Hasan HasturerKıbrısManşet

Anılarda yolculuk…Herkes samimi ve dürüst olacak….

Bir yanda toplumsal birlik beraberliğin şart olduğu söylenirken, aynı anda toplumsal birlik ve beraberliği tüm kurumlarıyla yıkmak için müthiş operasyonlar yapılıyor. Asker ve Ankara ile ilişkileri yaralayan muhalefet partileri ve öteki sivil toplum örgütleri değildir. Bu unsurlara karşı yalan jurnalciliği yapan, kirliliklerini en uç noktalara taşımak isteyenlerdir.

Her Cumartesi olduğu gibi bugün zaman tünelkinde anılarda yolcuk yapıyoruz. Durağımız 3 Ekim 2002. Yazı başlığımız, “Herkes samimi ve dürüst olacak….”… Birlikte okuyalım:

***

Kıbrıs Türkü, 1963 Aralık ayından bugüne hep kendine özgü koşullarda yaşıyor.

Batılı anlamda ne demokrasiye ne de gerçek anlamda sivil yaşama sahip olamadık. Dünya, Kıbrıs adasında Kıbrıs Türk toplumunun varlığını hep kabul ederken, 1974 sonrası oluşan yönetim yapımızı tanımasa da yok saymıyor. BM genel sekreterinin geçtiğimiz mayıs ayındaki Kıbrıs ziyaretinde Denktaş’la makamında görüşmesi bunun somut örneklerinden biridir.

*    *   *

Dünyaya açılan pencerelerimiz kapandıkça tek pencere olarak açık kalan Türkiye ile ilişkiler çok önem kazanmıştır. KKTC-Türkiye ilişkileri her zaman önemlidir ve özeldir. Ve kişilere bağımlı olmadan iyi olmalıdır.

Kuzey Kıbrıs’ta kendi ayakları üzerinde duran bir ekonomi yaratılmadığı için zaman içinde kelimenin tam anlamıyla Türkiye’ye avuç açar bir görüntü yaratılmıştır. Böylesi bir durumda Türkiye’nin istekleri “Parayı veren düdüğü çalar” olarak nitelemeyi kolaylaştırmıştır.

1950’lerin sonlarından başlayarak TMT sivil yaşamda da etkili olmuş o etkinlik kıyafet değiştirerek bugünlere kadar gelmiştir.

Kıbrıs’ta 1974’ten beri ateşkes durumu devam ediyor. Zorunlu askerle iç içe bir yaşam vardır.  İşte bu durumda çok akıllı ve kimseyi incitmeyecek şekilde davranılmalıdır.

Bu başarılmazsa KKTC’nin bütün makamları, Ankara, elçilik, buradaki temsilcilerinden hareketle Türk Silahlı Kuvvetleri yıpranır.

Yıpranma arttıkça alınganlık daha kolay olur. Herkesin kendi işini yapma koşuluyla karşılıklı saygı ve sevginin eksiksiz olması gerekirken en küçük bir söz, bir bakış, bir duruş incinme nedeni olur.

*   *   *

Kuzey Kıbrıs’ta kimse bir Allah’ın kulu durduk yerde Denktaş’la, Ankara’yla, elçilikle, askerle dalaşmak istemez. Neden istesin ki?

“Yurtta barış, cihanda barış” ilkesiyle ülke savunmasıyla ilgili görevini yapan askerle kimin ne sorunu olabilir? Olamaz, olmamalıdır.

*    *    *

Peki sorun nerede, nasıl başlıyor?

Sorunun başlangıç noktası Kıbrıs Türk toplumunu değişik isimlerle 1950’li yıllardan beri kötü yöneten ve başarısız olan insanların ve yakın çıkar çevrelerinin düzenlerini korumak için askeri ve Ankara’yı yanlış ve tahrik edici bilgilerle devreye sokma istemidir.

Dün İngiliz kendi çıkarları için adada “Böl- yönet” politikasını uyguladı, şimdi “bizim İngilizler” toplumun birlik ve beraberliğini dinamitleyerek ayakta durmaya çalışmaktadır.

Kıbrıs Türk toplumunu temsil eden siyasi parti ve hükümet dışı örgütlerin ve demokrat insanların kişilikli duruşları, kumandaya kapalı olmaları yanlış, yalan eklemelerle bazı merkezlere taşınmaktadır. Taşınmakla kalınsa neyse, Kıbrıs Türk toplumunun tüm kesimlerine eşit mesafede durması gereken unsurların toplumla barışık olmasına çomak sokulmaktadır.

Bir yanda toplumsal birlik beraberliğin şart olduğu söylenirken, aynı anda toplumsal birlik ve beraberliği tüm kurumlarıyla yıkmak için müthiş operasyonlar yapılıyor.

Asker ve Ankara ile ilişkileri yaralayan muhalefet partileri ve öteki sivil toplum örgütleri değildir. Bu unsurlara karşı yalan jurnalciliği yapan, kirliliklerini en uç noktalara taşımak isteyenlerdir.

*     *    *

Karaağaç köylülerinin atışlar nedeniyle Lefkoşa bağlantılarının aksamasından şikayeti vardır. Bir yetkili, adam gibi bunu askeri makamlara taşısa çözüm bulunacağına adım gibi inanıyorum. Resmi makam sahibi en yetkili isimler bile bu şikayetler karşısında, “Askere nasıl meram anlatırız” derse, hangi kurum yıpranır?

Kuzey Kıbrıs Türk Hava Kurumu’nda yaşananlar ise tek kelime ile REZALET. Kuzey Kıbrıs’ta hukuk düzeni varsa, aylardır sürüncemeye bırakılan bu sorun 24 saatte çözülür. Süleyman Kemik’in daha aday olduğu an telefonla kimin devreye sokulduğu, getir götürlerle Süleyman Kemik’e telefonla en yetkili hangi ismin ana avrat küfrettiğini Lefkoşa’da sokakta dolaşan herkes biliyor artık. Hele soruna demokratik yaklaşımla çözüm bulmak varken, yasal düzenlemeyle Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’nı devreye sokmaya çalışmak kaş yapayım derken göz çıkarmaktır.

Hava Kurumu’ndan yıllarca ciddi boyutta çıkar elde edildiği, çıkarı bozulanların tüm etkili unsurları devreye sokup etkinlik kazanmaya çalıştıkları konuşuluyor.

Kemik ve arkadaşlarına karşı greve çıkanlara Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı’nın maaş verdiğini duyduğum zaman inanamadım.

*     *    *

Yıpranmadan kimsenin yararı olmaz. İnsanlar gelir geçer, kurumlar kalır. Ancak kurumları yücelten de cüceleştiren de orada görev yapanlardır. Yıpranmanın önünü almak istersek herkes kendi işini yapacak, her türlü sorun demokratik yöntemlerle, insan hakları ve hukukun üstünlüğü çerçevesinde çözümlenecek. Ve en önemlisi herkes samimi ve dürüst olacak….” ( 3 Ekim 2002- KIBRIS)

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu