Hasan KahveciogluManşet

38 yaşında bir bebek: KKTC, hâlâ sütten kesilmedi…

Türkiye bu “devlet”i tanıdığını söylüyor ama bunun gereklerini yerine getirmiyor… Tam tersine burada, kendisine bağlı bir “alt yönetim” olduğunu, mahkeme kararlarına geçiren AİHM’e ses çıkarmayarak onaylıyor…

“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”nin ilan edildiği 1983’ten bu yana tam 38 yıl geçti…

Bu süre içinde; bu “devlet”i dünyada (Türkiye dışında) hiçbir BM üyesi devlet tanımadı, tanıyamadı…

Türkiye bu “devlet”i tanıdığını söylüyor ama bunun gereklerini yerine getirmiyor… Tam tersine burada, kendisine bağlı bir “alt yönetim” olduğunu, mahkeme kararlarına geçiren AİHM’e ses çıkarmayarak onaylıyor…

Öte yandan, “Kıbrıs Cumhuriyeti”ni tanımadığını söylüyor ama onun da gereklerini yerine getirmiyor…

Kıbrıslı Türk futbol takımları ile hiçbir TC takımı dostluk maçı bile yapamazken, Rum takımları (bütün spor alanlarında) Türkiye’de yer alan uluslararası turnuvalarda bayrak açıp “Kıbrıs” adına TC takımları ile maç yapıyor… Kıbrıs Rum takımları ile eşleşen TC takımları da Atina üzerinden yolculuk yaparak, Kıbrıs’ta Rum takımları ile yarışıyor…

Kıbrıslı Türk gençler ise; “anavatan”larının Rum tarafı ile bu “muhabbet”ini “tribün”lerden izliyor…

Kısacası; Türkiye 38 yılda KKTC’nin “tanınması” konusunda bir “arpa boyu” yol alınmasını bile sağlayamadı… İstemedi ya da gücü yetmedi…

Bu konuda; AKP’nin “sabıkası” kendisinden öncekilerden az değil…

TC Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçenlerde Türk Devletleri Teşkilatı’nın 8. Zirvesi’nde “Önümüzdeki dönemde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni aramızda görmeyi canıgönülden arzu ediyoruz” dedi.

Böylece; KKTC’nin dünyada bazı kurumlarca kabulü konusunda, TC’nin ve AKP’nin politikasının; “canıgönülden bir arzu”dan öteye gidemeyeceği, net olarak Erdoğan’ın ağzından teyit edilmiş oldu…

Üstelik “Türk Devletleri Teşkilatı”nın sonuç bildirisinde AKP ile Tatar’ın “iki egemen devlet” politikalarına zırnık yer verilmedi. Bildiride “KKTC”nin adı bile geçmedi.

Ama tüm bunlara karşın; Ersin Tatar, anında bildiri yayımladı ve Erdoğan’a teşekkürlerini sundu.

Aslında tüm dünya ve Türkiye de biliyor ki; BM Güvenlik Konseyi’nin 541 sayılı kararı orada durdukça hiçbir üye devlet KKTC’yi tanımayacaktır…

BM’ye göre; “Kıbrıs Cumhuriyeti”nden başka bir Kıbrıs devleti yoktur. 18 Kasım 1983’te (KKTC’nin ilanından 3 gün sonra) alınan bu GK kararında bir tek Pakistan karşı oy kullanmış, Ürdün çekimser kalırken, diğer 13 üye kabul oyu vermişti.

Tüm üyelerine “KKTC diye bir devlet yoktur, onu tanımayacaksınız” diyen BM’nin bu kararına 38 yıl boyunca dünyada karşı çıkan, “ben KKTC’yi tanıyacağım” diyebilecek bir tek “dost ülke” bulamadı koskoca Türkiye diplomasisi…

Özellikle AKP iktidarları, “KKTC’yi tanıtalım” diye bir politika izlemedi hiçbir zaman…

Türk diplomasisi bu konuda hep “Kosova’yı tanıdılar da ne oldu?” savunması içindeydi…

Mustafa Akıncı’nın CB olduğu dönemde ise, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev ile “dostça” ilişkiler kuruldu ama Aliyev; ne KKTC’ye gelmeyi, ne de Akıncı’yı oraya davet etmeyi kabul etti…

Hatta; Akıncı’nın İslam Ülkeleri Dönem Başkanı Tayip Erdoğan’ın daveti ile Kazakistan’a gitmesi söz konusu olmuş, Kazakistan “Turist olarak gelebilir ancak” demişti…

Tüm bu “başarısızlıklar” ortada iken, TC “ansızın” ne yaptı?

Dünyada hiçbir destek ve dayanak bulmaksızın, bir tek “dost ülke”yi yanına almaksızın, BM’de bir tek oy sağlamaksızın “iki egemen eşit devlet” diye “ucube” bir tez ortaya attı…

Kıbrıs’ta bunun “pazarlamasını” da Ersin Tatar’a yükledi…

Bu “politika” sayesinde; son bir yıl içinde; BM ile tüm köprüler atıldı. AB ile Kıbrıslı Türkler’in ilişkisi sıfırlandı. Rum tarafı ile zorunlu olan “işbirliği” alanları bile kilitlendi.

AKP’nin, Erdoğan’ın ve Türk Dışişleri’nin “herkesle kavgalı” politikasına tam bir uyum sağlandı.

Aslında 1975’ten itibaren Kıbrıslı Türkler’in bir “federe devlet”i vardı…

Amaç; Rum tarafının da kendi “federe devlet”ini kurması ve iki federe devletin bir araya gelerek “Federal Kıbrıs”ı oluşturmasıydı…

15 Kasım 1983’te “Federe devlet”i yıktık, yerine “bağımsız devlet”i kurduk…

Tam 38 yıldır adına “bağımsız” dediğimiz bu “devlet” TC’ye bağımlı olarak yaşamını sürdürüyor…

Gözle görünür hiçbir uluslararası diplomatik başarısı yok… Tam tersine her geçen gün daha da yalnızlaşıyor…

Kısacası; “imkansız”ı denedik… Tutmadı… Olmadı…

AKP ve Tatar; bu 38 yıllık başarısız denemenin faturasını “bağımsız devlet” talebine değil, “federasyon”a kesiyor…

“Federasyon öldü” diyerek “”Egemen eşitliğe ve eşit uluslararası statüye dayalı iki devletli formül”de ısrar ediyor…

Yani; 38 yıldır denenen ve başarılamayan bir projeyi, allayıp pullayarak yeniden sahneye sürüyor…

Böylece; AKP ve Tatar’ın “ortak” niyetlerinin Kıbrıs’ta “çözüm”  olmadığı, asıl tercihin burayı “arka bahçe” olarak muhafaza etmek olduğu “apaçık” biçimde ortalığa seriliyor…

Bu yüzdendir ki bu 38 yaşındaki “delikanlı”nın sütten kesilmesini, emeklemeyi bırakarak ayakları üzerinde durmasını istemiyorlar…

Yoksa egemenlikmiş, eşit devletmiş, tanınmakmış, bunların hiçbiri umurlarında değil…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu