Derviş DoganManşet

Gidişat kötü..

Türkiye’de, TCMB’nin politika faizini 100 baz puan indirerek yüzde 16’dan yüzde 15’e düşürmesi sonrasında kurlar fırladı. Dolar 11TL GBP 15TL’yi aştı.

Resmi para birimi TL olan Kuzey Kıbrıs’ta bu deprem etkisi yarattı.

Her an Fakirleşiyoruz…

Döviz,  zamlar, faiz, banka borçları, kiralar, market ve diğer ihtiyaçlar derken içinden çıkılamaz bir hal aldı durum.

Dolayısıyla mümkün olan en erken sürede somut adımlar atılması elzem.

Fakat maalesef bu siyasilerin ilgi alanına girmedi. Gündem erken seçim.,akabinde yerel seçimler.

Dolayısıyla siyasette birilerinin buna çare üretmesi beklenirken bunun çok da mümkün olmadığını görüyoruz.

Dolayısıyla bu anlamda sıkıntı çekenler ve bunu dert edenler kendi önlemlerini ve çözümlerini üretmeye baksınlar.

Ama olur mu öyle şey biz ne yapabiliriz diyenleri duyar gibiyim.

Çok üzgünüm bunda da çok haklısınız ama inanın bu durumda yapacak başka bir şey de yok. Durum gerçekten iyi değil. Siyasilerin sorun çözme diye bir dertleri yok. Seçmenin çoğunun da maalesef böyle bir ciddi bir talebi yok. Bunu çok net olarak görebiliyoruz. Başka ne görüyoruz?

Mevcut yapının çöktüğünü işlevsiz olduğunu ve halkı bilinmeyen bir akıbete doğru sürüklediğini görüyoruz.

İşte tam da bunun içindir ki Kıbrıs’ta sürdürülebilir bir çözüme ihtiyaç var.

Buradan da şu çıkarımı yapacak olursak, Kıbrıs’ta Kıbrıs sorununun çözümü hepimiz için bir ihtiyaç haline gelmiştir.

Bunu eşit iki egemen ayrı devlet olarak mı yaparız, yoksa desantralizasyon modeli üzerinden mi ilerleriz, ya da federasyon zeminine geri mi döneriz bilmiyorum.

Lakin bildiğim tek şey bir an önce Kıbrıs’ta tüm paydaşların zarar görmeyeceği bir çözüm gerekli olduğudur.

Dolayısıyla şu veyahut bu şekilde Kıbrıs’ta bir çözüm olmadan veya Türkiye Cumhuriyeti  ile ekonomik ilişkileri somut kriterler ışığında, hükümette kim olduğundan bağımsız, olması gerektiği gibi belirlemeden “kendi ayaklarımız üzerinde duran bir ekonomi” yaratmanın gerçekçi olmadığını hepimiz görebiliyoruz..

Şimdi şöyle bir düşünelim, tüm önlemleri almış olarak  ve hatta birçok bedeller ödeyerek “kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomi” yarattık diyelim..

Bu arada resmi para birimi TL olmaya devam ediyor tabi..

Sonra bizlerle hiç alakası olmayan ve Türkiye’de  alınan bir karar ile kullandığımız para şimdiki gibi eridi ve maliyeti de bize yüklendi. Böyle bir durumda kendi ayaklarımız üzerinde durabiliyor muyuz?

Bu mümkün mü?

Elbette değil..

O halde sıkıntı tek bir boyutta değil.

Yani ağzımızla kuş tutsak, bizim dinamiklerimizin dışında, Türkiye’deki siyasi ve sosyal gelişmelere dayalı yön bulan para politikasının piyasalarda yediği her darbede

biz inim inim inlemeye ve bunun ağır yükü altında ezilmeye devam edeceğiz..

Peki çare?

İşte bende tam onu diyorum.

Buna bir çare bulmamız gerekiyor.

Üstelik hep beraber.

Toplumsal mutabakatla..

Zira bu gidişat doğru bir yere gitmiyor.

Bunun hepimiz farkındayız.

Ülkemizde orta sınıf hepten ortadan kalktı.

Ya zenginler var ya fakirler.

Sınıflar arası derinlik büyüdü.

Gelir adaleti daha da kötü bir noktaya geldi.

Kıbrıs’ın kuzeyinde fakirlik var.

Düşen alım gücü var.

Geçim derdi var.

Dar gelirli aileler evlerine ekmek götüremiyor.

Her gün biraz daha fakirleşen bir halk var.

Bunun artık siyaseti kalmamıştır.

Bu ideoloji mevzusu da değildir.

Dolayısıyla ekonominin siyaseti toplum odaklıdır.. Devletin hiç vakit kaybetmeden. kısa vadede  dar gelirli insanların sorunlarına çareler üretmesi elzemdir. Orta ve uzun vadede ise üretimi destekleyen politikalara yönelmesi ve gerekli planlamaların bunun üzerinden üretime dayalı, yerli üretimi destekleyen dışa bağımlılığı azaltan açılımlara yer vermesi ihtiyaç haline gelmiştir..

 

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu