Hasan HasturerManşet

Tehdit ve de tehlike, devletin koruması altında gelişip, büyüyor…

Kıbrıs Türk Halkının hayatında olumsuzluk anlamında en kötü kilometre taşı 1878, adanın İngiliz idaresine geçmesidir.

Lozan anlaşması da Kıbrıs Türk Halkının adada kaderiyle baş başa kalışının, resmileştiği anlaşmadır.

Türkiye Cumhuriyeti tarihi bakımından Lozan Anlaşması, kazanım yanı ağır basar olsa da biz Kıbrıslı Türkler için olumsuz bir yanı olduğunu da unutmamız mümkün değildir.

1571’den sonra Osmanlı Devletinin, ileriye dönük politikaları olsaydı, Kıbrıs adasına farklı bakılabilirdi.

Bakılmadığı içi, sonradan yaşananlar yaşandı.

***

1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’ni biz Kıbrıslı Türkler, Taksimci düşünenlerin varlığına rağmen, yaşatılması yönünde hazmedebilirdik.

Makarios liderliğindeki Rum anlayışı buna izin vermedi.

1963 – 1974 arası Kıbrıslı Türkler için, tam anlamıyla yaşama tutunma dönemiydi.

O dönemde ekonomik yaşamdan, ekonominin planlanmasından, ekonomik güce dayalı adil yapıdan söz etmek mümkün değildi.

20 Temmuz 1974 Barış Harekatı sonrası adada oluşan iki bölgeli, iki toplumlu yapı bizler için gerçek milattır, gerçek dönüm noktasıdır.

***

Uzun yıllar çaba harcanmasına rağmen Kıbrıs Türk sermayesi, 1974’e kadar var edilememişti.

1974 sonrası, Kuzeyde oluşan yapı, KKTC’ye kadar ulaşan devlet yapısı yolculuğunu sürdürdü.

Endüstriyel nitelikli tarımı hiç bilmezdik,… Narenciyeyle uygulamalı öğrendik.

Finans dünyasında, yapılanma ivme kazandı.

Ticaret, bavul turizmi ile sıcak parada sürekli rekor kırdı.

Sanayi var oldu.

O yıllarda Kuzey Kıbrıs’ta sanayi ürün çeşidi, Türkiye’deki sanayi ürün çeşidinden fazlaydı. Örneğin Efes Pilsen’in ilk plastik bira kasaları Kuzey Kıbrıs’ta yapılıp gönderildi.

Emlak sektörü ve turizm adım adım gelişti.

Yıllar sonra üniversiteler eklendi.

***

Bütün bunlar yaşanırken, para, finans  ve en genel anlamda ekonomi politikası hiç olmadı.

Parasal güç elde edenlerin, her istediklerini yapmalarının yaratacağı tehlike görülmedi.

Devletin, Kuzey Kıbrıs’taki hukuki, siyasal kimliği olan yapının, kayıt dışı ekonomi büyüdüğü oranda, tehdit ve tehlike altında olacağını neden görülmedi, ya da neden görülemedi?

Bu sorunun yanıtı gayet nettir.

Çünkü, Kuzey Kıbrıs’ı ya da 1983’ten günümüze var olan KKTC’yi, haksız, meşru olmayan kazanç ve de vurgun için kullananlar, rengi ak olmayan kazançlarının bir kısmıyla, karar vericiler, “yemledi”.

***

Kuzey Kıbrıs’ta namuslu yatırımcılar, iş adamları huzursuz ve gelecek kaygısı içindedir.

Bu nedenle, bir dokunduğunuz zaman, bin ah dinliyorsunuz.

Mevcut yapı içinde, yasalara uygun çalışan, vergisini verip, en güçlü görünen firmalar bile “hap gibi yutulma” tehdidiyle karşı karşıyadır.

Tehdit ve de tehlike, devletin koruması altında gelişip, büyüyor.

Gün gelecek bu günler,  sorgulanacak.

Bugünkü bozuk düzeni var eden, koruyan ve gelişimini sağlayanlar, hayatta olmasa bile, gelecek nesiller tarafından yargılanacak.

İçinden geçmekte olduğumuz günler, kötü gelecek için her türlü olumsuzluğa sahiptir.

Gecikmeden alınacak önlemler hem bugünlerimizi kurtaracak, hem de geleceğe dönük olumsuzlukları azaltacak.

Yeter ki, bozuk yapının parçası olanlar demokratik yollardan devre dışı bırakılabilsin.

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu