Erçin SahmaranManşet

Olay çok basit, doğru teşhis, doğru müdahale

Yine, yeni, yeniden, konumuz “protokol”.

Artık, siyasi başarı için tek kriter.

Dön dolaş aynı konulara, aynı zaman aralıkları ile geliyoruz.

Gerçekten yorulduk, yorgunuz.

Bu nasıl bir döngüdür, hep aynı konuları tartışmak, sorunu önce yaratıp, sonra çözümlerde bölünmek, sona doğru gidememek.

Haziran 2016, konu yine protokol tartışmaları ve şunları yazmışım;

“Türkiye yetkilileri bizim seçtiklerimizle, Kıbrıslı Türklerin genelini aynı zannettiği için her şeyin ilk söyleyeni oluyor. Aslında söyleyene değil, söyletene bakmak gerek. Yani gelen isim önemli değil, önemli olan makam, önemli olan, dönemi olanla, onun dönemine uyum sağlamak. Bizim ahalinin kırk yıldır becerdiği tek şey bu, gideni unuturken, gelene ve döneme ayak uydurmak ve bunu sonsuza kadar yaşatmak. İşte bu da KKTC de olup, başka yerlerde olmayan bir gerçek”.

Yine konu aynı, ekonomik protokol, bir başka yazım, Nisan 2019 tarihli ve bir kesit;    “Ekonomik protokol, karşılıklı taahhütlerle oluşan bir metindir.

Sizin yapacaklarınızla, yapılmasını bekledikleriniz var, karşı tarafın yapacakları ve bekledikleri var.

Yani sırf para gelsin anlayışıyla olaya bakmak, olayın bütününden kopmaktır.

Esasen bizim yapmamız gerekenlerle, protokole bağladığımız adımlar nelerdir?

Üretimi artırmak, tasarruf tedbirlerini almak, kayıt dışı ekonomiyi azaltmak, bitirmek, adil bir vergi sistemini hayata geçirmek, toplumsal genelliğe kazançla orantılı vergi ve yaşam kalitesini getirmek.

Yeni protokolde yer alması muhtemel beklentiler ve maddeler;

‘Limanlarda kamu özel iş birliği, okul öncesi eğitimde tam gün, üniversitelere stratejik plan, ek mesaiye harcamalarına kısıtlama ve vardiya sistem, turizmde yerli ürün dönemi, kayıt dışıyla mücadele’.

Bunların içine telekomünikasyon ve elektrik de girecek gibi hatta girdi diye düşünelim.

Bu konularda adım, hatta adımlar atılması gerektiğini, bu ülkede kabul etmeyen var mı?

Şu veya bu şekilde atılması gereken adımlar var, protokolü siyasi malzeme konusu yapmak yerine, daha çağdaş ve güncel adımlar, bu ülkenin dokusuna uygun olmak şartıyla atılmalı.

Üstelik başkalarının zorlamasına gerek duymadan, değişime direnmek yerine, avantaja dönüştürmek gerek, kendimiz ve ülkemizin kurumları için.    Ne yazık ki bu ülkede, hiçbir konuda üretim yok.

Boş konuşma, laf üretme, ‘başarısız olsunlar’ mantığı, bu ülkede hiçbir şeyi değiştirmez.

Bugünküler gider, başkaları gelir, altı ay sonra onlarda, bugünkülerin durumuna düşer.”

Şimdi “değişen ne var?” diye sormak gerekmez mi, ya da onca protokol imzalandı da ne oldu, kim kendi payına düşeni yerine getirdi veya getirmedi?

Birbirini denetleyen bir iş birliği neden yapılamıyor?

Kısacası ne her iki taraf bu işten ne anladı, ne anlıyor, sorumluluklar yerine getirilmiyorsa, karşılığı ne olacak?    Protokol imzalamak, siyasi bir başarı görüldüğü sürece, sonuç almak mümkün değil.

Mesele, konu, aslında çok basit ve sade, doğru teşhis, doğru müdahale ve hızlı sonuç.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu