Hasan KahveciogluManşet

“Savaş kayıpları” kör milliyetçiliğinize kurban mı edilecek?

Ersin Tatar’ın, koltuğa “oturtulduğu” gün, ilk icraatı neydi?

BM tarafından kurulan “Kayıp Şahıslar Komitesi” Kıbrıslı Türk Üyesi, Gülden Plümer Küçük’ü ve orada görevli Mine Balman’ı görevden almak… (Mine Balman daha sonra dava açtı, kazandı ve kendisine tazminat ödendi.)

O günlerde yazmıştım…

“Kıbrıslı Türkler’in varlığının tek kabul gördüğü, BM’nin tanıdığı bu “komite” bunca güzel işler yaparken, kayıp Türk ve Rumların yarısından fazlasını bulup ortaya çıkarmışken, Tatar’ın bu “icraat”ı bizi dünyaya rezil edecek, başımıza iş açacak” demiştim…

Ne yazıktır ki, gelişmeler tam da bu yönde ilerliyor…

Medyamız, muhalefetimiz, sivil toplumumuz 2020 Ekimi’nden bu yana, Tatar’ın “kayıplar” konusunu, tıpkı rahmetli babası gibi uyuttuğunu fark etmese de, BM bunun farkında…

Geçtiğimiz günlerde adaya gelen BM uzmanları, Tatar’ın bu topluma verdiği “zarar”ı nazik bir anlatımla dikkatimize getirdiler.

Ne yazıktır ki Tatar, bu göreve bir akrabasını tayin ettikten sonra, komitedeki işler, 2004 öncesine döndü…

Yani; Ersin Bey’in babası Rüstem Tatar’ın, 22 yıl boyunca Komite Üyesi olarak görevde bulunduğu ama “bir arpa boyu yol” katedilmediği döneme geri döndük…

Kıbrıs’ta çatışmalarda 2002 tane kayıp varken, bu “trajik” yaranın üstünün örtüldüğü, “Bizde kayıp yoktur” denildiği, araştırma yapılmasına izin verilmediği, dünyanın bizi ve Türkiye’yi suçladığı o döneme…

 

Anımsayalım…

 

1974’ten hemen sonra BM’nin girişimleriyle tam 7 yıl bu konu iki toplumun liderleri arasında görüşüldü ve bir arpa boyu yol alınamadı.

 

Nisan 1981’de iki toplum lideri, Kıbrıs’ta kayıp şahısları araştırmak, kazılar yapmak ve buluntuları ailelere teslim etmek üzere bir ortak komisyon kurulmasını kabul etti.

 

Bu noktaya gelmek hiç de kolay olmamıştı…

 

“Savaş galibi” Türk tarafı, “Rum kayıp” olduğunu kabul etmiyordu. “Hepsi 15 Temmuz darbesinde öldürüldü” demekteydi.

 

BM Genel Kurulu’nda, 75’ten 81’e kadar, Türkiye’yi suçlayan, bu konuda yardımcı olmasını talep eden tam 5 tane karar kabul edilmişti.

 

Türkiye; BM’nin bir üyesi olarak bu kararları daha fazla görmezden gelemedi ve “bazı adımlar atılması”na razı oldu.

 

Kıbrıs Türk tarafı ise bu konuda çok daha fazla “şirretlik” gösterisinde bulunuyordu…

 

Kazılar yapılması sonucunda “toplu mezarlar” ortaya çıkmasından korkuluyordu…

 

Çünkü savaşta “ne haltlar yediğimiz” ballandıra ballandıra anlatılıyor, kamuoyu da bunların çoğunu biliyordu…

 

BM ve Rum tarafı bu işin peşini bırakmadı…

 

Sonunda taraflar bir liste hazırladı. Buna göre; Kıbrıs’ta 1963-64 ve 1974’te çatışma dönemlerinde 2002 kişi kaybolmuştu. Bunların 492’si Türk, 1510’u da Rum’du…

 

BM temsilcisinin gözetiminde çalışan ve iki toplumun birer temsilcisinin görev yaptığı “Kayıp Şahıslar Komitesi” çok uzun yıllar havanda su dövdü…

 

Sürekli “krizler”” yaratıldı. Bazı bölgelerde kazı yapması “sakıncalı” görüldüğü için özgürce çalışamadı…

 

Bu komisyondaki Türk temsilci Ersin Bey’in babası merhum Rüstem Tatar 1984’ten, 28 Aralık 2005’e kadar tam 22 yıl boyunca bu komitede görev yaptı.

 

Türk tarafının “kayıp yoktur” şeklindeki politikalarını savundu.

 

  1. Ali Talat, 2005’te Cumhurbaşkanı olunca, bu görevden ayrıldı.

 

Sayın Talat’ın göreve gelmesi ile “Kayıp Şahılar Komitesi” hayat buldu, canlandı, iş yapmaya başladı…

 

O güne kadar yapılamayan kazılar ardı ardına yapılmaya, kayıp şahıslar toprak altından çıkarılmaya ve kimlikleri saptanarak ailelerine teslim edilmeye başladı…

 

2006’da bu komiteye atanan Türk Üye Gülden Plümer Küçük; tam üç Cumhurbaşkanı döneminde (Talat, Eroğlu, Akıncı) görev yaptı.

 

Bu komitenin çalışmaları dünyanın her yanında yankı buldu. Kurduğu laboratuvar birçok ülkeye örnek gösterildi.

 

Komite çalışmaları sonucunda; bugüne kadar 1510 Rum kayıptan 734 tanesi belirlendi. Hâlâ 776 Rum kayıp bulunuyor. Türklerin ise 492 kaybı vardı. 291’i bulundu. Hâlâ 201 Türk kayıp var.

Yani; komitenin daha yapacağı çok işler var…

Geçtiğimiz hafta adamıza gelen 3 kişilik BM “Çalışma Grubu” Ersin Tatar, kayıp şahıs yakınları, insan hakları savunucuları, akademisyen, hukukçu ve sivil toplum örgütleriyle görüşmeler yaptılar.

 

Bu heyet, bir rapor hazırlayacak ve gelecek Eylül ayında, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’ne sunacak.

 

Söyledikleri şu: Son yıllarda, arama çalışmaları yavaşladı. Önemli zorluklar hâlâ sürüyor.

Kayıplarla ilgili bilgiler, etkin bir şekilde değerlendirilmiyor.

Siyasi nedenlerle, belirlenen bir alanda araştırmanın yapılması mümkün olmuyor.

Olası toplu gömü alanlarına ilişkin gerekli bilgiler taraflar arasında paylaşılmıyor.

Askeri ya da polis arşivlerindeki bilgilere ulaşılamıyor.

BM Heyeti’nin, özellikle Türk askeri yetkililerine adanın kuzeyindeki alanlara ve arşivlere ulaşımda imkân tanıması için yaptığı çağrı dikkat çekiciydi.

İşin Türkçesi şu; Bay Ersin Tatar, hem Türkiye’ye, hem de kendi toplumuna kötülük ediyor.

Retçi, ayrılıkçı ve işbirliğini reddeden tutumu, soğuk savaş psikolojini yansıtıyor. “babasının intikamını almaktan” çok öte bir “derin”liği var bu anlamsız politikasının…

“Eşit egemen”  iddiasındaki Tatar, BM ile “çatışarak” ve insani bir konuyu kör milliyetçiliğine tutsak ederek bir yere varamaz.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu