Hasan KahveciogluKıbrısManşet

Son bir yılda başımıza neler geldi neler?

TC Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kıbrıs’a doğrudan el koyması ve “18 Ekim seçim darbesi”nin üzerinden bir yıl geçti. Bir yılda Kıbrıs’ın kuzeyinde çok şey değişti…

Bir yıl içinde; BM çevrelerinde, AB merkezlerinde, modern dünyada “Kıbrıs’ta çözüm isteyen toplum” imajı yok edildi…

“Ayrılıkçı” damgası yiyen, kimsenin görüşmek istemediği bir “toplum” görüntüsü yaratıldı…

New York’a giden Ersin Tatar, “Türkevi” binası önünde selfi çekmekten öteye bir “diplomatik başarı” elde edemedi…

Kimse ile bir görüşme yapamadıkları halde, kimse “tez”lerine en küçük bir destek açıklamadığı halde, insanımızı tamamen “yalan” bir “başarı tablosu” ile uyutmaya çalıştılar…

Oysa daha bir yıl önce, ülkenin Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, New York’a gittiğinde bakın kimlerle görüşmeyi başarmıştı?

ABD Başkan Yardımcısı; Joe Biden… (Şimdiki ABD Başkanı)

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry…

Almanya Dışişleri Bakanı Frank Walter Steinmeier…

İngiltere Başbakanı Boris Johnson…

Hollanda Dışişleri Bakanı Harlem Desir…

Bunlara ilaveten AB liderleri; Donald Tusk, Frederica Mogherini, Martin Schultz, Jean Claude Juncker…

“Kıbrıs Türk toplumu”na ve Sayın Akıncı’ya bu uluslararası ilginin bir tek nedeni vardı: Kıbrıslı Türkler, olası bir gelecekte “Federal Kıbrıs Cumhuriyeti”nin iki ortağından biri olacaktı…

Oysa şimdi, New York’ta “İmkânsızı talep eden, ayrılıkçı, TC’nin kuyruğunda bir toplum” görüntüsü pazarlandı ve bu yüzden de kimse ne bizim hatta ne de TC’nin yüzüne baktı…

Bu “nokta”ya gelişimizde; elbette başka “provokatif” çıkışların da etkisi var…

Geçen Ekim ayında, seçimlere 10 gün kala TC Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Maraş”a el koyması” ve BM ile AB kararlarını yok sayması da “New York” hezimetinin nedenlerinden biridir…

Ancak ne yazıktır ki; bu “utanç projesi” de, Türk kamuoyuna bir “zafer” gibi sunulmaktadır…

8 Ekim günü, Maraş’ın sahil yolunun açılmasının yıldönümünde yandaş medyada yer alan “Maraş’a turist akını” ve “Rekor: Bir yılda 250 bin ziyaretçi” başlıkları ciddi bir “akıl tutulması”nın kanıtlarıdır…

Toplumsal değerlerimize yapılan saldırı artık kabul edilebilir limitleri tarumar etmiştir…

Talan edilmiş, yağmalanmış, harabeye dönüştürülmüş bir kenti; “turizm objesi” olarak yerli ve yabancı turistlere sunuyor ve “Bakın biz 50 yıl önce sizlere neler yaptık” diyerek topluca “zikir” yapıyoruz…

Ama en acısı; Ersin Tatar’ın, bir yıldan beridir videoları yapılan, “İşte Türklerin barbarlığı” diye dünyaya sunulan bu “utanç” tablosundan medet ummasıdır… “

Beklentisi”ne bakar mısınız?

Diyor ki; “Pandemi olmasa ziyaretçi sayısı milyonu bulurdu. Maraş’a ziyaretler artacak, Maraş daha fazla değer bulacak.”

Maraş; ne yazıktır ki, dünyaya meydan okuyan, BM Güvenlik Konseyi kararlarını tanımayan KKTC ve TC’nin “ayrılıkçı” niyetleri yanında, geçmişteki “savaş ayıpları”nın da dünyaya sergilendiği bir “dark müze” olarak insanlığa pazarlanmaktadır…

Türkiye’nin ve Tatar’ın “niyeti” elbette Maraş’ın eski sahiplerine (yani Rumlara) iadesi değildir… Hele; Tatar’ın son “hamlesi” bunu apaçık biçimde göstermektedir.

Maraş’la ilgili olarak Hükümeti sürekli sıkıştıran “Karara varılan davaların tazminatlarını Rumlara ödeyelim, Maraş’taki hak sahiplerine mallarını verelim” diyen “Taşınmaz Mal Komisyonu Başkanı”nın geçen hafta içinde görevden alınması hiç de boşuna değildir…

Tatar, Türkiye ile birlikte AİHM önerisiyle kurulan bu “kurum”u da işlevsiz hale getirmeyi planlamaktadır. Sayın Tatar, BM’nin resmen tanıdığı ve bugüne kadar pek çok kayıp Türk ve Rum’un kalıntılarını bulmayı başaran “Kayıp Şahıslar Komitesi”ndeki Türk Temsilciyi de görevden almıştır.

Bundan böyle, kayıplar konusunda Rum toplumu ve BM ile yapılan işbirliği de “tehlike” altındadır.

“Devletten devlete işbirliği” talep eden Tatar, bu insani konuda da bizi “rezil” edecek bir politika sürdürmektedir. Sayın Tatar; 23 Ekim 20’de göreve başlamıştı… Bir yıl içinde, görüşmeleri torpillemeyi, BM ile ilişkileri bozmayı, AB ile küsmeyi, dünyaya meydan okumayı başardı…

Görev süresinin 40 günden fazlasını yurt dışında geçirdi… Sekiz defa Türkiye’ye gitti, geldi… Ankara, Antalya, İstanbul, Adana, Konya, Kütahya, İzmir, Eskişehir… Nerede bir şehitlik, anıt varsa önünde nutuk attı… “Ostu yirro” gezdi dolaştı… Erdoğan’ı göklere çıkardı… Propagandasını yaptı… Kendi ülkesinin eski Cumhurbaşkanı’nı Anadolu halkına govladı, gammazladı…

Ama kendi ülkesinin gazetecisi geçen gün İstanbul’dan “transit” geçerken “Türkiye’ye giremezsin” dendiğinde ve tutuklandığında “Oh olsun” söylemi ile AKP’nin otoriter uygulamasına arka çıktı. Ali Kişmir, “güvenlik tehdidi” gerekçesiyle Türkiye’ye alınmayan üçüncü Kıbrıslı Türk…

Ersin Tatar ise “Yasaklı Kıbrıslılar listesi”ni talep etmek yerine kendi insanının aşağılanmasına onay veren bir politikacı oldu. İşte son bir yılın özeti bu… Türkiye nereye, biz oraya…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu