüm” diyebilen bir Başbakan olabilir… 

Ama diyemedi… Yukarıdaki “gonnara yemez” dedirtircesine, Rum helikopterini semalarımızda uçurdu…

Demek ki neymiş? 

Kıbrıs’ın bu koşullarında, iki toplum arasında yardımlaşma ve işbirliği kaçınılmazmış…

İlaç da geçecek, emekçiler de orada çalışabilecek, Rumlar Türk’ten benzin de alabilecek, helikopter de uçabilecek…

 
Etiketler: Rum, helikopteri, sınırlarımızı, , delik, deşik, etti…,
Yorumlar
Diğer Yazılar
Bir “Üstat”; hile ile yönlendirme yapar mı?
Ey hamasetçiler… Türkiye sadece “para” demek değil…
“Tespihli kumarhane patronu ile iki Cumhurbaşkanı”
Sağlık, siyaset, hukuk; hepsi entübe…
Bana bir “devlet” lâzım… O da bu günlerde lâzım…
Corona üstünden kafatasçı hamaset…
“Harram olsun” dememek için…
Ölen ölsün, kalan sağlar bizimdir…
“Nerde be o Akıncı? Hilton be burası… Hilton…”
Hükümet hukuk dışında “kriz” yönetiyor…
Yerel siyasetçi; jurnalciliği bırak, DAÜ’den elini çek…
Maraş “show”unun figüranları…
Rum Enosisi’ni gömdük, Türk enosisi mi hortladı?
“Karen Fogg çocuğu” “O. çocuğu…”
Bu iş giderek “dilencilik” kıvamına ulaşıyor…
“Vur ensesine, al ağzından lokmayı…”
21 Aralık 1963… Göç ve göçmenlik…
Sıtma ve talasemi onurumuz… “Has bin Allah ve nimel vekil”
Bu beş ay çok çetin geçecek…
Lefkara nakışı: İğne ile kuyu kazanlar
Rauf Bey’e mektup yazdım…
“Aldırma gönül aldırma…”
“Paradigma”nız batsın…
Biz bu “Cumhuriyet”i çok sevmiştik…
Kedi kuyruğuna, maşrappa olanlar....
Vay Saffet Paşa… Vay Karatheodori Paşa vay… (2)
Vay Saffet Paşa… Vay Karatheodori Paşa…
Karpaz’da bir kahve toplantısı…
Bizdik… Kendimiz… Kimliğimiz… Bravo… Bravo… Bravo…
Maraş’ın “Kayyum”u…
750 milyonu, 750 takla atarak alacaksa…
Guterres, işin özünü anladı galiba…
“Bulaştırma Bakanlığı” idi “Yamalama Bakanlığı” oldu…
Bu kadarı da çok fazla…
UBP-DP’nin mobil hırsızlığı…
“Kıbrıs İslam Özerk Cemahiriyesi”
Laurel ile Hardy ve üç kafanın karışıklığı…
Bulaştırma Bakanı’nın “aile bağları”
“Cedit yeni” fikirler ve Ankaracı hayaller…
Doğuş Derya’dan ayrılıkçı hayalperestlere harika bir ders…
Hameset, farfara ve “çifte çavuşlar”
“Oliki Kipros” ve Prof. Kızılyürek
İcazet, mazeret, müzevirlik ve vızzzzz…
15 aydır “falaka” sürüyor…
Akıncı’nın yeşil yeşil günahları…
Bir buket çiçek al, Polis Müdürü’ne git… Yok yaa…
Çirkin bir fotomontaj ve Şener Levent
Kıb-Tek’i atın çamaşır makinesine
Hüzün ana ve çocukları…
Yasaklı kitap… Kelepçe… Zafer işareti…
“İki devletli” olmak güzeldir…
Rauf Bey’in ruhunu sızlatanlar…
Söz verdi, oyları aldı, şimdi de cırladı…
Ağza her geleni, her yerde söylemek sendikacılık mı?
Zeki Çeler ezber bozuyor…
Yağdır Mevlâm akıl…
“Tek adamlık rejimi” da bir seçenektir…
“Kamu” maliyesini ayakta tutan “özel”in emekçileri…
Kurtulmak yok tek başına (2)
Benim vicdanım tam tersini söylüyor: Kurtulmak yok tek başına…
2019’dan istemediklerim…
Gözü “toplum”a değil de “kitle”ye odaklı solculuk…
Büyükelçi Asaf İnhan’dan yediğimiz fırça…
Tespitler doğru… O halde şimdi haydi icraata…
Ne Anastasiades; ne Çavuşoğlu…
15 Kasım Felaketi…
Bulaştırma Bakanı yasaklara ve cezalara aklını taktı
22. Bölük Efsanesi...
Arıklı “Çavuşoğlu-Özersay” muhabbetini çok kıskandı…
Akıncı’yı “dışlamak” Kıbrıslı Türkleri dışlamaktır…
Okullar, kantinler, tuvalet kağıdı ve parasız eğitim
Hayvancıya “pozitif ayırımcılık” Doğru mu?
Ankara “tasarruf” ve “reform” isterse, “bu bize uyar” diyebilecek miyiz?
Altında kalanın boynu kopsun…
“Paket” bizim paket… Ankara’nın değil…
Haçanabir dökecen o betonu…
Paris Hilton bizi “tanıtır” mı?
10 Soruda “hal-i pürmellal”imiz…
Aslan ve de kaplan medyamız…
Yakın Doğu İlkokulu’nun Kitapları…
Yerel dünyamız çok yerel…
Kapısına derhal kilit vurulmalıydı…
Belediyeler: Popülizmin bataklıkları…
51 yıl önceydi: Lefkoşa’dan “Nazım” geçti…
Mardinli Veysi ile Şehmuz’un rekabeti…
Yolları kirleten belediyeler ve Bulaştırma Bakanlığı…
Yalaşık bulaşık belediyeler…
Çerçeveci Guterres’in önüne cillenen top…
Yakında boğazımıza sarılacaklar...
Vay Sayın Bakan vay...
Özgürgün’ün Yediyüz bin ton ağırlığındaki “saygı”sı…
“Müşavir” olamayan PR’cı gazeteciler…
Moral bozucu absürd maskaralıklar…
Dörtlünün kucağındaki “dörtlü mezar” Ne olacak? Ya madalyalar…
Çanakkale ile Afrin “kombine” olur mu?
22 kaçakçılık dosyasından, 48 yolsuzluk dosyasına…
“Dörtlü” gözünü “dört” açmalıdır…
Osmanlı Tokadı…
YDP ve Arıklı “marjinal”leşmek mi istiyor?
Özgürgün’ün “delitoy”luğu, Dörtlünün ağırbaşlılığı, Burcu’nun “yetti gayri”si…
Akıncı’nın “Şiddet” karşısındaki net tavrı…
Yazarlar
Ulusal Gazeteler
Alıntı Yazarlar
Sayfalar
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı