Kıbrıs

Hasan HASTÜRER – Devenin Başı

En az 18 yıl önceydi…YDÜ’deki Onur Günü’nde Rektör Ümit Hassan, konuşmasına Nazım Hikmet’ten bir şiirler başlayıp, Tevfik Fikret’in şiirleriyle sürdürmüştü. 

Hiç unutmam, o zaman yoğun bir şekilde Tevfik Fikret şiirlerine yönelmiştim. 

***. 

Tevfik Fikret için Abdülbaki Gökpınarlı, “Edebiyatımızda ayağını yere basan ilk şair; gözlerini tabiata ilk açan insan şair; realiteyi olduğu gibi gören göz” tanımlamasını yaptıktan sonra ekleniyor: 

 “Dil bir varlıktır, durmadan değişir ve hiçbir vakit kötüye gitmez; tıpkı alem gibi. 

Şüphe yok ki, bugünkü dil, Fikret’in dili değildir. Fakat insanlık için sızlayan bu yürek, yurt için çarpan bu kalp durmamalıdır. Bugünün gençliğine de ders veren bu eğiticinin sözleri, bu ahlak hocasının  prensipleri unutulmamalıdır. Edebiyatımızda beşeri bir dönüm, gerçek bir kudret olan bu şairin şiirleri her zaman anlaşılmalıdır.” 

*     *     * 

Tevfik Fikret bugünleri yaşasaydı herhalde gerçekleri teşhir eden en güzel şiirlerini yine yazardı. 

Ünlü Han-ı Yağma şiirini bir anımsayın. Son bölümünü ne güzel getirmiş Fikret… 

“Bu harmanın gelir sonu, kapışdırın giderayak; 

Yarın bakarsınız söner, bugün çıtırdayan ocak; 

 bugünkü miğdeler dayanıklı, bugünkü çorbalar sıcak, 

atışdırın, tıkışdırın, kapış kapış, çanak çanak… 

Yiyin efendiler, yiyin; bu han-ı pür neva sizi; 

doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!….” 

*     *     * 

Fikret, şiirlerini yıllar önce yazmış. 

Ancak pek çok şiiri sanki bugün yazılmış. 

Belli ki yıllardır yaşadığı toprak parçalarında toplu yaşamda, demokrasi kültürü hep özürlü, hep gerilerde kalmış. 

Sistemin başına geçiş şekli ne olursa olsun, genelde “başla – gövde” bir bütünlük yaratamamış. 

“Devenin Başı”nda bu uyumsuzluğu Tevfik Fikret çok güzel anlatmış. “Akılsız başın cezasını ayaklar çeker” atasözünü çağrıştıran Devenin Başı’nda Tevfik Fikret harika anlatıyor anlatıyor… 

İşte günümüz Türkçesiyle, Devenin Başı… 

“ Eskiden büyük bir devenin bir başı varmış…
Başsız deve olmaz ya, masal, neyse, bütün gün
Yaz kış, bu beyinsiz, bu çürük baş,
Çöl, kır, dağ, taş,
Zavallıyı boşuna sürükler ve yorarmış…
Çaresiz ağır gövde ne yapsın, kime küssün?
Bir karga bulup derdini dökmüş, o demiş.
Yazık! Ulu Tanrının vergisi… Başa gelmiş, çekeceksin.
Artık işe hörgüç bile şaşmış,
Kuyruksa dolaşmış
Baştan başa sağrıyı; fakat kimseyi Tanrı
Bastan düşürüp kuyruğa baktırmasın; ilkin
Bir parça durup dinleyen olmuşsa da, gitgide
Herkes bu uzun derdi dinlemekten usanmış;
Artık kime dinletmeye gitse,
Kim duysa, işitse,
Yüz vermediğinden o susup sessizce
Bir çukura inmiş, başını sokup uzanmış,
Birden çekilip: “Pis” demiş, “canın cehenneme!
Haksızlık eden başları bir gün… koparırlar..” 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu