Kıbrıs

Prof. Dr. Hülya HARUTOĞLU…KORONAYI BEKLERKEN

İnsanoğlu inanmak istediğine, işine gelen söylemlere yanlış da olsa hatalı da olsa sorgulamadan hemen inanıverir. Son dönemde rehavet dönemi yaşayan ve bize birşey olmaz  diye düşünüp eski günlerine döneneler gibi…

DSÖ’nün güncel bilgilendirmesinde “Salgın yeni ve tehlikeli bir evreye girdi” uyarısına rağmen sosyal medyada ve etrafımda gördüklerimi hayretle izliyorum.

Sanki farklı ve ayrıcalıklı bir gezegende yaşıyorlar gibi, gamsız ve savaş kazanan kahramanlar edasıyla  dolaşan geniş bir kitle görüyorum etrafımda.

Maske takma olayı ciddiye alınmıyor. Ya hiç takılmıyor ya da takıldığıda da konuşurken çıkarılıyor. Bir kısım vatandaş da maske ile sadece çenesini koruyor !

Markette kasadaki kızı uyardım niye maske takmıyorsun diye.  “Çok sıcak bunalıyoruM  o nedenle takmıyorum, hem virüs yok bizim ülkemizde” cevabını aldım. Hade hayırlısı !

Maske taktığım için “hocam canın ne kadar da kıymetliymiş, yok virüs mirüs !” diye gülerek  kendince  aşağılayıcı espiri yapanlara diyecek birkaç lafım var.

Güzel arkadaşım ben bu maskeyi takıyorsam seni ve  etrafımdakileri korumak için takıyorum. Sen maske takmadığın sürece maskemin beni koruma oranı çok düşük. 20 yıl boyunca yoğun bakımda kardiyopulmoner rehabilitasyon uygulamalarım boyunca steril kıyafetlerimi giyinerek  maskemi takarak hastaları tedaviye aldım. Bunun nedeni hastadan mikrop kapma endişesi , canımın kıymetli olması  değildi elbete. Dış çevre ile iletişim içinde olduğumdan yoğun bakımın steril şartlarını bozmamak içindi. 

Sen ise cesaret göstergesi olarak takmıyorsan ve cesaretinle şımarıkça caka satıyorsan, 

virüsün artık tamamen sıfırlandığını düşünüyorsan,

iki ay evde kapalı kalmakla  bu sürecin tamamlandığını zannediyorsan, 

sağlık çalışanlarının uyarılarını  abartılı buluyorsan, ki bu uyarılar özellikle sen ve senin  gibiler anlasın  diye yüksek sesle ve belki biraz abartılarak tekrarlanıyor.

Sen hala bana birşey olmaz zihniyetiyle hareket ediyorsan

Bunu söylemek istemezdim ama artık bu da senin cehaletinin ve duyarsızlığının göstergesidir.

Şimdiye kadar hastalık konusunda acemice de olsa başarılı bir yol izledik. Halkın iradesi  , uygulanan eylem planları, koruma önlemleri  ve  şansın bizden yana olması ile iyi bir süreç geçiriyoruz. Peki pandemi dönemi tamamlandı mı ? Elbette hayır.

Ama halkımızın önemli bir kısmı  inanmak istediklerine inanıyor ve inandırmaya çalışıyor. Onların hal ve davranışları için “bize ne” deyip kayıtsız kalamayız. Günün sonunda işin ucu bize  dokunacak.

Sosyal medyada “Korona sonrası hatıra fotografı” başlığı altında meyhanade omuz omuza, sarmaş dolaş  pozlar, dip dibe oturmalar, mangal partileri vb her nevi samimi poz mevcut. Canım kardeşim korona  sonrası henüz gelmedi ki, hatırlatırım.

En sık duyduğum soru ikinci dalga gelir mi acaba ? Birinci dalga geldi geçti de biz mi görmedik?

Kafamızı devekuşu gibi  kuma gömüp de normalleşme sürecini pandemi öncesi gibi yaşamamalıyız.

Bir de en sık söylenen “bizde korona virüsü yok Almanlar ile geldi, onlar gitti ve bitti”. Efsunluyuz ya virüs felan işlemez bize ! Hele şimdi yaz geldi bu sıcakta virüs de yaşayamaz!

Ne güzel şeyler söylüyorsunuz, bir de bu söylemleriniz doğru olsa ne hoş olurdu.

Söyleyeceklerim hoşunuza gitmeyebilir , pesimist öngörülerim sizi telaşlandırıp, öfkelendirebilir. 

Gerçek şu ki korona macerası uzun sürecek gibi görünüyor ve bize uğramayacağını düşünmek büyük bir hayalperestlik olur.

Benim gördüğüm, KKTC halkı normalleşme sürecini iyice abartmış durumda ve koruma önlemlerini tam anlamıyla uygulamıyor. “KKTC de vaka sayısı sıfır” söylemini de doğru bulmadığımı  ifade etmek isterim.Ancak tüm ülke vatandaşlarına test yapıldıktan sonra bu sonuca varılabilir.

Temmuz ayı kritik  ay olacak bizim için. Yurtdışı açılım ile uçuşların artması, karantina uygulamasının kaldırılması virüsün ülkeye girme riskini artırabilir. Yani hastalık bizi teğet geçmedi, sadece ziyaretini biraz geciktirdi.

Bu virüsle bir şekilde tanışacağız. Bugüne kadar pandemi sürecini hafif geçirmemiz, gelme ihtimali yüksek olan virüsle savaşmak adına önemli bir zaman kazandırdı. Bu süreci hazırlık için iyi kullanabildik mi ? Bu da tartışılması gereken ayrı bir konu.

An itibarıyla önemle  konuşulması gerekenler;

Pandemi hastanesinin hızla tamamlanması.

Tüm Sağlık çalışanlarına güncel eğitim verilmesi.

Sağlık çalışanlarının  güvenliğinin  sağlanması için gerekli donanımın tamamlanması.

Yoğun bakım ünitelerinin ve solunum cihazlarının artırılması.

Koruma önlemleri konusunda öneriler yerine yaptırım uygulanması.

İş yerlerinin güvenliğinin sağlanması ve denetimlerin arttırılması.

Maske,  dezenfektan üretiminine geçilmesi ve bunların düşük ücretli veya ücretsiz olması.

Online çalışma konusunda kurumların altyapılarının desteklenmesi ve personele eğitim verilmesi. 

Özetle ,virüs ile başetmek  için evlere  saklanmak yerine obsesyon veya aşırı rehavet paradoksunu yıkıp ,virüsle birlikte sürdürülebilir  bir yaşamın  koşullarını oluşturmak gerekir. 

En adil dağıtılan şey akıldır derler, kimse hakkına düşene itraz etmez, herkes aklından memnun. Ben yine de aklınızla birlikte bilimsel gerçekleri de önemseyin, gözardı etmeyin derim.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu