Hasan HasturerKıbrısManşet

Bütçe bahane olur, devlet her alanında silkelenir…

Osmanlı, 1854’te, Rusya ile Kırım Savaşı sırasında mali açıdan açmaza girip ilk dış borcu Londra ve Paris’ten Palmer ve Goldschmind isimli bankalardan 3 milyon sterlin olarak aldı. 700 bin sterlini banka işlemi ve ilk taksit olarak kesildi. 2 milyon 300 bin sterlin ise savaşta harcandı. Bir yıl sonra 5 milyon sterlin daha borçlanıldı. Fransa ve İngiltere, Osmanlı’yı borca alıştırırken paralelinde Osmanlı maliyesini denetlenme çabalarını da ileriye taşındı.

2022 KKTC Bütçesi’nin Meclis Komitesinde görüşülmesi tamamlandı. Meclis Genel Kuruluna sevk edildi. Genel Kurulda da 22-24 Kasım tarihlerinde görüşülüp, yasalaşacak.

Bütçe bahane olur devlet her alanında silkelenir.

Sadece maliye değil en önemlisi ekonomi politikaları da irdelenir.

Ben de bütçe görüşmelerini fırsat bilip sizlerle zaman tünelinde bir kez daha  yolculuk yapmak istedim. Fırsat yaratıp anımsatmak istediğim bilgilerle sizleri baş başa bırakıyorum.

***

  1. yüzyılın son çeyreğinde Osmanlı’nın mali durumu süratle dibe doğru kayıyordu. Köklü ekonomik önlemler için altyapı yoktu. Vaziyet bir süre halktan alınan büyük vergilerle idare edilmek istendi. Olmadı.

İlk kez dış borçlanma gündeme geldi. Ancak, yabancı devletten borç almanın Osmanlı İmparatorluğu’nun mali durumunun  dışarıya teşhir edilmesi olacağı ve düşmanlarının cesaretini artırmaya yarayacağı için vazgeçildi.

1850’de Osmanlı maliyesi maaşları ödeyemeyecek duruma geldi. Sadrazam Reşid Paşa ve kadrosu dış borç için harekete geçip dış borç da buldu. Ancak Padişah Abdülmecit, eniştesi Fethi Paşa’nın görüşlerine itibar edip borç anlaşmasından, 2 milyon 200 bin Fransız Frangı tazminatı ödeyerek vazgeçti.

Osmanlı, 1854’te, Rusya ile Kırım Savaşı sırasında mali açıdan açmaza girip ilk dış borcu Londra ve Paris’ten Palmer ve Goldschmind isimli bankalardan 3 milyon sterlin olarak aldı. 700 bin sterlini banka işlemi ve ilk taksit olarak kesildi. 2 milyon 300 bin sterlin ise savaşta harcandı.

Bir yıl sonra 5 milyon sterlin daha borçlanıldı. Fransa ve İngiltere, Osmanlı’yı borca alıştırırken paralelinde Osmanlı maliyesini denetlenme çabalarını da ileriye taşındı.

***

Tarih sayfalarını bu tür bilgilere ulaşmak için karıştırırken 1875’te Osmanlı İmparatorluğu’ndan yapılan açıklamayla 5 yıl süreyle borç taksitlerinin sadece yarısının ödeneceğinin dünyaya duyurulduğunu buluruz. Avrupa tepki koydu. Yarım taksit de ödenemedi ve sonuçta 1876’da tüm ödemeler durduruldu.

Bugünkü bazı uygulamaları çağrıştıran örnekleri o günlerde de bulmak mümkün. 1875’te iflas anlamını taşıyan karar üretilirken, Osmanlı Hükümeti’nin iki ismi Sadrazam Mahmud Nedim Paşa ile Divan-ı Ahkâm-ı Adliye Nazırı Midhat Paşa, kendi ürettikleri karara göre devlet tahvillerinin değer kaybı olacağını bildikleri için, karar açıklanmadan kendi tahvillerini satıp şahsi çıkar elde ettiler.

  1. Abdülhamit tahta çıktı, önlem almaya çalıştı. Gelirlerin % 80’i dış borç ödemelerine gitti yine çare olmadı.

***

Son çare, dış borçların konsolidasyonu istendi. İşte o noktada borç veren ülkeler Osmanlı’nın gelirlerini denetleme şansları olması durumunda konsolidasyonu kabul edeceklerini bildirdiler.

1881 yılında bugünkü adıyla Genel Borçlar Komisyonu olan Düyun-ı Umumiye isimli komisyon, İngiltere, Fransa, Almanya, Hollanda, İtalya, Avusturya, Macaristan ve Osmanlı İmparatorluğu ile Galata bankerlerinin birer temsilcisi ile kuruldu.

“Düyun-ı Umumiye tuz, pul, balıkçılık, ipek, tütün ve alkolden alınan vergilerle damga resmi ve bazı bölgelerden alınan vergiler (Bulgaristan vergisi, Kıbrıs’ın gelir fazlası, Doğu Rumeli vergisi) gibi önemli gelir kaynaklarını doğrudan denetim altında tutuyordu. Ayrıca kuruma, tütün ve tuz alanlarında gerekli değişiklikleri yapma ve ‘tekel’ tarzında yönetme yetkisi verildi.”

Düyun-ı Umumiye, Osmanlı İmparatorluğu’nun mali bağımsızlığını yok ederken, devlet içinde devlet oldu.

Osmanlı’nın borçları Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar uzandı. Lozan anlaşması çerçevesinde Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı borçlarının % 67’si olan 107 milyon lirayı ödemeyi kabul ettiği anlaşmayı 13 Haziran 1928’de imzaladı.

***

… Yazımla tarih sayfalarında gezip bilgi tazelemek istedim. O gün yaşananlar bugünü ne kadar çağrıştırıyor? Düyun-ı Umumiye, kimlik değiştirerek bugün de devam etmiyor mu?

Vaziyeti yaşamın hangi alanında olursa olsun “idare” etmeye kalkarsanız biliniz ki bunun sonu başarısızlık hatta daha da ilerisi hezimettir. Hele ekonomide vaziyeti hiç idare edemezsiniz.

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu