Erçin SahmaranManşet

Bedel ödemeyi sahiplenmek

“Meseleleri mesele etmezseniz, ortada mesele kalmaz”.

Ya da “sorunları görmezden görürseniz, ortada sorun olmaz”.

KKTC, yapısal sorunlarla, uzun yıllardır boğuşuyor.

Yıllar geçiyor, zaman akıyor, yıllar öncesi konuşulan, yazılan, çizilen sıkıntılar aynı yerde büyümeye devam ediyor. Kamunun verimsiz büyümesi, inşaat sektörünün, lüks tüketim ve lüks araç kullanımının refah göstergesi olarak görülmesi, ekonomik kalkınmanın bunlara bağlanması, ne olduğu belli olmayan bir modeli yarattı. Daha önceleri, ekilen, biçilen, yemyeşilden, sapsarıya dönen araziler tarlalar, dağ, taş bugün betonlara esir oldu. Üretim geriledi, yavaşladı, çağın gerisinde can çekişiyor. Yapısal, teknolojik, hızlı, verimli olması gereken kamusal altyapı, gün ve gün geriye gidiyor, sadece engel olma, yavaşlatma mekanizması görevini yerine getiriyor.

Bu kadar küçük bir ülkenin, bu kadar geri kalması ve hâlâ her şey yolundaymış gibi yaşanması. Bunları normalleştirmek, gerçekten büyük başarı! Kimsenin suçu yok, kimse yapmadı, ya da kimse bu kadarını yapamazdı, biz yaptık.

Hatırlanacaktır, Yunanistan ve Güney Kıbrıs, ekonomik olarak, çok ciddi krizler yaşadı. Güney Kıbrıs, Kıbrıs Cumhuriyeti; “Devlet ve özel sektör çalışanlarının maaşlarından kademeli kesintiler, işadamlarının vergi paylarında artış, emeklilik maaşlarından kesintiler, yeni vergiler ve hükümet giderlerinin kısıtlanması gibi önlemler” uyguladılar.

O dönemlerde Kıbrıs Türk siyasetinin önemli bir kesimi, Rum tarafının yaşadığı krizi alay konusu yapmıştı. “Rumlar battı, KKTC dimdik ayakta” demişlerdi. Rumlar, bu krizleri atlatmayı bırakın, yeniden ayağa kalktılar, kötü durumu düzeltip, iyi bir noktaya geldiler.

Ancak, Kıbrıs Türk toplumunun, 1974 sonrası hazır bulduğu üretim malzemeleri, Türkiye’nin karşılıksız ve hesap sormaksızın aktardığı kaynaklar, sadece ayrıcalıklı kesimler yaratmak için kullanıldı. “Ambargolar var ve Rumlar dünyadan yardım alıyor” savunması sadece avuntu ve kolaya kaçmaktır. Hata, her türlü imkânı kullanırken, devleti geliştirmek ve toplumsal refahı artırmanın öncelikli olmamasıdır.Yapısal ve ekonomik reformlardan bahseden, bu cesareti gösteren var mı?  Üretime, yeni iş alanlarına, sürdürülebilir bir yapıya ulaşmak, kim veya kimlerin hedefi? Tüm bunlar için siyasi bedel ödemeye hazır kaç siyasi parti veya siyasetçi var? Yolsuzluk söylem ve iddiaları, siyaseten geride bıraktığımız döneme damgasını vurmuştu. Yapanın yanına kalmaya, yasa ve hukukun, devletin denetim kurumlarının çalıştırılmamasına, şeffaflık olmamasına, hesap sorulmaması ve hesap verilmemesine, devam ediliyor. Siyaset yozlaştı, sistemin içine girdi ve devleti esir aldı. Ve günün sonunda, toplumsal yaklaşım, bedel ödemeyi sahiplenecek mi?

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu