Yazı Detayı
24 Kasım 2019 - Pazar 13:33
 
Sulu mahallebili nostaljik sohbet
Ertanch HİDAYETTİN
 
 

Zaman zaman eski yazılarımı yeniden anımsar, onları büyük bir zevkle okurum. Hele hele o nostaljik yazılarımı. O zamanları hüzünle yeniden yaşarım. İşte aşağıdaki birkaç yıl önce yazdığım yazım böyle bir yazı. Umarım siz de benim kadar zevk alırsınız okumaktan.

Kıbrıs Türk Toplum Merkezinin ‘Cyprus Kitchen’ denilen lokantısını Muhtar ailesi çalıştırır. Sohbetlerine doyum olmayan sevimli, tipik bir Kıbrıs’lı aile. Gönyeli’li Muhtar’la zaman zaman tatlı sohbetlerimiz olur. Geçenlerde bir arkadaşımla toplantı öncesi orada buluşalım diye anlaştık. Ben buluşma saatinden bir saat erken gittim. Tüm masalar ailenin oğlu İlker tarafından boyanıp cilalanıyordu. Alt bölümde, ortada bırakılan tek masada güleryüzlü bir adam oturuyordu. Gidip yanına oturdum. Menü tahtasında gözüme bir şey ilişti. Sulu mahallebi. Aniden gözlerim doldu. 

Perhiz, falan demeden bir tabak sipariş ettim. Daha önce tanımadığım adamla koyu bir sohbet başladı bu arada. Bir tabak mahallebi de o istedi. Biraz sonra çukur beyaz tabaklar içerisinde buz gibi soğuk, gül suyu dolu mahallebimiz geldi. Gözlerimi kapatıp ilk kaşığı ağzıma götürürken kendimi Yusuf Kaptan sahasının önünde buldum. Meşhur mahallebici Mehmet Ali’nin devamlı yeri Posta Dairesinin karşısında idi. Yusuf Kaptan sahasındaki mahallebici o muydu, anımsamıyorum. Her Cumartesi veya Pazar günleri heyecanlı futbol maçları izlemeye gittiğimiz o toprak saha gözlerimin önünde canlandı. Orada her maç öncesi tattığımız güzelim, buz gibi sulu mahallebileri anımsadım. Ve önümdeki aynı derece güzel, Muhtar ailesinin versiyonunu kaşıklamaya başladım.

İşte sevgili okurlar, bizler güzel Kıbrıs’ımızın dışında yaşayanlar, her zaman geçmişte yaşadığımız güzel, nostaljik anıları anımsarız. Anılarımızı tetikleyen şeyler bazen menü levhasındaki tatlı ismi, bazen bahçemizde yetiştirdiğimiz yaseminlerin kokusu, bazen de sebze tarlalarında gördüğümüz kabak çiçeği olabiliyor. Vatanını ne kadar da doğduğu değil, doyduğu yer olarak kabul eden biri olsam da, zaman zaman ben de bu nostaljik duygularla çalkalanıp bilgisayarımın karşısına geçer ve yazmaya başlarım. Özellikle Lefkoşa’yı anımsar ve yazarım. 

Geçtiğimiz gün Muhtarın lokantasında daha önce tanımadığım Lefkoşa’lı arkadaşla nefis sulu mahallebilerimizi kaşıkladık ve Lefkoşa’yı konuştuk. O benden oldukça küçüktü ama benim dönemimdeki ünlü Lefkoşalıları hatırlıyordu. Babası Lefkoşa’nın ilk sandvüççülerindenmiş. Birkaç kafe de işletiyormuş o zamanlar. 

Samanbahçayı, Girne kapısındaki kahveleri konuştuk. Ona dizlikli Ali dedemin beni elimden tutup daima Efe’nin kahvehanesine götürdüğünü anlattım. Yaz geceleri Girne kapısındaki kahvelerin, o bölgenin canlılığını anımsadık. Ford garajından sinemaya çevrilen Şahin Sinemasında izlediğimiz kovboy filmlerini ballandıra ballandıra anlattık birbirimize. Ardından okullarımızdan bahsettik. Atatürk İlkokulu, Bayraktar Orta Okulu ve Lefkoşa Türk Lisesini, o okullardaki arkadaşlarımızı, öğretmenlerimizi andık. 

Lefkoşa’nın daracık sokaklarında yaz geceleri kapı önülerinde yapılan tatlı komşu sohbetlerini, Işıklar dediğimiz bölgenin canlılığını, Çocuk Bahçesindeki kum havuzunda oynadığımızı, Bayram Yerlerini anımsadık. O zamanlar daracık bir alana sıkışıp kalmamıza rağmen ne kadar mutlu bir yaşantımız olduğundan özlemle bahsettik. Lefkoşa içerisinde hayali bir tur attık ve bölge bölge Lefkoşa’yı yeniden yaşadık. Silihtar, Baf Kapısı, Taksim Sahası, Ermu Caddesi, Sarayönü, Büyük Han, Arastalar, Asmaaltı, Bandabuliya, Kuruçeşme, Zafer Sineması, Işıklar, Çağlayan, Köşklü Çiftlik. Anılar oralarda cirit attı.

Bu arada zevkten dörtköşe yeyip bitirdiğimiz sulu mahallebimiz bitmiş, orta kahvelerimiz gelmişti. Halkın Sesi Gazetesinin yanındaki Con kahve imalat edilen yerden bahsettik, Mehmet Efendi kahvesini yudumlarken. Oradan geçerken kokladığımız sarhoş edici kahve kokusunu yeniden koklar gibi olduk. Doktor Küçük, Guşo ve Çoronik arasındaki şakalaşmalardan bahsettik. Lefkoşanın diğer meşhur simalarını hasretle andık. O bölgede satılan güzelim şamali, Paraşüt ve Anibal kebablarını konuştuk. Mücahitler Parkı, Kuğulu Parkın o zamanki canlılığndan dem vurduk. Ahmet Becerikli’nin arkadaşları ile çaldıkları o güzelim, şakrak havaları duyar gibi olduk Kuğulu Parkda. Topluma yaptığı hizmetleri çok sonradan, sevgili Hasan Çakmak’ın kitabından öğrendiğim o babacan adamdan, Deniz Beyden okul kitaplarımızı nasıl bir heyecanla aldığımızı anımsadık. 

Sohbetimizin sonunda Lefkoşa’nın bugünkü durumu ile konuştuğumuz yılları mukayese ettik. Hüzünlendik. İyisi mi, ben o sohbetimizden sözetmeyim. Sadece tadına doyum olmayan o eski günlerde bırakayım siz okurları. Zaten şimdiki günün Lefkoşa’sını tüm olumsuzlukları ile yaşıyorsunuz.

 
Etiketler: Sulu, mahallebili, nostaljik, sohbet,
Yorumlar
Yazarlar
Ulusal Gazeteler
Alıntı Yazarlar
Sayfalar
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı