Hasan HasturerKıbrısManşet

Anılarda Yolculuk… ” … Türkiye, bana, “Şunu böyle yap” diye talimat vermiyor “

Talat: Şöyle düşünün, şu an Türkiye’de yönetimde bulunan anlayış, Kıbrıs sorunu haricinde başka alanlarda benimle çok farklı olabilir. Ama buna karşın esas sorunumuz Kıbrıs sorunu olduğu için, yaklaşım farklılığımız zaman zaman olsa da temelde görüş farklılığımız yok. Şu an için Türkiye ile ilişkilerden çok memnunum hiç bir zaman Türkiye, bana, “Şunu böyle yap” diye talimat vermiyor. Bana, “Şu böyle olursa ne olur?” diyor.

Anılarda Yolculuk… “ … Türkiye, bana, “Şunu böyle yap” diye talimat vermiyor

  1. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la Mart 2005’te CTP – BG Genel Başkanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı adayıyken bir söyleşi yapıp, üç gün yayımlamıştım.

Oldukça ilginç bir içeriği vardı.

Anılarda yolculuk yapıp, Talat’la yaptığın söyleşiden bir kesiti sizlerle paylaşıyorum:

Soru: 1980’li yılardan bugüne Rauf Denktaş bile hiç bir seçimde bu kadar avantajlı görülmedi. Buna ne diyorsunuz?

TALAT: Belki de. Çok ilginç bir durumdur bu. Ama bu bana göre söylediklerimin, tabii ki parti olarak öngörülerimizin doğrulanmasıyla gerçekleşti.

Soru: Ankara’daki değişim olmasaydı, bu kadar doğrular söylense bile, böyle bir siyasi sonuca bu kadar yakın olabilir miydiniz?

TALAT: Hayır olmazdık tabii. Şöyle düşünün. Eğer Ankara’daki bu değişim yaşanmasaydı, Kıbrıs sorunu zaten bu safhaya gelmemiş olacaktı.

Soru:  CTP geçmişte de topluma çok doğrular söylemedi mi? Doğrular geçmişte bu kadar prim yapmazken şimdi neden yapıyor?

TALAT: Çok doğru, doğru bir saptama. Şundan dolayı. Bunun nedeni Ankara’da AB vizyonu olan bir hükümetin kurulması, Türkiye’nin Helsinki’de 1999’da yakaladığı süreci daha ileri götürme kararlılığını ortaya koyması… Bu kararlılığı ortaya koyduğu andan itibaren bizim söylediklerimiz daha doğrulanır hale geldi.

Soru:  “Kıbrıs, Türkiye’nin AB yürüyüşünde önemli bir noktadır. Kıbrıs’taki siyasi yapının buna uygun bir özellik kazanması yararlı görülmüştür” yaklaşımına karşı görüşünüz nedir?

TALAT: Hayır, bu kendiliğinden olmuştur. Bazı yazarlar da rastlarım, ‘Ankara, böyle ister; Ankara bunu böyle hazırladı’ hatta bazıları, ‘Talat, Ankara’nın piyonudur’ gibi şeyler söyler. Konu o değil. Konu esasen, Ankara’nın arzuları ve hedefleriyle, bizim arzu ve hedeflerimizin örtüşmesi söz konusudur.


Geçmişte de Denktaş Bey’in arzu ve hedefleriyle o zamanki Ankara’nın arzu ve hedefleri örtüşüyordu. Dolayısıyla Ankara’nın duruşu Kıbrıs’taki siyasi iktidarların oluşumunda doğal ve doğru orantılı bir rol oynar. Bu çok doğal bir şeydir. Çünkü orası 70 milyondur, 70 milyonun çıkarları ve gücüyle, Ankara’yla Kıbrıs’taki politik ortamın uyumu son derece önemlidir. Ve bu kendiliğinden olur. Yani Ankara, örneğin buradaki iktidara rağmen ‘Ben bunun böyle istiyorum’ demez. Çünkü olmaz. Uyum şarttır.
Yönlendirme iki tarafın çıkarına da olursa ancak geleceği olan bir ilişki olur bu. Bundan önceki dönemlerde Kıbrıs Türkü’nün geleceği ile uyumlu olmadığı için Ankara’nın istekleri, burada o yapı iktidarda olduğu halde Kıbrıs Türkü demokratik bir isyan yaşadı ve sonuçta bütün politik yapıyı değiştirdi.
Şimdi Ankara’da başka bir iktidar olsaydı. Ecevit anlayışı iktidarda ve Annan Planı görüşmede olsaydı, o zaman Annan Planı başlamadan ölecekti. Başlamadan öldüğü için bugün bu yapıyı yaşayamayacaktık. Çünkü Kıbrıs Türk halkı belki sağa sola savrulacaktı.
O yanlışa inat Kıbrıs Türk halkı bugünkü noktaya gelir miydi? Ben o ihtimali zayıf görüyorum. Çünkü unutmayan 1999-2000-2001 ekonomik paketler, bize yapılan dayatmalar… Buradaki iktidar kabul ederken, toplum da reaksiyon gösterir ve ilişkiler olumsuz etkilenirdi.
Şimdi ayni tutumu sürdürseydi Türkiye Hükümeti, Kıbrıs Türk halkını kaybederdi. Buradaki iktidarı elinde tutsa bile. Yollar ayrılırdı. O yüzden çok büyük bir karmaşa doğardı. Bu bakımdan zaten Türkiye ile buradaki anlayışın belli noktalarda uyuşması şarttır.
Örneğin şöyle düşünün, şu an Türkiye’de yönetimde bulunan anlayış, Kıbrıs sorunu haricinde başka alanlarda benimle çok farklı olabilir. Ama buna karşın esas sorunumuz Kıbrıs sorunu olduğu için, yaklaşım farklılığımız zaman zaman olsa da temelde görüş farklılığımız yok.
Şu an için Türkiye ile ilişkilerden çok memnunum hiç bir zaman Türkiye, bana, “Şunu böyle yap” diye talimat vermiyor. Bana, “Şu böyle olursa ne olur?” diyor.

Soru:  Belki çok akıllı olduğunuzdan işaretten anlıyorsunuz?

TALAT: (Kahkaha ile gülüp yanıtını veriyor)… Kendiliğinden, akış öyle oluyor. Mesela mayınların temizlenmesi. Bu sürece siyaset ilk defa katıldı. Geçmişte hiç yoktu. Türkiye ve asker ilgilenirdi. İlk defa bu siyasetin için biz de katılmaya başladık. Bu tabii bize uluslararası anlamda bir güç verdi. Birleşmiş Milletler önünde de bir güç veriyor.
Kayıp şahıslar konusundaki hususla ben siyasetlerin ilgilenmemesi anlayışındayım. O yüzden bunu dışında tutuyorum ama basın önünde olmayan bazı çalışmalarımız da devam ediyor.
Bu konuda Papadopulos’la da bir görüş birliği sağlandı. Kayıplar konusunu siyasi seviyede öne çıkarmıyoruz.
Mayınların temizlenmesi, kayıp kişiler konusu, kapıların açılması bu görüşmelerin tümünü ben yürüttüm.

Soru: Türkiye’nin hiç mi haberi olmadı?

Talat: Haberi oldu. Türkiye’yi de ilgilendiren konularda, Türkiye’nin de bilgisi olması gerekiyor ve biliyor. İşin ayrıntısına girdiğimiz de bilmeyebilir.

Soru:  CTP’ye daha önce güvenilmezdi. Önceki koalisyonlarda bu görüldü. Şimdi büyük bir süratle gelişen bir güven söz konusu. Bu nasıl gerçekleşti? Hem Ankara hem asker güveniyor.

TALAT: Vallahi, belki iyi bir diyalogumuz var.

Soru:  Yanlış mı tanıyorlardı daha önce?

TALAT: Belki. Doğrusu bu konuları hiç konuşmuyorum. Tabii asker dahil bir anlayış değişikliği var. Ankara’da AB vizyonu olan bir hükümet var.
Unutmamak gerekir ki buna uygun olarak askerin duruşunda ve anlayışında da değişiklik var.

Soru:  CTP, iktidar sorumluluğu gösterdiği için iktidara geldi. İktidara geldikten sonra davranış değişikliği göstermedi. Yanılıyor muyum?

TALAT: Geçmişte de CTP iktidarda bulundu ama iktidarın kenarındaydı. CTP’nin bütün sorumluluğu yüklendiği dönem yenidir. Haklısın, CTP’nin geçmişte de politikaları yürütme, diyalog kurma tarzında farklı olsa bile politikaları öz itibarıyla farklı değildi. Biz her zaman için Kıbrıs Türk Halkı’nın çıkarlarını, Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecindeki pozisyonunu değerlendirerek, ön planda tutuyorduk. Şimdi de öyle yapıyoruz.
İnsanoğlunun ve örgütlerinin değişmemesi mümkün değildir. Tüm örgütler değişir. Değişmeyen zaten ölür.

Soru:  Sovyetler de değişimi gerçekleştirseydi dağılmayacaktı.

TALAT: Tabii. Bir dönem örneğin Denktaş Bey’e ideolojik olarak ölümüne karşı olanlar bugün o kadar çağdışı kaldılar ki yanında durabiliyorlar. Bunun çok garip örnekleri var. Örneğin Türkiye Komünist Partisi bile böyle bir tavır takındı.

 

 

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu