Yazı Detayı
10 Ekim 2019 - Perşembe 07:50
 
Vay Saffet Paşa… Vay Karatheodori Paşa vay… (2)
Hasan KAHVECİOĞLU
hasankahvecioglu@yahoo.com
 
 

Resmi Türk tarih kitapları; Osmanlı’nın, Kıbrıs adasını 1878’de İngilizlere “kiraladığını” yazmaktadır.

Aslında Osmanlı; bu güzelim adamızı, İngilizlerin “kullanmasına ve idare etmesine” teslim ederken, İngilizlerin “söz”üne güvenmişti.

Bu “söz” ya da diğer bir deyimle “taahhüt” Rusya’nın Batum, Ardahan ve Kars’ı işgal etmesi ve Osmanlı’nın Asya topraklarını işgal etme niyeti üzerine verilmişti.

İngiltere; bu toprakların “silahlı savunmasını” Osmanlı ile birlikte üstlenmeyi taahhüt ediyor ve buna karşılık da Osmanlı’dan güzel adamızı “idare etmek” için izin alıyordu.

Tüm bu hususlar; 4 Haziran 1878’de, İstanbul’da Hariciye Nazırı Saffet Paşa ile İngiliz Büyükelçisi Sir Austen Henry Layard arasında imzalanan “Konvansiyon”da yazmaktadır.

Ancak İngilizler, bu “konvansiyon”la yetinmediler. Osmanlı sıkıştıkça, güzelim adamızla ilgili yeni “hak”lar koparmak için fırsat kolladılar.

İlk imzadan tam 26 gün sonra, aynı yetkililer, 6 maddelik yeni bir ek “konvansiyon”a imza attılar.

1 Temmuz 1878’de imzalanan bu ek madde; Evkaf’ın iki kişi tarafından idare edileceğini, bunlardan birinin İngiliz Hükümeti’nin seçeceği bir memur, ötekinin ise buradaki Müslüman cemaatten seçilecek bir memur olacağını belirlediler.

Bu konvansiyonun orijinal metninde şöyle bir ifade yer almaktadır:

Article 4: “The Sublime Porte may freely sell and lease lands and other property in Cyprus belonging to the Ottoman Crown and State (Arazi Mirie ve Emlak-i Humayun)

Yani; adanın idaresi İngilizlere verilmişti ama; Bab-ı Ali, buradaki Osmanlı emlakini serbestçe satabilecek ve kiralayabilecekti. Kira tutarları da, İngilizler tarafından Osmanlı’ya gönderilecekti.

Aynı konvansiyonda bir sonraki maddede şöyle denmekteydi: 

Article 5: “English Government through their competent authorities may purchase compulsorily, at a fair price land required for public improvements, or for other public purposes, and land which is not cultivated.”

Yani; İngiliz Hükümeti, uygun bir fiyatla Osmanlı emlakini, zorla kamusal amaçlarla satın alabilecekti.

Demek ki neymiş? İngilizler, daha 1878’de “emlak” konusunu Osmanlı’ya dayatmışlar, Evkaf işini “sağlama” almışlardı.

Bununla da yetinmediler…

14 Ağustos 1878’de yine Saffet Paşa ve muhatabı; Tarabya’da bir “ek madde” daha imzaladılar.

Orijinalinden aktarıyorum: 

“His Imperial Majesty the Sultan, in assigning the Island of Cyprus to be occupied and administered by England has thereby transferred to and vested in Her Majesty the Queen, for the term of the coccupation and no longer, full powers for making Laws and Conventions for the Government of the island in Her Majesty’s name, free from the Porte’s control.”

Bu madde ile Osmanlı Hükümdarı, İngiliz Kraliçesine Kıbrıs’ta Bab-ı Ali’nin kontrolü gerekmeden yasa ve konvansiyon yapma tam yetkisini “transfer” ediyordu.

Osmanlı, birkaç ay içinde durmadan İngilizlere güzel adamızla ilgili verdiği yetkileri artırıyor ama en kötüsü beş altı ay sonra oluyordu.

3 Şubat 1879’da aynı İngiliz Büyükelçisi Sir Henry Layard ile Osmanlı Hariciye Nazırı Aleksandros Karatheodori Paşa bir “ek” madde daha imzaladılar. İlk imzalanan konvansiyondaki 4. maddeyi değiştirdiler ve Kıbrıs’taki emlak ve arazilerin satışından elde edilecek gelirin Osmanlı Hükümeti’ne gönderilmesini iptal ettiler. Onun yerine tüm Osmanlı mülküne karşılık İngilizler’in yılda 5000 Sterlin ödemesini hükme bağladılar. Böylece adamızdaki tüm Osmanlı mülkü İngiliz’e kirayla devredilmiş oldu.

Tabii; İngilizler’in özellikle Evkaf mülklerini “sağlama alma” gayretleri bu kadarla da bitmiyor.

İngilizler; güzel adamızı 5 Kasım 1914’te ilhak ediyorlar. Lozan Anlaşması’nda Türkiye bu “ilhak”ı tanıdığını beyan ediyor. İşte ilgili maddeler: 

Madde 16: “Cezireler üzerinde (Ki bu arazi ve cezirelerin mukadderatı ilgililer tarafından tayin edilmiş veya edilecektir.) her ne mahiyette olursa olsun haiz olduğu bütün hukuk ve müstenidatından feragat ettiğini beyan eder.

Madde 20: Türkiye Hükümeti Kıbrıs’ın Britanya Hükümeti tarafından 5 Kasım 1914’te ilan olunan ilhakını tanıdığını beyan eder.”

İngilizler bunlarla da yetinmiyor…

1 Mayıs 1944’te Fasıl 225 “Taşınmaz Mal Dönüştürme Yasası”nı çıkarıyorlar. Bu yasa ile İngilizler “Arazi-i mevkufe” yani vakıf topraklarını, “arazi miriye”ye dönüştürdü. Yani vakıf arazilerini “devlet arazisi” yaptı. 

Bir de Fasıl 15’i çıkardılar. “Davalarda Zamanaşımı Yasası”nı yaptılar. 4. maddesinin 2. fıkrası şöyle: (2) Dava sebebinin doğduğu tarihten başlayarak otuz altı yılın sona ermesi üzerine herhangi bir vakıf emlakinin külliyatı (corpus) ile ilgili olarak dava açılamaz.

İşin özeti şu: İngilizler minareyi çalarken, kılıfını ta 1878’de hazırladılar. Osmanlı’yı da ikna ederek bu işi uluslararası anlaşmalarla yaptılar. 

Bir asır sonra “Maraş evkaf malıdır” diyenler, bir de bu Osmanlı belgelerine baksınlar diyorum… 

1 Temmuz 1878 tarihli Osmanlı Fermanı’na (Lefkoşa Şeriyye Mahkemesi’nde saklanıyordu.)  da bir baksınlar diyorum. Orada da “Arazi-i miriyye ve vakfiyye serbestçe füruht olunacak” demektedir. Bunun Türkçesi şu: “Devlet ve vakıf malları serbestçe satılacak…” 

4 Kasım’da AİHMahkemesi’nde çok zayıf bir “tez”le ne kadar başarılı olacağız?

Dilerim başımıza daha büyük belalar açılmasın…

NOT: İngilizce metinler Sir George Hill’in “A History of Cyprus Volume 4” adlı 1972 baskılı kitabından (Sayfa 302…) alınmıştır. 

 
Etiketler: Vay, Saffet, Paşa…, Vay, Karatheodori, Paşa, vay…, (2),
Yorumlar
Diğer Yazılar
Rauf Bey’e mektup yazdım…
“Aldırma gönül aldırma…”
“Paradigma”nız batsın…
Biz bu “Cumhuriyet”i çok sevmiştik…
Kedi kuyruğuna, maşrappa olanlar....
Vay Saffet Paşa… Vay Karatheodori Paşa…
Karpaz’da bir kahve toplantısı…
Bizdik… Kendimiz… Kimliğimiz… Bravo… Bravo… Bravo…
Maraş’ın “Kayyum”u…
750 milyonu, 750 takla atarak alacaksa…
Guterres, işin özünü anladı galiba…
“Bulaştırma Bakanlığı” idi “Yamalama Bakanlığı” oldu…
Bu kadarı da çok fazla…
UBP-DP’nin mobil hırsızlığı…
“Kıbrıs İslam Özerk Cemahiriyesi”
Laurel ile Hardy ve üç kafanın karışıklığı…
Bulaştırma Bakanı’nın “aile bağları”
“Cedit yeni” fikirler ve Ankaracı hayaller…
Doğuş Derya’dan ayrılıkçı hayalperestlere harika bir ders…
Hameset, farfara ve “çifte çavuşlar”
“Oliki Kipros” ve Prof. Kızılyürek
İcazet, mazeret, müzevirlik ve vızzzzz…
15 aydır “falaka” sürüyor…
Akıncı’nın yeşil yeşil günahları…
Bir buket çiçek al, Polis Müdürü’ne git… Yok yaa…
Çirkin bir fotomontaj ve Şener Levent
Kıb-Tek’i atın çamaşır makinesine
Hüzün ana ve çocukları…
Yasaklı kitap… Kelepçe… Zafer işareti…
“İki devletli” olmak güzeldir…
Rauf Bey’in ruhunu sızlatanlar…
Söz verdi, oyları aldı, şimdi de cırladı…
Ağza her geleni, her yerde söylemek sendikacılık mı?
Zeki Çeler ezber bozuyor…
Yağdır Mevlâm akıl…
“Tek adamlık rejimi” da bir seçenektir…
“Kamu” maliyesini ayakta tutan “özel”in emekçileri…
Kurtulmak yok tek başına (2)
Benim vicdanım tam tersini söylüyor: Kurtulmak yok tek başına…
2019’dan istemediklerim…
Gözü “toplum”a değil de “kitle”ye odaklı solculuk…
Büyükelçi Asaf İnhan’dan yediğimiz fırça…
Tespitler doğru… O halde şimdi haydi icraata…
Ne Anastasiades; ne Çavuşoğlu…
15 Kasım Felaketi…
Bulaştırma Bakanı yasaklara ve cezalara aklını taktı
22. Bölük Efsanesi...
Arıklı “Çavuşoğlu-Özersay” muhabbetini çok kıskandı…
Akıncı’yı “dışlamak” Kıbrıslı Türkleri dışlamaktır…
Okullar, kantinler, tuvalet kağıdı ve parasız eğitim
Hayvancıya “pozitif ayırımcılık” Doğru mu?
Ankara “tasarruf” ve “reform” isterse, “bu bize uyar” diyebilecek miyiz?
Altında kalanın boynu kopsun…
“Paket” bizim paket… Ankara’nın değil…
Haçanabir dökecen o betonu…
Paris Hilton bizi “tanıtır” mı?
10 Soruda “hal-i pürmellal”imiz…
Aslan ve de kaplan medyamız…
Yakın Doğu İlkokulu’nun Kitapları…
Yerel dünyamız çok yerel…
Kapısına derhal kilit vurulmalıydı…
Belediyeler: Popülizmin bataklıkları…
51 yıl önceydi: Lefkoşa’dan “Nazım” geçti…
Mardinli Veysi ile Şehmuz’un rekabeti…
Yolları kirleten belediyeler ve Bulaştırma Bakanlığı…
Yalaşık bulaşık belediyeler…
Çerçeveci Guterres’in önüne cillenen top…
Yakında boğazımıza sarılacaklar...
Vay Sayın Bakan vay...
Özgürgün’ün Yediyüz bin ton ağırlığındaki “saygı”sı…
“Müşavir” olamayan PR’cı gazeteciler…
Moral bozucu absürd maskaralıklar…
Dörtlünün kucağındaki “dörtlü mezar” Ne olacak? Ya madalyalar…
Çanakkale ile Afrin “kombine” olur mu?
22 kaçakçılık dosyasından, 48 yolsuzluk dosyasına…
“Dörtlü” gözünü “dört” açmalıdır…
Osmanlı Tokadı…
YDP ve Arıklı “marjinal”leşmek mi istiyor?
Özgürgün’ün “delitoy”luğu, Dörtlünün ağırbaşlılığı, Burcu’nun “yetti gayri”si…
Akıncı’nın “Şiddet” karşısındaki net tavrı…
Yazarlar
Ulusal Gazeteler
Alıntı Yazarlar
Sayfalar
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı