Cenk UzunogluManşet

Erken seçimi niye yapıyoruz unuttuk!

Siz bakmayın yeni seçilecek isimlere ve artıp azalacak olan parti vekil sayısına. Hükümet kurmak için rakamları toplayınca bir önceki dönemde bizi erken seçime götüren meclis aritmetiğine benzer sonuç çıkacak.

4×3’ün de 6×2’nin de aynı sonucu verdiği gibi. Farklı rakamlar aynı sonucu verirse şaşmamak lazım.

Sandığa giden seçmen seçim öncesi tabiri caizse “çarpım işleminin” solunda yer alıyor. Seçim sonrası çıkan sonucu sandığa gitmeyenler de dahil toplumun tümü denklemin sağında karşılıyor olacak.

Sandığa giden de gitmeyen de her seferinde yaptığı tercihler karşısında şaşıyor ama bir türlü şaşkınlığını sandık tekrar kurulduğunda fark yaratacak şekilde aşamıyor. Acaba diyorum seçmen aklından geçirdiğini hatta söylediğini komşusunun ya da bir başkasının yapmasını mı bekliyor? Yoksa nasıl oluyor ya da ne oluyorsa söylediklerini unutuyor mu?

Partiler de toplumun gündemindeki konulara yaklaşımları ve yaptıkları vaatler ile yardımcı olmuyor. Bunun da etkisi var. Tuhaf bir şekilde seçmen de farklı bir şey talep etmiyor. Parti gözetmeksizin söylenenleri ve söylenmeyenleri “ben buradayım” diye yüksek sesle sorgulamıyor. Vaatleri duyduğunda “doğru söylüyorsun ama hangileri öncelikli ve bu vaatleri hangi maddi ve beşerî kaynak ile ve ne zaman yapacaksın bunu da anlat” diye sorgulamıyor.

İşin daha da enteresan tarafı partiler de birbirlerini öncelik, kaynak ve zaman üzerinden sorgulamıyor. Belki bunun üzerinden polemik olsa parti tabanını kaybetmemek adına siyaset de doğru bir mecraya kaymış olacak. Ama yok nafile o da olmuyor.

Seçim gündemi ile ilgili adı konmamış bu toplumsal mutabakat! sonucunda, “eksik doğrular” kimin ne söylediğine değil de kimin söylediği ile yetinmeye meyilli olan partililerin önündeki perdeyi kaldırmamaları ve sessiz durmalarına yetiyor. Halbuki kendi partilerinden başlayarak bu sorgulamayı yapabilseler, parti üst yönetimlerinde yaratacağı çok farklı bir aciliyet duygusuyla belki de bunun tüm partilere sirayet etmesine sebep olacaklar.

Geçen hafta bu durumu sorguladığım bir yazıma cevaben en büyük iki partiden birinin büyükçe bir bölgesinin örgüt başkanı arkadaşım “çoğunluk kişisel beklenti içinde olunca gerçekleri konuşmanın fazla önemi kalmıyor” diye sahadaki siyasi gerçeği en güzel şekilde özetlemiş oldu sanırım.

Yetkiyi almak isteyen da veren de davranışlarında fark yaratacak şekilde rahatsız olmuyor gidişattan. Her seçim bir öncekine göre çok daha kötü şartlarda karşılanmasına rağmen toplum bir türlü silkinmiyor. Onun yerine tanıdığını tercih etmeyi yeterli görüyor.

Toplumun gündeminin en başındaki pahalılık konusuna çok daha detaylı ve kaynak konusunda da ciddi hazırlık yapmanın inandırıcı olmaya yol açacağını ve bunun da oy getireceğini nedense ne partiler ne de seçmen düşünmüyor.

Hadi vaatler içerisinde kaynak gösterebilmeye yönelik detaylı bir çalışmanın olmamasının eksikliğini geçtik diyelim. Sunduklarını olduğu gibi yeterli olduğunu kabul etsek bile inandırıcı olmak adına bir parti bile ilk bir ay ya da üç ay içerisinde yasama ve yürütmede nelere öncelik vereceğini ayrıştırıp bugüne kadar iletişiminin parçası yapmadı.

Bir plan ya da vaat adına ne derseniz deyin hem rakam hem de zaman mevhumunu içermezse genel kabul görmüş yönetim ilkelerine göre üzerinde durulmaz. Yok hükmünde sayılır. “Bir daha çalışta gel” diye geri bildirimde bulunulur.

Erken seçime niye gidildiğini sanırım unuttuk. Bu seçime içerik açısından hazırlık yapılmadan sürüklendiğimiz ortaya çıktı. Kimlerin seçileceğini ya da hangi partinin kaç vekil çıkaracağını bilemem ama beklediğimizden çok daha yakın bir zamanda sandık tekrar önümüze gelecek. Seçimlere de sınavlar gibi çalışmadan kaç defa girerseniz girin başarılı olmak mümkün değildir.

En keyifli yanı seçim yapmak olan demokrasinin bir bedeli var.

Sanırım bu realiteyi atlıyor yalnızca keyifli tarafıyla ilgileniyoruz.

Halbuki siyaset tanımadığın insanların hayatında karşılık beklemeden fark yaratmak için yapılırsa anlam kazanır.

Siyaseti ve siyasetçiyi değerli ve ayrıcalıklı kılan budur.

Siyaset çok çalışmayı ve üretken olmayı gerektirir. Çok çalışarak ve üretken olarak iddialı olunur.

Bu yaklaşım ve anlayışın ağırlıkta olmadığı ve neredeyse niye erken seçime gittiğimizin unutulduğu durumda bu seçimin en iyi ihtimalle daha az kaybedeni ile daha çok kaybedeni olur.

Kazananı olmaz.

Bir sonraki erken seçim hazırlıklarına tarihinin belirlenmesini beklemeden 24 Ocak günü başlanmasında fayda vardır. Tavsiyem bu sefer hazırlanacak olan seçim bildirgesinin kaynak, zaman ve önceliklendirme parametreleri dikkate alınarak yapılmasıdır.

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu