Cenk UzunogluManşet

Suyun 99 derecedeki ruh halindeyiz!

Kötü yönetim ve adaletsizlik karşısında toplum her seferinde kaynama noktasına gelip biriken basınç bir şekilde boşa alındıkça aslında mağlup olmaz. Tam aksine bir sonraki mücadelede karşılaşacaklarına karşı aşılanmış ve daha da güçlenerek patlama noktasına daha da güçlü geliyor olur.

Bilinen o ki, sosyal patlamanın ya da daha yumuşak deyişle değişimin öncesine dayanan bir ömrü vardır.

 

Bu da çoğu zaman olan olduktan sonra anlaşılır.

 

Bunun sonucu bazen ilkbahar bazen de sonbahar olur.

 

Toplumsal patlama hangi sebeple ne zaman eyleme ve değişimin kendisine dönüşür bilinmez.

 

Toplumsal patlamaya dayalı değişimin bilinen bir diğer tarafı da bu bilinmezliğidir.

 

Bunun geliyor olduğunu görememek fiili durumun devamında çıkarı olan için risktir.

 

Statükonun yıkılıyor olduğunu onu eleştirenler bile hissetse de inkâr sürecinden çıkması çok zor olur.

 

Bu inkâr süreci ne kadar uzun sürerse demokrasi, özgürlükler, devlet kurumları, ekonomi ve daha da önemlisi toplumun mozaiği o kadar büyük zarar görür.

 

***

 

Toplumsal patlamaya dayalı değişimin geliyor olduğunu tahmin etmek için genelde siyaset ve ekonomi ile ilgili veriler referans alınır.

 

Siyasette yozlaşma, yolsuzluk ayyuka çıktıkça ve ekonomi kötüye gittikçe değişim bu sefer olacaktır diye tahmin edilir.

 

Sabırsızca hemen sonuç alınmasını bekleyenler için hayal kırıklıkları da bundan dolayı olur.

 

Değişim denen şey, seçimden seçime mecliste oluşan ‘’yeni’’ çoğunluğun oluşturduğu yasama gücü değildir.

 

Bunun için yalnızca siyasete bakmak gelen değişim rüzgârını görememeyi ve boşa çıkan değişim umudunun hayal kırıklığını da birlikte getirir. Bunun yerine örneğin toplumdaki bireysellikle ilgili sinyallerine bakmak lazım.

 

30 yaş altındaki nüfustaki işsizlik oranı nedir? Artış oranı göreceli olarak belirgin bir şekilde artmaya başladı mı?

 

Yoksulluk bölgelerinin, mahallelerin sayısı artıyor mu?

 

Kadınlar daha az çocuk doğurmaya başladı mı?

 

Kırsal alandan şehirlere göç artıyor mu?

 

İnsanlar ailelerini, dostlarını bırakıp bulundukları şehirden, hatta ülkeden diğer şehirlere göç etmeye başladı mı?

 

Daha küçük apartman dairelerine olan talep artıyor mu?

 

Küçük meblağlı elektrik ve su faturaları ödeme oranı düşüyor mu?

 

Boşanma oranında artış var mı?

 

Hatta kırsal alanda feodal toplumlarda hala daha olan aile içinden olmayan evliliklerde artış oluyor mu?

 

İnsanlar zamanlarının ne kadarlık bir bölümünü ev dışında kafelerde ve internete bağlanarak geçiriyor? Artış oranı artıyor mu?

 

Göreceli olarak düşük olsa da kitap satışlarında artış var mı? Hangi kitap türlerinin satışı daha fazla artış gösteriyor.

 

Daha önce kutlanmayan, örneğin cadılar bayramı gibi günlere rağbet arttı mı?

 

Bunların tümündeki artış bireyselliğin ve otoriteye başkaldırmanın artıp artmadığının göstergeleri olarak yorumlanıyor.

 

***

 

Sosyal patlamanın geliyor olduğunu önceden tespit etmekteki kritik nokta siyaset üstü tek başına anlamsız olan ham verileri belirlemek, gruplayabilmek ve yorumlayabilmektir. Birbirinden bağımsız gibi gözüken demografik verilerde toplumda değişim iştahı adına ortak bir payda oluşuyor mu diye gözlemlemek bu tür masum araştırmaları yapmakla mümkündür.

 

Dayanamayıp risk alıp daha fazlasını isteyecek ve bir noktadan sonra arkasına dönüp bakmadan otoriteye karşı çıkıp ezber bozacak bir halk topluluğu ortaya çıkıyor mu?

 

Kişiden ve aileden başlayarak böyle bir yönelime statükoda ve devlette gücü elinde tutanların karşı çıkacakları açıktır.

 

Değişim denen şey mevcut siyasi kurumlardan gelmezse bunun ‘’piknik ateşini’’ yakmayı bekleyenlerin harekete geçmesiyle er ya da geç gerçekleşir.

 

Gün gelir biri ya da masum bir olay piknik ateşini alevlendiriverir.

 

Bilinçli ya da bilinçsiz bu ‘’piknik ateşini’’ yakanlar da birilerinin ‘’düğmeye basmasıyla’’ bunu yaptığı ile anılır.

 

Bu iddiada olanlar çoğu zaman daha önce ‘’düğme’’ olmuş olanların ta kendisi olur. Bu da işin trajikomik tarafıdır.

 

Hâlbuki değişimin odağında halkın değişim ihtiyacı ve bunun için alacağı risk vardır.

 

Statüko aniden gelişen olaylar karşısında ‘’birileri düğmeye’’ bastı diye hayali adreslere gönderme yaparak bunu açıklamaya çalışır.

 

Bu iddiada gerçek payı olmakla beraber konu düğmeye başkalarının basmasıyla ilgili değildir.

 

Uzun süre gücü elinde bulundurmanın verdiği kibrin etkisiyle statükonun temsilcilerinin halk ile ilgili ‘’öngörüsüzlüğüyle’’ ilgilidir.

 

Değişimin, kaynayan su misali 99 derecedeki haliyle bir derece artışla yarattığı itici güç ve etki çok farklı olur.

 

Bunu anlamak için geçmiş seçimlerdeki sonuçların ortaya koyduğu ‘’demokrasinin matematiğine’’ değil bugünkü demografinin eğilimlerinin ortaya çıkaracağı matematiğe bakmak lazım.

 

Kötü yönetim ve adaletsizlik karşısında toplum her seferinde kaynama noktasına gelip biriken basınç bir şekilde boşa alındıkça aslında mağlup olmaz. Tam aksine bir sonraki mücadelede karşılaşacaklarına karşı aşılanmış ve daha da güçlenerek patlama noktasına daha da güçlü geliyor olur.

 

Ha bir de biriken toplumsal basıncı kutuplaşma ve savaş ile seferberlik havası yaratıp bertaraf etmeye yeltenenler olur ki o zaman er ya da geç bahar değil karakış olur. Bunun için içinden geçtiğimiz süreçte her şeyden önce toplumun uç kesimleri dahil tüm kesimleri ile diyalog kurabilecek, diğer bir deyişle siyasetin merkezinde sırıtmadan durabilen sağduyulu siyasetçi ve siyaset kritik öneme sahiptir. Bu açıdan bakarsanız şanslıyız! Önümüzde erken seçim var. Bu fırsatı yakalayamayanlar beklemek durumunda kalanlar napsın!

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu