Yazı Detayı
07 Ocak 2020 - Salı 02:17
 
“Vur ensesine, al ağzından lokmayı…”
Hasan KAHVECİOĞLU
hasankahvecioglu@yahoo.com
 
 

Yanına şemsiyeni al, sarı ceketini giy; Çarşamba akşamı, Lefkoşa’da Terminal’e gel…

Meşale, fener, düdük, davul serbest…

Facebook’ta örgütlenen “Yol yoksa, seyrüsefer de yok” hareketi; aslında, hepimizin sahip çıkması gereken, çok geç kalınmış bir sivil inisiyatif…

Çarşamba gün, Lefkoşa Terminali’nde “Zamlara karşı uyarı eylemi” düzenlediler…

Hükümete 9 Ocak Perşembe gününe kadar da “seyrüsefer zammı”nı geri alması için süre verdiler…

Bir önemli “hassayit”leri var:

Aman “siyasal partiler” ya da “sendikalar” bu işe karışmasın istiyorlar…

Belli ki siyasal partilerden de, sendikalardan da adeta korkuyorlar…

Daha doğrusu; ta eskilerden beri iktidar sahiplerinin kendilerine yönelik her hareket karşısında “Siyasal niyet” araması, insanımızı “aman ha, bizim hiçbir sendika ile ya da siyasal parti ile bir ilişkimiz yoktur” hassasiyetine yöneltiyor.

Oysa; her hareketin, her inisiyatifin, her eylemin, mutlaka bir “siyasal” içeriği vardır ve olmalıdır…

İlk iş olarak; bu hareketin öncülerine “siyaset”ten korkmamalarını, siyaset yapmalarını, siyasetin öcü olmadığını anlatmamız gerek…

Ama elbette “parti siyaseti”ne bulaşmamak kaydıyla…

Eğer; “yol yoksa, seyrüsefer de yok” hareketi; partisiz, sendikasız olarak binlerce kişiyi sokağa dökmeyi başarırsa, aslında “toplum” olmaya doğru yol alıyoruz demektir…

Yapılan icraatlara karşı ortaya sivil “tepki” koyabilmek, yönetenlerden “talepte” bulunmak, toplumun böyle bir “yeteneğe” sahip olması sevindirici bir durum…

Aslında, geç bile kalındı…

“Vur ensesine, al ağzından lokmayı…” atasözündeki gibi tepkisiz, mülayim kalabalıklara “toplum” denmez, cemaat ya da kalabalık denir…

Kıbrıslı Türkler, özellikle 1976’dan sonra, sağ parti iktidarlarının Türkiye’den “kopardıkları” paralarla 2004’lere kadar deyim yerinde ise “idare ettiler…”

Türkiye ile kurulan “para ilişkisi” hep inişli çıkışlı oldu…

Kimi zaman “zırnık” vermemek için direnen TC’li Başbakanların hakaretine uğradı siyasetçilerimiz…

Resmi bütçede “Yıldızlı ödenek”lerle tanıştık… “Bloke” girdi hayatımıza…

“Transfer” girdi… 

Tatar’ın Başbakan olmasından sonra “direktif” girdi…

Ama sağ partilerin “Türkiye’den al ve dağıt” siyaseti, hiçbir zaman “kendine yeten bütçe”ye evrilemedi…

Bütçenin bırakın “yatırım” kalemini, zaman içinde “cari bütçeyi” de Türkiye’ye havale ettiğimiz dönemler oldu…

Bütün bu olumsuzluklara karşın; Kıbrıslı Türkler, ödedikleri acımasızca vergilerle son yıllarda devlete ait “resmi bütçe”yi “denkleştirmeyi” başardılar…

Yalnız Kıbrıslı Türkler mi?

Buralara yolu düşen herkes bu “vergi cezası”ndan nasibini aldı…

Çalışmaya gelen yabancı işçilerin, okumaya gelen öğrencilerin devlet fonlarına akıttığı paralar…

Ülkeye gelen turistin, kumarhanelere akıttığı paralar…

Ta Nepal’den, Vietnam’dan, Türkmenistan’dan buraya 4-5 yıllığına çocuk ve yaşlı bakıcısı olarak gelenlerin devlet fonlarına akıttığı paralar…

Casino’lardan, özelleştirmeden dolayı “altın yumurtlayan tavuk” gibi Ercan’dan bütçeye akan paralar…

 

 

Hepsi ama hepsi “memur maaşı ödemekten” başka bir işe yaramadı…

Özellikle her aralık ayında sanki “zorunlu” imiş gibi tüm harçlara yapılan rutin “dolaylı vergi” zamları öyle anlaşılıyor ki sivil yurttaşı geç de olsa çileden çıkardı…

Şimdiye kadar, 13. maaşın tatlı rehaveti içinde geçen aralık aylarında bu “okkalı” zamlara ciddi tepkiler konmadı, konamadı…

Çünkü “tepki”yi koyan kamu sendikalarıydı ve onlar da 13. maaş ortamında böyle bir örgütlenmeyi yapmaktan aciz kaldılar…

Şimdi bu “zam”ların asıl acısını çeken “sivil toplum” devreye girmişse, bu oldukça sevindiricidir.

En örgütsüz, en mağdur kesim olan “devlet” şemsiyesinin dışındaki insanımızın tahammül gücü kalmadı…

Bıçak kemiğe dayanınca da, birileri “Yol yoksa seyrüsefer de yok” diye çığlık atmaya başladı…

Bu ses; aslında yalnızca “seyrüsefer”e odaklanmamalı… Tüm adaletsiz “dolaylı vergiler”i kapsamalıdır…

Bugün devlete en basit bir başvuruya 41 TL.’lik pul yapıştırmak zorundasınız. Parasız hiçbir hizmeti yok…

Kimliği, pasaportu, ehliyeti, tüm evrakları hem Türkiye’den hem de Rum tarafından çok daha pahalı…

Hükümet, halktaki bu gerçek “tepki”yi göz ardı etmemeli… Madem ki Başbakan “Trafik seferberliği” ilan etti, ilk adım olarak Rum tarafındaki “seyrüsefer” fiyatlarına ve daha da önemlisi ücretlendirme politikasına bir göz atmalıdır. Orada araçların yaşları ve ağırlıkları yanında “Eksoz emisyonu” ve AB kuralları gereği çok daha gerçekçi ve bize göre daha ucuz bir ücretlendirme politikası uygulanıyor.

Konuya sadece “devlet kasasına para girsin” diye bakmıyorlar…

Kısacası; sadece seyrüsefer zammını geri almakla bu iş bitmiyor. Tüm trafik ücretlendirme politikaları ve bunların bütçede nasıl değerlendirileceği, halka hizmet olarak nasıl yansıtılacağı da mercek altına alınmalıdır.

Bu kavga; ödediğimiz vergilerin hizmete dönüşmesine ve paraların doğru alanlarda kullanılmasına, hükümetlerin de bu “denetim”i enselerinde hmelerine yol açacaksa bundan sevinç duymak gerekiyor.

Haydi hayırlısı…

 
Etiketler: “Vur, ensesine,, al, ağzından, lokmayı…”,
Yorumlar
Diğer Yazılar
Bu iş giderek “dilencilik” kıvamına ulaşıyor…
21 Aralık 1963… Göç ve göçmenlik…
Sıtma ve talasemi onurumuz… “Has bin Allah ve nimel vekil”
Bu beş ay çok çetin geçecek…
Lefkara nakışı: İğne ile kuyu kazanlar
Rauf Bey’e mektup yazdım…
“Aldırma gönül aldırma…”
“Paradigma”nız batsın…
Biz bu “Cumhuriyet”i çok sevmiştik…
Kedi kuyruğuna, maşrappa olanlar....
Vay Saffet Paşa… Vay Karatheodori Paşa vay… (2)
Vay Saffet Paşa… Vay Karatheodori Paşa…
Karpaz’da bir kahve toplantısı…
Bizdik… Kendimiz… Kimliğimiz… Bravo… Bravo… Bravo…
Maraş’ın “Kayyum”u…
750 milyonu, 750 takla atarak alacaksa…
Guterres, işin özünü anladı galiba…
“Bulaştırma Bakanlığı” idi “Yamalama Bakanlığı” oldu…
Bu kadarı da çok fazla…
UBP-DP’nin mobil hırsızlığı…
“Kıbrıs İslam Özerk Cemahiriyesi”
Laurel ile Hardy ve üç kafanın karışıklığı…
Bulaştırma Bakanı’nın “aile bağları”
“Cedit yeni” fikirler ve Ankaracı hayaller…
Doğuş Derya’dan ayrılıkçı hayalperestlere harika bir ders…
Hameset, farfara ve “çifte çavuşlar”
“Oliki Kipros” ve Prof. Kızılyürek
İcazet, mazeret, müzevirlik ve vızzzzz…
15 aydır “falaka” sürüyor…
Akıncı’nın yeşil yeşil günahları…
Bir buket çiçek al, Polis Müdürü’ne git… Yok yaa…
Çirkin bir fotomontaj ve Şener Levent
Kıb-Tek’i atın çamaşır makinesine
Hüzün ana ve çocukları…
Yasaklı kitap… Kelepçe… Zafer işareti…
“İki devletli” olmak güzeldir…
Rauf Bey’in ruhunu sızlatanlar…
Söz verdi, oyları aldı, şimdi de cırladı…
Ağza her geleni, her yerde söylemek sendikacılık mı?
Zeki Çeler ezber bozuyor…
Yağdır Mevlâm akıl…
“Tek adamlık rejimi” da bir seçenektir…
“Kamu” maliyesini ayakta tutan “özel”in emekçileri…
Kurtulmak yok tek başına (2)
Benim vicdanım tam tersini söylüyor: Kurtulmak yok tek başına…
2019’dan istemediklerim…
Gözü “toplum”a değil de “kitle”ye odaklı solculuk…
Büyükelçi Asaf İnhan’dan yediğimiz fırça…
Tespitler doğru… O halde şimdi haydi icraata…
Ne Anastasiades; ne Çavuşoğlu…
15 Kasım Felaketi…
Bulaştırma Bakanı yasaklara ve cezalara aklını taktı
22. Bölük Efsanesi...
Arıklı “Çavuşoğlu-Özersay” muhabbetini çok kıskandı…
Akıncı’yı “dışlamak” Kıbrıslı Türkleri dışlamaktır…
Okullar, kantinler, tuvalet kağıdı ve parasız eğitim
Hayvancıya “pozitif ayırımcılık” Doğru mu?
Ankara “tasarruf” ve “reform” isterse, “bu bize uyar” diyebilecek miyiz?
Altında kalanın boynu kopsun…
“Paket” bizim paket… Ankara’nın değil…
Haçanabir dökecen o betonu…
Paris Hilton bizi “tanıtır” mı?
10 Soruda “hal-i pürmellal”imiz…
Aslan ve de kaplan medyamız…
Yakın Doğu İlkokulu’nun Kitapları…
Yerel dünyamız çok yerel…
Kapısına derhal kilit vurulmalıydı…
Belediyeler: Popülizmin bataklıkları…
51 yıl önceydi: Lefkoşa’dan “Nazım” geçti…
Mardinli Veysi ile Şehmuz’un rekabeti…
Yolları kirleten belediyeler ve Bulaştırma Bakanlığı…
Yalaşık bulaşık belediyeler…
Çerçeveci Guterres’in önüne cillenen top…
Yakında boğazımıza sarılacaklar...
Vay Sayın Bakan vay...
Özgürgün’ün Yediyüz bin ton ağırlığındaki “saygı”sı…
“Müşavir” olamayan PR’cı gazeteciler…
Moral bozucu absürd maskaralıklar…
Dörtlünün kucağındaki “dörtlü mezar” Ne olacak? Ya madalyalar…
Çanakkale ile Afrin “kombine” olur mu?
22 kaçakçılık dosyasından, 48 yolsuzluk dosyasına…
“Dörtlü” gözünü “dört” açmalıdır…
Osmanlı Tokadı…
YDP ve Arıklı “marjinal”leşmek mi istiyor?
Özgürgün’ün “delitoy”luğu, Dörtlünün ağırbaşlılığı, Burcu’nun “yetti gayri”si…
Akıncı’nın “Şiddet” karşısındaki net tavrı…
Yazarlar
Ulusal Gazeteler
Alıntı Yazarlar
Sayfalar
Nöbetçi Eczane


Nöbetçi eczanlerle ilgili detaylı bilgi için lütfen tıklayın.

Arşiv
Haber Yazılımı