Alper ElicinKıbrısManşet

Turizm Cenneti Kuzey Kıbrıs ve Çevre Bilinci

 

 

KKTC uluslararası izolasyonlar altında yaşayan bir ülke. Ekonomik olarak tek çıkışı şimdilik hizmet sektörü. Bunların başında da turizm ve yüksek öğrenim kurumları geliyor. Turizm sektöründe ise kumarhane, eğlence sektörü, kum, deniz ve güneş ön planda. Sağlık turizmi, ikinci baharlarını keyifle yaşamak isteyen emeklilere yönelik bakım tesisleri, bilişim sektörü gibi konularda da, büyük bir potansiyel bulunmakta.

İzolasyonlara rağmen, Kuzey Kıbrıs’ın tüm bu konularda çok başarılı olması mümkün. Zira, ülkede alışılagelenden daha sakin bir yaşam, inanılmaz derecede güzel bir doğa, binlerce yıl geriye giden bir tarih, oldukça özgün bir mutfak kültürü var. Kıbrıs Türk halkı da oldukça hoşgörülü, sakin, büyük oranda iyi eğitimli.

Ancak, çevre bilinci konusunda, birkaç kişinin büyük çabaları dışında, son derece gerilerde kalmış durumda. Kuzey Kıbrıs’ı bir baştan bir başa geçen Beşparmak Dağları’nın pek çok bölümü taş ocaklarıyla mahvedilmiş halde. Kamuoyunda bu konuda büyük reaksiyon olmasına rağmen, politika yapıcılar bu konuya yeterince önem vermemekte.

Başta Girne olmak üzere, dağ taş betona boğulmakta, çirkin,  binalarla kaplanmaktadır. Kent içinde sekiz on kata çıkan apartmanlar nedeniyle daracık yollar tıkanmaktadır. Yakın zamana kadar çam ormanları ve zeytinliklerle kaplı olan dağ yamaçları da hızla betonlaşmaktadır. Herkesin sohbetlerde şikayetçi olduğu bu durum, konu bireysel çıkarlar söz konusu olduğunda unutulmaktadır.

Kuzey Kıbrıs’ta yaşayanlarda  maalesef doğaya saygıdan bahsetmek mümkün değildir. Bilinç eksikliğinden kaynaklanan bu durumun en acıklı örneklerinden biri küçücük adada yapılan yoğun avcılıktır. Adada kuş, tavşan vb av hayvanı nüfusu hızla yok olmakta, ava gidenler genelde eli boş dönmektedir. Artık ancak salyangoz ya da mantar toplanabilmektedir. Mantarın da bitmesi yakındır.

Öte yandan insanlık, küresel ısınma nedeniyle gelmekte olan felaketi fark etmiş, tedbirler almaya çalışmaktadır. Bu çabaların bir kısmı ısınmayı durdurmaya yönelik iken, bir kısmı da ısınmakta olan dünyaya uyum sağlamak için alınacak tedbirleri içermektedir. KKTC’de ise bu konuda henüz bir farkındalık oluşmamıştır. Termik santrallerde kullanılan standart dışı yakıt tüm çevreyi ve insanları zehirlemektedir. Politikacılar ise sorunu çözecek girişimler yerine, akaryakıt alımlarından nasıl avanta sağlayabileceklerinin peşindedir.

Geçenlerde Akıncılar’a doğru yaptığım gezide, Gaziler Köyü yıkıntıları civarında, ana yolun bir tarafında, yüzlerce metrelik bir bölgeye açığa dökülmüş çöp yığınlarının için için yandığını hayretle gözlemledim. Yanan gaz, küresel ısınmaya en fazla katkı yapan metan gazı… Kıbrıs Adası’nın göbeğinde böyle bir rezillik beni hayrete düşürdü. Ülkede cumhurbaşkanlığı sarayı inşaatı için anlamsız meblağlar israf edilirken, düzenli çöp depolama sorunu hala çözülememiş durumda.

Girne içerisinde belediye kaynaklı bir başka çevre cehaletini de burada vurgulamak istiyorum. Girne çarşı içi her yağışta sel baskınına maruz kalırken, Girne Belediyesi bilinçsiz faaliyetlerde bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi bulduğu her boş alanı otopark amaçlı kullanım için beton veya asfaltla kaplamasıdır. Örneğin, Rocks Hotel’in kuzey ve kuzeybatısındaki otoparklar betonla kaplıdır. Keza Ramadan Cemil Meydanı’na bakan geniş otopark da zemin yekpare betondur. Çevre bilinci edinmiş bir yönetimden yapması beklenen bu betonları kırıp, zemini arasından toprağın göründüğü, mevsiminde yeşil otların fışkırdığı çim taşıyla kaplamakken Girne Belediyesi hali alanları betonlamaya/asfaltlamaya devam etmektedir.

 Bir çim taşı uygulaması

(Kaynak: https://www.desentas.com.tr/urun/cim-tas)

Bilindiği gibi yüksek binaların olduğu, çevrenin beton ve asfaltla kaplandığı yerleşim alanları ısı adaları oluşturmaktadır. Isı bu bölgelerde çevreye oranla 2 ile 4 derece daha sıcak olmakta ve yaşamı güçleştirmektedir. O nedenle yeşil alanların, hali arazilerin korunması son derece önemlidir. Ayrıca, Kıbrıs’ta da sık sık karşılaşmaya başladığımız şiddetli yağışların sele dönüşmemesi için bu tür alanlar bir sünger görevi yerine getirme özelliğine sahiptir.

Girne Çarşısı’nın batı ucunda bulunan toprak bir alan bu sıralar kötü bir uygulamaya örnek olmaktadır. Türk Ocağı’nın hemen karşısındaki oldukça geniş hali bir alan asfaltla kaplanmıştır. Araçlar toprak zemine değil de asfalta park etsin diye yapılan bu uygulama, hem Çarşı’da sel riskini arttıracak, hem yazın bölgenin daha fazla ısınmasına neden olacaktır. Uygulamada kötü niyet olmasa bile, ciddi bir çevre bilinçsizliği söz konusu. Belki bu konularda geçenlerde başkanları KKTC’yi ziyareteden ve bu konularda oldukça deneyimli olan İstanbul ve İzmir Büyükşehir  Belediyeleri’nden destek alınabilir.

     

 

Elbette açıkta yanan çöplerden, asfaltla kaplanan hali alanlardan, eninde sonunda merkezi hükümete ve yerel yönetime oy veren halk sorumludur. Toplumun çevre bilinci gelişmeyince bu tür konularla mücadele etmek birkaç kişiye düşmekte, onları da yönetimler pek dikkate almamaktadır.

Israrla vurguladığım gibi Kıbrıs Türk Toplumu’nda çevre bilinci yoktur. Yazın gözlükle denize girdiğinizde, deniz zemininin her yıl artan miktarda şişeler, bira tenekeleri, naylonlarla kaplandığını, buna karşılık deniz canlısı çeşitlerinin ve miktarının azaldığını gözlemlersiniz. Artık bazı günler ters rüzgarlar estiğinde, otellerin fosseptik tanklarından boşaltılan iğrendirici kirliliği de görmek mümkün. 1960’lardan 1980’lere Marmara Denizi’nin nasıl katledildiğini yaşamış biri olarak bu beni çok üzmektedir.

Kırsal alanlar, yol kenarları da çöple kaplıdır. Sosyal ilişkilerinizde bu konuyu gündeme getirdiğinizde genellikle bu kirliliği oluşturanların askerler, Türkiyeliler, okumaya gelen öğrenciler olduğunu duyarsınız. Ya da belediyelerin temizlik hizmetlerinin yetersizliğinden şikayet edilir. Bu kendini kandırmadır. Bu kirlilikten, adada yaşayan herkes sorumludur. Sürekli etrafa çöp atılan bir toplumda, belediyelerin bununla başa çıkması olanaksızdır. Her şeyin başında toplum, denize, dağa taşa, yol kenarlarına çöp atmamayı öğrenmelidir.

 

 

       

Girne Oğuz Veli Ortaokulu ile Ship Inn oteli arasındaki 200 metrelik yürüyüş yolundan çöp manzaraları

Ağaç doğal olarak en iyi yaşken eğilir. Dolayısıyla çevre bilinci ve temizliği ile ilgili eğitim de okulda başlamalıdır. Ancak Kıbrıs’ta okullarda da bu eğitimin verilmediği anlaşılmaktadır. Aşağıdaki fotoğraf da Oğuz Veli Ortaokulu’nun bahçesinden çekilmiştir. Bu okulun müdüründen öğretmenlerine kadar hiç kimsede çevre bilinci, çevre temizliği nosyonu olmadığı, bu konuları umursamadıkları açıktır. Kendi evlerinin ve bahçelerinin böyle olmadığını düşünüyorum. Temiz bir bahçesi olmayan bir okuldan çevre bilinci olan çocuklar yetişmesini bekleyemeyiz. Üstelik çocuklara çöpleri toplama görevi verilse, eminim velilerin çoğu bunu eğitimin bir parçası olarak görmeyip “çocuğuma temizlik işi yaptırılıyor” diye şikayet edecektir.

 

Oğuz Veli Ortaokulu’nun bahçesinden bir köşe

Çevreye saygısızlığın daha pek çok örneği var, ben konuyu son bir fotoğrafla bitireyim.  Bölge yine aynı. Oğuz Veli Ortaokul’ndan Ship Inn’e giden yürüyüş yolu… Yolda sadece çöp yığınları yok, başka şeyler de var.

 

Köpek gezdirmeyi bilmeyen bir toplumun Avrupa Birliği’ne gireceğim diye niyet beyan etmesi, bu konuda ciddi ciddi toplumlararası görüşmelerde bulunması gerçekten gülünç.

Konuyu toparlarsak, doğasını korumayan, çevresini temiz tutmayan bir toplumun yaşadığı bir ülkede başta turizm olmak üzere hizmet sektörü fazla gelişemez. Turist kumar dışında bir nedenle ülkeye gelmez. Sonuçta da mafyalaşmaktan şikayet edilir hale gelinir.

Keza turist kirli denizlerde yüzmek, ormanları çöplerle dolu, dağları taş ocaklarıyla tahrip edilmiş doğada dolaşmaktan haz etmez. Sağlık turizmi için önemli olan değerli doktorlar adaya yerleşmekten imtina ederler, yaşlılara yönelik turizm canlandırılamaz. Bilişim sektörü çalışanları, üniversite hocaları, havası, suyu, denizi kirletilmiş bir ülkede çalışmak, yaşamak, çocuklarını okutmak istemez. Ülkeye eğitim düzeyi yüksek, refah getirecek insanlar gelmez, sadece aşırı miktarda düz işçi akını olur ve toplumda sosyal yapı bozulmaya devam eder.

Çevre Kıbrıs’ın en büyük zenginliğidir, kıymetini bilelim. Dost acı söyler diyerek de yazıyı bitirelim.

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu