Hasan HasturerKıbrısManşet

Ö. Özgür: “Onlar da bizim gibi yanıp kavruluyorlar mı?

"Her şey masadadır’ anlayışına yeşil ışık yakanlar Kıbrıslıtürklerin yok oluş sürecine ışık yakmaktadırlar. Masada, siyasal eşitliğe sahip iki topluma dayalı, iki bölgeli, bağımsız, egemen, toprağı bütün Federal Kıbrıs Cumhuriyeti olabilir. Gerisi sürerdurumcuların oyununa gelmektir.”

Bugün Salih Miroğlu ile birlikte Özker Özgür’ün de 16. ölüm yıl dönümü. İkisiyle de çok iyi diyeceğim iletişimim vardı. Özgür Özgür’le sonsuz yolculuğa yaklaşırken neredeyse kesintisiz iletişim içindeydim.

Kanserle mücadele ederken , 2 Ekim günü yolladığı mailde sağlığıyla ilgili şunları yazıyordu.

“ Sevgili Hasan,

Beşinci kemo bugün bitti. Altıncıdan sonra ara verecekler. Tümör olduğu gibi duruyor. Ne büyüdü ne de küçüldü. Bu iyiye belirtiymiş. Direnmeye devam.”

İyi haber demişti tümörün olduğu gibi durmasına.

Ama, altı gün sonra  8 Ekim 2005 Cumartesi  akşamı aldığım mailinde durumun çok da iyi olmadığını paylaşmıştı. 8 Ekim  akşamki mailin içeriği şöyleydi:

“ Sevgili Hasan,

Kanser hücreleri beyinin dış tabakasına ulaştı. Objeleri ikili görmeye başladım.

Okuyup yazamıyorum. Pazartesinden itibaren beyne radyoterapi uygulayacaklar. Her şeye karşın direniyorum.

Objeleri ikili görmeye başlamadan önce bir değerlendirme kaleme almıştım.

Okurlarının ilgileneceklerini düşünür müsün? Özlemle kucaklarım. Esenlikler dilerim. Özker.”

*        *      *

Özker Özgür’ün kendi ifadesiyle, “Objeleri ikili görmeye başlamadan önce…” kaleme aldığı “Bundan sonra?” başlıklı yazısını o zaman okurlara aktarmıştım. Bugün de siyasal yaşamımıza katkılarına saygımla, o yazıyı sizlerle paylaşıyorum:

*        *        *

Bundan sonra?

Özker ÖZGÜR

“ Türkiye amacına ulaştı.

Avrupa Birliği ile üyelik görüşmelerine başladı. Türkiye için iyi oldu. Bu ince uzun yolu Türkiye kaç yılda alır bilemeyiz. Bu süreç genelde Kıbrıs sorununu, özelde Kıbrıslıtürkleri nasıl etkiler?

2002 yılının başlarında Denktaş ile Keleridis önderlerarası görüşmelerini sürdürürken şöyle bir değerlendirme sözkonusu idi:

– Denktaş ile Kleridis görüşme masasında sürerdurumun (statükonun) AB ile ilişkilendirilerek (linked) resmileştirilmesini sağlayacak şartları yaratmaya çalışıyorlar. Yani, Güney’in hukuken tüm Kıbrıs adına AB’ye girişine karşılık Kuzey’in hukuken değil fakat fiili olarak Türkiye Avrupa Birliği’ne alınana kadar Türkiye’nin denetiminde tutulmasına itiraz edilmeyecek. (Bak: Afrika gazetesi – 23 Ocak 2002 – Barış Burcu’nun köşe yazısı)

Burcu ile aynı doğrultuda düşünüyorduk.

Bu nedenle Burcu’nun öngörüsü (prediction) ile ilgili bir değerlendirme kaleme almıştım. 1 Şubat 2002’de Yeniçağ’da yayınlanan değerlendirme sanırım gelinen aşamada güncelliğini korumaktadır.

Dediğim şuydu:

“- Öngörü doğruysa, Denktaş ve Kleridis kapalı kapılar arkasında kapsamlı çözümden çok Türkiye AB’ye girene kadar sürerdurumu nasıl ‘yasallaştırabileceklerini’ konuşuyorlar.  Sürekli olarak vurgulandığı gibi Türkiye’nin ve arkasındaki Amerika’nın Doğu Akdeniz’deki çıkarları ön plandadır. Kıbrıslıtürklerin toplumsal varlık, kimlik ve gelecekleri ne Ankara’dakileri ne de Vaşington’u ilgilendirmektedir.

‘- Ateş düştüğü yeri yakar,’ derler.

Ateş de biz Kıbrıslıtürklerin üzerine düşmüştür. Yanan, kavrulan biziz. 20 Temmuz 1974’e kadar Ankara’nın gözbebeği idik. Şimdi artık Ada’da asker vardır. İstenilen sağlanmıştır. Kıbrıslıtürkler önemlerini yitirmişlerdir. Ada’da kalsalar da gitseler de Ankara ve Vaşington rahatsız olmazlar.

Sürerdurum Kıbrıslıtürklerin varlık ve kimliklerini yok ederken, yani düşen ateş Kıbrıslıtürkleri yakıp kavururken, Kıbrıslırumlara göre durum nedir?

Onlar da bizim gibi yanıp kavruluyorlar mı?

Onlar ekonomik olarak belli bir düzeyi yakalamışlardır. Onlar bizim gibi var olmak ya da yok olmak sorunu ile karşı karşıya değillerdir. Biz toplumsal varlığımızın derdinde iken onlar ulaştıkları ekonomik gönenci (refahı) korumak istiyorlar. Sorunun adı Kıbrıs Sorunu’dur. Fakat gelin görün ki Güney’den bakınca başka, Kuzey’den bakınca başka türlü görünüyor. İki bölgede sokaktaki adam için farklı kaygılar içeriyor. (…) Onlar (Kıbrıslırumlar) huzurun, biz ise toplumsal varlığımızı korumanın peşindeyiz. Sürerdurum bizi yok ederken onları sadece huzursuz kılıyor, keyiflerini kaçırıyor. Başka bir deyişle, gelinen aşamada Kıbrıslırunlara:

‘- Gelin sizi AB’nin şemsiyesi altına alalım. Güvenliğinizi sağlayalım. Savaş korkusundan arındırılalım. Varsın Kıbrıslıtürkler, Türkiye ev-ödevini yaparak AB ölçütlerine uyum sağlayana kadar Kıbrıs’ın kuzeyinde şimdiki gibi beklesinler’ deseler acaba ne derler?

Kişi olarak edindiğim izlenim odur ki böyle bir düzenlemeye Taksimi sürekli kılmayacaksa ‘Hayır’ demezler. Yeter ki Kıbrıs AB’ye alınırken Güney Kıbrıs olarak değil, Kıbrıs Cumhuriyeti olarak alınsın. Kıbrıslıtürklerin sonu onları fazla ilgilendirmez.

AB ölçütlerine uyum sağlayana kadar Türkiye’nin Kıbrıs’ın kuzeyi üzerindeki askersel denetimin sürmesini sağlayacak bir formül bulunursa biz Kıbrıslıtürkler ayvayı yedik demektir. Ve ne yazık ki göstergeler formülün böyle bir formül olduğuna işaret etmektedir. (…)

Anlaşılmıştır ki bizim için tek kurtuluş yolu kapsamlı çözümdür. Sürerdurumun sürmesini olanaklı kılacak herhangi bir ara anlaşmaya razıymışız izlenimini yaratmaktan özenle kaçınmalıyız.

AB genişlemek zorundadır. Genişleyebilmek için Yunanistan’ın vetosu ile karşılaşmaması gerekir. Salt bu nedenle günü geldiğinde Kıbrıs’ı üyeliğe almamazlık edemez.

Veriler bunlardır. Bizim için tek kurtuluş yolu çözüm olduğuna göre kurum-kuruluşlarımızla çözüm üzerinde yoğunlaşmalıyız. Çözümün parametreleri bellidir. Üst Düzey Anlaşmaları ve BM’nin ilgili kararları dışında çözüm arayışlarında Denktaş’a en küçük destek sürerdurumun sürmesine destektir.

‘-Her şey masadadır’ anlayışına yeşil ışık yakanlar Kıbrıslıtürklerin yok oluş sürecine ışık yakmaktadırlar. Masada, siyasal eşitliğe sahip iki topluma dayalı, iki bölgeli, bağımsız, egemen, toprağı bütün Federal Kıbrıs Cumhuriyeti olabilir. Gerisi sürerdurumcuların oyununa gelmektir.”

*       *       *

Şubat 2002’de bu değerlendirmeyi yaptığımızda ortada Annan Planı yoktu. Annan Planı’nın, yukarda yazdıklarımızı yaşama geçirmek amacıyla hazırlandığını şimdi daha iyi anlıyoruz.

Türkiye’nin üyelik görüşmelerine başlaması ile fiilen yürürlüğe sokulan bu proje planlandığı gibi Türkiye Avrupa Birliği’ne tam üye olana kadar sürdürülürse, o gün geldiğinde Kıbrısrum tarafı, karşısında, barış yapacak bir Kıbrıstürk toplumu yerine yarım milyonluk Kıbrıslı olmayan Türkiyeli yerleşik bir nüfus bulacaktır.”

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu