Alper ElicinManşet

Picciotto Adını Hiç Duydunuz mu?

1984-87 yılları arasında Dünya Bankası’nın desteklediği bir projede çalıştım. Projenin adı Çukurova Metropolitan Bölgesi Kentsel Gelişim Projesi idi. İş yaşamımda bana pek çok deneyimler ve dostlar kazandıran bu projede oldukça ilginç olaylar da başımdan geçti. Bugün bu hikayelerden birini anlatacağım.

Proje Çukurova Bölgesi’ndeki beş kentin düzenli gelişmesine destek olmak için düşünülmüştü. İçeriği, Adana, Tarsus, Mersin, Ceyhan ve İskenderun kentlerinin altyapılarının iyileştirilmesi, gecekondu bölgelerinin ıslahı, yeni yerleşim alanlarının oluşturulması, belediyelerin başta finans olmak üzere yönetsel kabilyetlerinin geliştirilmesi gibi değişik konuları kapsıyordu. Matriks organizasyonumuz içinde ben bir ara İskenderun kent sorumluluğu ve belediyelerin idari açıdan yeniden yapılandırılması işlerinden sorumlu oldum.

Bu çalışmalar esnasında başta DPT olmak üzere Ankara bürokrasisinden sık sık misafirlerimiz olurdu. Bu misafirlerimizden en önemlisi ise DPT müsteşarı Yusuf Özal’dı. İslam Kalkınma Bankası’nın Cidde’deki toplantısına katılmak için Ankara’dan 19:10 uçağıyla Adana’ya gelir, 22:30 civarı İstanbul’dan gelip Cidde’ye giden uçağa aktarma yapardı. Şehre gitmeye vakit olmadığından, kendisiyle Şakirpaşa Havalimanı’nın üst katındaki Nezih Restoran’da yemek yerdik. Hem projeyle ilgili brifing alır, hem de bizimle içten bir sohbet yapardı. Bir kez de bir Çukurova gezisinde Turgut Özal uğramıştı. Projeyi gözlemlemek ve yönlendirmek için belli aralıklarla Dünya Bankası’ndan da bir ekip gelir, bir hafta kadar bizimle beraber çalışırdı.

Bir gün bu ekipten, proje direktörümüz Prof. Olgun Erşenkal’a bir haber geldi. Dünya Bankası’nda bizim bağlı olduğumuz Avrupa, Ortadoğu ve Kuzey Afrika Bölümünün direktörü Robert (Bob) Picciotto incelemelerde bulunmak üzere Çukurova’ya gelecekti. Bize düzenli ziyaretlerde bulunan Dünya Bankası ekibi Olgun Bey’i, bu adamın çok displinli, detaycı ve zaman zaman sertleşebilen birisi olduğu konusunda bilgilendirmişti. Memnun kalmazsa Türkiye’nin bu proje nedeniyle alması beklenen 100 milyon dolar civarında bir fon tehlikeye girebilirdi.  Hemen Olgun Bey ve beş direktör yardımcısı bir araya geldik. Arkasından yüz civarında danışmandan oluşan kadromuzla gerekli hazırlıkları yapmaya başladık. Sunumlar, raporlar, vs, vs.

Bu arada Olgun Bey’e çok önemli bir istihbarat da geldi. Picciotto ailesi Halep kökenliydi. Bizi ziyaret edecek olan Bob Picciotto ise, ailesinin sıcak dönemlerde Halep’ten yazlığa geldiği İskenderun Soğukoluk’ta doğmuştu.

Olgun Bey sadece iyi bir yönetici, mesleğinde uzman biri değil, aynı zamanda sosyal yanı da çok güçlü bir kişiydi. Derhal Bob Picciotto için bir sosyal program da hazırlamaya karar verdi. İncelemeler esnasında kendisini İskenderun’da da ağırlayacaktı. Bununla da yetinmedi, İskenderun’un SHP’li belediye başkanı Abdülkadir Kocabaş’ı da aradı. Niyeti Picciotto’ya hoş bir sürpriz yapmak ve gönlünü kazanmaktı.

Sonunda Bob Picciotto Adana’ya geldi.  O zaman 47 yaşındaydı. Ben ise 31…Dünya Bankası’nda epey kıdemli olmasına rağmen yeni atanmış olduğu bizim bölgenin direktörlüğündeki ilk yurtdışı görevindeydi. İlk gün ofisimizde kendisiyle bir dizi toplantılar yapıldığını hatırlıyorum. Proje ile ilgili zorlayıcı soruları oluyordu.

İkinci gün planlandığı üzere İskenderun’a gidildi. İskenderun’dan ben sorumlu olduğumdan Olgun Bey benim de gelmemi istemişti. Öğle yemeğinde Belediye Başkanı Abdülkadir Bey’in davetlisiydik. Masanın tam ortasına gelen bir konumda Abdülkadir Bey oturuyor, karşısında ise Bob Picciotto ve Olgun Bey… Masada belediye  başkan yardımcıları, Dünya Bankası’ndan gelen heyet üyeleri yerlerini aldı. Ben de oldukça genç biri olarak masanın bir kenarına ilişmiştim. İlginç olan, Başkan Abdülkadir Bey’in yanında, sonradan haham olduğunu öğrendiğim oldukça yaşlı bir din adamının oturuyor olmasıydı. Tanışma faslı esnasında hahambaşı da tanıştırıldı. Sonra yemeğe geçildi. Yemeğin bir aşamasında hahambaşı Bob Picciotto’ya ‘beni tanıdın mı’ diye sordu. Bob Picciotto o ana kadar bize İskenderun’la ilişkisinden hiç bahsetmemişti. O ciddi adam biraz şaşırmış olarak tanımadığını söyledi.

Hahambaşı ise tanımazsın tabii ama ben senin en mahrem yerini bile bilirim diye devam etti. Meğer hahambaşı Picciotto’nun sünnetini yapan kişiymiş. Bob Picciotto şaşkınlık içerisindeydi. Olgun Bey İskenderun ilişkisini öğrenmekle kalmamış, hahambaşını da Abdülkadir Bey vasıtasıyla bulup kendisine muzip denilebilecek bir sürpriz yapmıştı. Bu olay Picciotto’nun çok hoşuna gitti. Yemek kahkahalarla bitti.

Ertesi gün de Adana’dan kendisini yolcu ettik. Proje çalışmalarından ve kendisine gösterilen ilgiden memnun olarak Türkiye’den ayrıldı. Bu değerli ama tanımadığımız Osmanlı tebası 2002’ye kadar tam kırk yıl  Dünya Bankası’nda üst düzey görevler aldıktan sonra emekliye ayrıldı.

 

Aradan bir ay kadar geçti, bir gün ofisimize yaşlı bir bey geldi. Sonradan 1906 doğumlu olduğunu öğrendik. Adamın adı Hilliel Picciotto’ydu. Bölgeye yatırım yapmayı düşünen herkes gibi o da Olgun Bey’den randevu talep etmişti. Sohbetimiz esnasında,  yazları Beyrut’ta, kışları Paris’te oturduğunu söyledi. Galiba Bob Picciotto’nun amcasıydı. Türkiye’de de yatırımları vardı ve Aygaz’ın ortaklarındandı. Zaten 1961’de Aygaz’ı da Vehbi Koç’la birlikte kurmuşlardı. Bu güleryüzlü, alçak gönüllü beyefendiye de istediği her türlü bilgiyi verdik ve ağırlamada bir kusur etmeksizin İstanbul’a yolcu ettik.

1987 yılında Çukurova Projesi proje sona erdi ve kredi anlaşması imzalandı. Diğer arkadaşlarım Olgun Bey’in liderliğinde Güneydoğu Anadolu Projesi’nin yönetimini üstlenirken ben İstanbul’a döndüm ve Yusuf Özal’ın referansı ile bir inşaat şirketine girdim. Şirketin patronlarından biri Özal ailesiyle çok ‘özel’ ilişkiler içerisindeydi. O nedenle, başta İstanbul Belediyesi olmak üzere, kamudan pek çok iş alıyordu. Bunlardan biri de Beşiktaş-Samatya otoyol projesiydi ve bu otoyolun ortasından da lastik tekerlekli bir hafif metro geçirilmesi düşünülmekteydi. O zamanın İstanbul Belediye Başkanı Bederettin Dalan’ın talebi üzerine belediyeden bir ekibin bu sistemi görmek için, Fransa’nın Lille kentine gitmesi kararlaştırıldı. Bana da bu ekibin liderliği görevi düştü. Lille’de MATRA şirketinin VAL adı verilen lastik tekerlekli ve sürücüsü olmayan sistemi incelenecekti.

Lille’de bizi MATRA’dan genç bir Fransız mühendis karşıladı. Adı Picciotto’ydu. Şaşırmıştım. Bir yıl içerisinde üçüncü Picciotto… Kendisine Bay Hilliel’i tanıyıp tanımadığını sordum, cevap olarak ‘evet amcam’ dedi. Hemen ikinci sorum geldi. ‘Peki Dünya Bankası’ndan Bob Picciotto’yu tanır mısın’ deyince şaşırma sırası ona gelmişti. O da kuzeniydi. Daha sonra başka bir Picciotto ile karşılaşmadım ama aileyi de biraz araştırdım.

Picciotto ailesi İtalyan’nın Toscana Bölgesi’ndeki Livorno kentinden gelen bir aile.  Livorno ise 1700’lerde Osmanlı topraklarıyla ticarette ön plana çıkmış bir liman. Ailenin büyüklerinden Hilliel Hayim 1732’de bir ticari seyahat sırasında Halep’e ilk kez gelmiş. Daha sonra 1771’de Halep’e yerleşmiş ve 1773’de orada ölmüş. Oğlu Hai Maoses de orada 1816’da hayata gözlerini yummuş. Onun oğlu Raphael ise 50 yıl boyunca Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun Halep konsolosluğunu yapmış. Aynı zamanda Rusya’nın da Halep Konsolosluğunu yapan Raphael’e 1806’da Avusturya Macaristan İmparatorluğu, Picciotto Şövalyesi ünvanını vermiş. Onun oğlu Ezra da, 1818 Halep depreminde ölene kadar, Avusturya konsolosu ünvanını taşımış. Ailenin uluslararası ilişkileri bununla da bitmiyor. Ezra’nın ölümünden sonra kardeşi bu görevi üstleniyor. Bir başka kardeş, Prusya konsolosu oluyor. 1875’de ailenin değişik fertlerinin Almanya, Avusturya, Belçika, İsveç ve Hollanda konsolosu olarak görev yaptığı biliniyor.

Aile 1875’te, bir Hıristiyan çocuğu öldürerek, kanını dini seromonilerde kulandığı gerekçesiyl Halep’teki  Ermeni camiası tarafından bir suçlamayla karşı karşıya kalıyor. O zamanlar Avrupa’da Yahudileri kötülemek için sık sık ortaya atılan aslı astarı olmayan iddialardan biri olduğu anlaşılıyor… Ve aile bu olayı da atlatıyor.

Aile fertlerinden Moses Haim, 1843’te Londra’ya göç ediyor. Günümüzde Suriye, Lübnan, Fransa, İsviçre, Birleşik Krallık, ABD, Arjantin, Filipinler gibi pek çok ülkede Picciotto ailesinin fertleri yaşıyor. Zaten Wikipedia’da veya Google’da Picciotto adını ararsanız pek çok kişinin isimiyle karşılaşmanız olası. Hukukçular, bilim adamları, artistler…

Dünyanın en zenginleri listesinde, İsviçre’de Union Bancaire Privee’nin kurucusu Edgar de Picciotto var. Bankayı 1969’da Cenevre’de kurmuş. 2016 Forbes Magazine listesine göre 2.3 milyar dolar varlığı varmış.  O yıl Mart ayında vefat etmiş.

Bob Picciotto Dünya Bankası’nda hayatıyla ilgili bir sohbette kendisini dünya vatandaşı olarak tanımlıyor. Aslında tüm aile bireylerini dünya vatandaşları olarak tanımlamak mümkün. Ancak, ailenin, hiç olmazsa bazı üyelerinin Türkiye ile de ilgileri hiç kesilmemiş. Bizi Adana’da ziyaret eden ve Aygaz’ın kurucularından olan Bay Hilliel’in torunu Bay Alexandre Picciotto da şu an Aygaz yönetim kurulunda. Bildiğim kadarıyla, yakın zamana kadar İsviçre Türk Kültür Derneği’nin başında da M. Robert de Picciotto bulunuyordu.

Hakkında romanlar yazılabilecek bu aile, bilim adamları, finans uzmanları, iş adamlarıyla bizim kültürümüzün de kıymetli bir parçası. Pek ön planda olmayı sevmiyorlar, o nedenle biz onları pek tanımıyoruz.

Umarım bizim de renkli kültürümüzün bir parçası olan bu ilginç ailenin fertlerini daha çok içimize çeker ve onların engin dünya deneyimlerini ülkemiz lehine kullanırız.

 

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu