Alper ElicinManşet

Endişeliyim, Hem de Çok

Türkiye bugün tüm yakın coğrafyada büyük bir baskı altında. Biraz İhvan sevgisi, biraz da Doğu Akdeniz’de haklarımızı korumak gayesiyle gidilen Libya’da, iç savaşın tarafı olduk. Halbuki, çatışan tarafların her ikisiyle de ilişkiler belli bir düzeyde tutularak, daha iyi bir pozisyona gelebilirdik. Sonuçta, fakir bir nüfus ve ekonomik değeri olmayan bir bölgede sıkıştık. Petrolün asıl çıktığı yerler, boru hatları ve petrolün gemilere yüklendiği limanlar, Rusya, Mısır, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Fransa’nın açık olarak desteklediği bir gurubun elinde kaldı. İşin kötüsü, Doğu Akdeniz’de Libya ile oluşturduğumuz ekonomik bölge paylaşımının Libya tarafı, bizden hiç hoşlanmayan muhalefetin kontrolünde. Tek ümidimiz, Libya’nın bölünmemesi ve yeni oluşacak hükümetin de Türkiye ile yapılan deniz paylaşım anlaşmasını tanıması. Vatiye üssüne BAE hava kuvvetlerinin yaptığı hava saldırısıyla da SİHA’larla yürütülecek bir savaşta, işin içine hava kuvvetleri girince, zorlanılacağını farkettik.

Doğu Akdeniz’de artık sadece Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile değil, aynı zamanda EXXON’un aldığı doğalgaz ruhsatı nedeniyle ABD ile; Libya sorunu ve Total’in GKRY’den aldığı ruhsatlar nedeniyle Fransa ile de karşı karşıyayız. Olayı yumuşak bir şekilde çözmeye çalışmak yerine, Çad ve Mali’de emperyalist emellerini devam ettirmeye çalışan Fransa’nın çıkarlarına daha fazla zarar vermeye çalışıyoruz. Fransa’nın askeri ve ekonomik gücü, Doğu Akdeniz’de tek başına Türkiye’yi sindiremez ama, karşımızda oluşan bir cephenin önemli bir unsuru olarak yer alıyor. AB’nin ikinci önemli üyesi olan Fransa, bizi AB vasıtasıyla sıkıntıya sokacaktır. Başında da yeteneksiz bir cumhurbaşkanının olması, işi daha da tehlikeli hale getiriyor. Sömürgeci Fransa’nın ayrıca, Suriye’de Kürtleri, Karabağ sorununda Ermenileri desteklediğini düşünürsek, bize karşı ciddi bir hıncı olduğu kesin.

Amerika ile sorunlarımız ise FETÖ’yü kullanarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ne verdiği zarardan, yine FETÖ kanalıyla denediği 15 Temmuz darbe girişimine kadar uzanıyor. Ayrıca Suriye’nin doğusundan batısına uzanan, zamanla Hatay’ı da kapsaması düşünülen ‘kürt koridoru’ stratejisinden dolayı da ilişkiler çok kötü. Irak’ta askerlerimizin başına çuval geçirilmesi olayını da unutmayalım.

Uyguladığı örtülü silah ambargoları nedeniyle, Türkiye tarafından Rusya’dan satın alınan S400 füzeleri ve bunun sonucunda Türkiye’nin F-35 projesinden çıkarılması, son derece vahim hadiseler. Türkiye önümüzdeki on yıl boyunca etkin bir hava kuvvetinden yoksun olacak. Tabii Rusya’dan savaş uçakları almak gibi, Batı ile tüm ipleri koparacak bir girişimde bulunmazsa. Anadolu ve Trakya isimli çok amaçlı iki amfibik hücum gemisinde kullanılacak ABD yapımı F-35B’lerin muadili uçak bulunmaması da, bu gemilerin etkinliğini azaltacak. İkame olarak düşünülen SİHA’ların bu eksiği kapatması pek olası değil. Ayrıca ABD’de, kongrenin her iki kanadının fikir birliğinde olduğu ender konulardan birinin CATSA yasası kapsamında Türkiye’ye bir dizi ağır yaptırımlar uygulanması olduğunu da unutmayalım.

ABD ile sorunlarımız bununla da bitmiyor. Halkbank davası nedeniyle ağır bir cezanın New York mahkemesinden çıkması an meselesi gibi.

Büyük olasılıkla ABD, Biden döneminde, Türkiye ile masaya otururken ağır şantajlar yapacak ve onur kırıcı pek çok taviz isteyecek. Suriye’de Kürt bölgelerinden çekilmek, Doğu Akdeniz’deki haklarımızdan büyük oranda feragat etmek, Kıbrıs’ta Türk toplumunu ayrıcalıklı azınlık statüsüne dönüştürecek sözde bir federasyona razı etmek, S-400’leri kullanmamak, ilk akla gelenler… Bu konularda Biden yönetimi AB ile iş birliğine hazırlanıyor.

ABD’nin B planı da hazır gibi. Bugüne kadar önce Sovyetler Birliği/Rusya, sonra İran’ı çevirmek ve güçsüz hale getirmek için pek çok girişimde bulundular. Mali ve teknolojik ambargolarla bunu büyük oranda başardılar. Ancak doğal kaynak zengini bu ülkeler, toplumlarına büyük sıkıntılar getiren bu uygulamalara rağmen, direnmeye devam ediyor.

Şimdi ABD, Türkiye’den istediği tavizleri koparamazsa ne yapacağını planlıyor. Askeri satışları iyice kısıtlayabilir. F-35’lere ek olarak kullandığımız kritik malzemelerin lojistiğini sağlamayabilir. Ayrıca dikkat ederseniz, Yunanistan’la ilişkilerini hızla güçlendiriyor. Donanmaya Girit açıklarında yeni imkanlar sağlarken, Dedeağaç’ta bir askeri üs kurmakta. Bu sayede Türkiye’yi by-pass ederek Bulgaristan üzerinden Karadeniz’e çıkabilecek. Bulgaristan’a bizdekilerden daha ileri teknolojisi olan F-16’lar satmaya karar verdiler. Yunanistan’la F-35 satışı görüşülüyor. Yunanistan’ın elindeki F-16’lar da bizdekilerden üstün durumda. GKRY’ye silah ambargosunu kaldırdılar. Ortak tatbikatlar yapıyorlar, ortak komuta kontrol merkezi kuruyorlar. Kısa vadede pek mümkün gözükmese de, gerekirse İncirlik’i Girit veya BAE’ye taşıma bile seçenekler arasına girmiş durumda.

Türkiye’nin Yunanistan’la ilgili sorunları da artmakta. Doğu Akdeniz’de de hak iddia etmeye başlayan Yunanistan, AB’de de doğal olarak karşımızda. Tarihsel olarak hep Batı’nın desteği ile Osmanlı’ya karşı topraklarını genişleten, İngilizlerin verdiği gazla Küçük Asya felaketine uğrayan bu ülkenin halkı, en az bizim kadar şövenist. Ege ve Doğu Akdeniz’de ortak çıkarlar için oturup konuşmak yerine, arkalarına AB ve belki ABD’yi alarak Türkiye’yi sıkıştırmak peşindeler. F-35’ler edinme çabalarının yanısıra, Fransa’dan Rafeal savaş uçakları, fırkateynler almaya karar verdiler. Denizaltı filoları bizden daha modern ve bizim aynı denizaltılardan almamızı, Almanya’nın Türkiye’ye ambargo koymasını sağlayarak önleme peşindeler. Avrupa’nın, Rusya’dan sonra en büyük tank adedine sahip ülkesi olduklarını da bu arada not edelim.

Doğu Akdeniz’de bizim en büyük sorunumuz Kıbrıs. Hem denizde ekonomik bölgemizi kısıtlıyorlar hem de 1974 Barış Harekatı’ndan beri adada bir çözüm bulunamamış durumda. Kıbrıslı Rumlar ise AB’ye sırtlarını dayadıktan sonra da iyice uzlaşmaz hale geldiler. Açık açık Türkler adada ayrıcalıklı azınlık olmayı kabul etsin diyorlar. Zamanla Kıbrıs Türkleri’ni Avrupa içerisinde göçlerle eritecekler.  Maalesef Türkiye’de bu sıralar KKTC’de, iç politik müdahaleler ve sosyal yapıyı etkileme çabaları nedeniyle ciddi sempati kaybına uğramış durumda. Öte yandan, iki ayrı devlet yönetiminin de daha uzun yıllar gerçekleşmesi mümkün değil. Yani Kıbrıs’ta tam bir çözümsüzlük söz konusu.

Doğu Akdeniz’de sorunlar bununla bitmiyor. İhvan takıntısı nedeniyle Arapların bile feda ettikleri Filistini, daha doğrusu İhvancı Gazze yönetimini desteklediğimizden, İsrail’le aramız açık. İsrail artık Türkiye’yi İran kadar tehlikeli olarak değerlendirmeye başladı. Bunun ABD’de de olumsuz etkisi çok büyük. Yine İhvan takıntısı nedeniyle, Doğu Akdeniz’de Türkiye ile birlikte en etkin güç olan Mısır’la da aramız açık. Suudi Arabistan ve BAE ile de durum aynı, zira bizim için PKK nasıl bir terör örgütüyse, bu ülkeler için de İhvan aynı konumda. Ankara’daki rejimin İhvan’ın başı olduğu kanısındalar. Onlar için de, Türkiye artık, İran’la birlikte iki büyük düşmandan biri.

Sonuçta Türkiye güneyinden ve batısından dost olmayan komşular tarafından kuşatılmış durumda. Bu ülkeleri AB ülkelerinin büyük çoğunluğu ve ABD destekliyor.

Dış politikada sıkıntı bununla da bitmiyor. Suriye’de başımız hem Rusya hem de ABD ile belada. Kuzeybatı Suriye’de son derece kırılgan bir ateşkes var ve Rusya sonunda burada bize ağır bir baskı koyarak bu bölgeden çıkmamızı isteyecek. Kuzeydoğu Suriye’de ise PKK ve ABD müttefik.

Kafkaslar’da Ermenistan-Azerbaycan çatışmasında da Azerbaycan’ı desteklememiz Batı’nın hiç hoşuna gitmedi. İki yüzlü Fransa ve ABD, Azerbaycan’ın kendi topraklarını kurtarma girişimini hazmedemedi. Ancak işin acı tarafı, savaşın sonunda Rusya, uzun süre çekilmeyecek şekilde Azerbaycan topraklarına askerini soktu. Bize de ancak sembolik bir görev vermek niyetinde. Hiç savaşmadan, savaşı kazanan asıl taraf oldu. Şimdi hem Ermenistan’da, hem de Azebaycan’da etkisi daha da artacak. Nahçıvan- Azerbaycan koridoru da gerçekleşmeyecek gibi, zira Rusya’nın işine gelmeyecek bir durum bu.

Özetlersek, Türkiye batıdan ve Doğu Akdeniz’den  Batı tarafından, kuzey, güney ve doğudan Rusya tarafından çevrilmiş durumda. Ekonomimizin hali ise içler acısı. Batıdan gelen en ufak bir olumsuz mesaj veya eylem dövizi fırlatıyor. Enflasyon ve işsizlik çok yüksek, fakirlik diz boyu. Pandemi yönetimi de çoktan çöktü. Avrupa’nın en yüksek vaka sayısına sahibiz. Türk Tabipler Birliği 100,000 civarı günlük vakadan bahsediyor. Ölüm rakamları da çok yüksek. Sadece üç büyük ilin rakamları bile ürkütücü.

Bu kadar zor bir durumda en son Birinci Dünya Savaşı esnasında olmuştuk. Mutlaka bir şeyler yapmamız lazım. Diplomasi çok önemli. Yumuşak ve askeri gücümüzün ne olduğunun çok iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Hızla içeride bütünleşmemiz, bizi kuşatan cepheyi bölmemiz lazım. Bir kısmını yanımıza çekmemiz lazım. Ekonomiyi, hukuk sistemini, eğitimi toparlamamız lazım. Ülke yönetimini de liyakatli kadroların devralması şart.

Türkiye’nin durumundan Ben çok endişeliyim, ya siz?

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu