Hasan HasturerKıbrısManşetYaşam

“Önce para değil, önce insanlık ve sevgi…”

Erbil Arkın… Kıbrıslı Türk… Larnaka’nın Aynanna köyünde başlayan yaşam yolculuğunun, ciddi bir bölümü İngiltere’de Londra’da geçmiş.

Adına, ister yokluk, isterse zorluk deyiniz, ikisi de hayatında uzun zaman var olmuş.

Kaderci değil ama, şansa da inanıyor.

İnişli çıkışlı bir yolculuktan sonra, geri döndüğü Kıbrıs’ta başarıları takdir edilen bir iş insanı.

“Rabbena, hep bana”, demiyor.

Çalışanlarını, gerçek aile bireyleri olarak gördüğü için, zor günlerde de yalnız bırakmıyor. Çalışanlar da bunu yaşayarak gördükleri için, Arkın Grubu, aile işletmesi olarak kabul ediyorlar.

***

Erbil Arkın’la çok farklı bir ortamda, Bellapais Kabristanlık Parkında sohbet ettik.

Bir mezarlık nasıl parkla bütünleştirilebilir?

“ Erbil Arkın’ın her bakımdan cömert katkılarıyla, Kuzey Kıbrıs’ta yaratılmış anlamı, çok kapsamlı bir eser” tanımlamasını fazlasıyla hak ediyor.

İşte sohbetimizin önemli bölümleri…

***

Hastürer: Bu proje nasıl başladı?

Arkın: Öncelikle şunu söylememe izin verin. Uzun yıllardır Bellapais’te yaşıyorum. Doğduğum köyüm, benim için önemli mi? Önemli.

Yıllarca yaşadığım ve hayatımın yol haritasında ciddi yer olan Londra’yı yok sayamam. Ancak dünyanın en güzel köşelerinden biri olan Bellapais, benim öz vatanımdır. Bana nereli olduğum sorulduğu zaman Bellapais’i söylerim. Burada yaşayan herkes de benzer duygularla Bellapais’i sahiplenmelidir.

Gelelim sorunuza.

Yaklaşık yedi yıl önce bir sabah yürüyüşünde burayı gördüm. Konumu, manzarası harika bir yer ama, otlarla kaplı bakımsız bir yer. Azıcık yürüyünce tahrip edilmiş Rum mezarlarını fark ettim. Şapel de yıkık haldeydi. Çatısı yoktu. İçinde keçiler vardı.

İnsani duygularla çok üzüldüm.

Girne Belediye Başkanı Nidai Güngördü ile görüştüm, buranın restore edilmesinde tüm sorumluluğu üstlenmeye hazır olduğumu bildirdim.

İlgim ve heyecanım, karşılıksız kalmayınca, bizim mimar, mühendislerimizle, Girne Belediyesinin mimar mühendisleri birlikte çalışarak projeyi somutlaştırdı. İki yıl dolayında bir zamanda da tamamlandı.

Hastürer: Burada Ortodoks Rumların mezarları vardı. Şimdi çok daha geniş bir kesimi kucaklıyor. Uluslararası bir mezarlık diyebilir miyiz?

Arkın: Burası Bellapais Kabristanlık Parkı’dır. Sadece kabristanlık, mezarlık olarak anılmamalı. 5 bin metrekarelik oldukça geniş bir alan. Ortodoks Rumların mezarlığının sınırları 1974 öncesinden belli. Mezarları tamir ettik. Şapeli, belki de 1974 öncesinden daha iyi hale getirdik.

1974 sonrası bu alan Bellapais’in köy mezarlığı olarak ayrılmış. Ancak hayata geçirilmemiş, bir tek kişi bile gömülmemiş. Çevrede, lüks konutu olanlar da mezarlık olmasına sıcak bakmamış.

Şimdi, kabristanlıktan öte, belki de Kuzey Kıbrıs’ın en güzel parkı ortaya çıktı.

300 dolayında mezar kapasitesi var.

Bellapais Kabristanlığında Müslümanlar, Ortodokslar, Uluslarası farklı etnik topluluklar ve kimsesizler için bölümler var.

Yaşarken farklılıklar ne olursa olsun, öldükten sonra insanlar burada, kendi bölümlerinde ama insani kardeşlikle,  huzur içinde uyuyacak.

 

Hastürer: Pek çok projeye hayat verdiniz. Kabristanlık, doğrudan ölümü çağrıştırır. Buranın var olmasında katkınızı görmezlikten gelen yok. Hangi ruh haliyle buranın var olmasını hedefleyip, katkı koydunuz?

Arkın: Yaşayan her insan, Aşık Veysel’in dediği gibi, iki kapılı bir handa, gece, gündüz gider. Hayatın başlangıcı doğumsa, ölüm de kaçınılmaz son duraktır. Bunu bilmek ve kabul etmek zorundayız.

Yaşarken, evlerimizden başlayarak, tüm değerlerimizin güzel olmasına özen gösteriyoruz.

Ölüm bir sonsuz uykudur. Ölümü korkunç olmaktan kurtarmak, belki de hayatı daha anlamlı yapar.

Kabristanlıklar, insana hüzün ve ürperti veren yerler olarak görülmemeli.

Bellapais Kabristanlık Parkı, özetlemeye çalıştığım bu düşüncelerin, somutlaşmış hali olarak görülebilir.

Hastürer: Birazcık da farklı konulara dokunmak istiyorum. Siyasi amaçla sormuyorum. Güneyde en başta kilise bu projeye nasıl baktı?

Arkın: Soğuk bakmadılar. Ancak aktif bir sıcak ilgiyi de göstermediler. Güneyde hala Ballapais muhtarı var. Onunla da görüştüm. Memnun olduğunu söyledi. O kadar. Çalışmalar devam ederken Cyprus Mail gazetesi muhabir gönderdi. Röportaj yapıp iki sayfalık yayın yaptılar.


Hastürer: Siyaset konuşmayı sevmediğinizi bile bile soracağım. Kıbrıs sorununda Rumların en büyük yanlışı nedir?

Arkın: Yanıtım gayet açıktır. Kıbrıs Adasını Yunan adası kabul edip, ona göre hareket etmeleri yanlış. Bu ada farklı medeniyetlerin izlerini taşıyor. Herkes, kendi kimlik değerlerine sahip olmayanlara da saygılı olacak. Bu ada Yunan adası olmadığı gibi Türk adası da değildir. Bunu görüp, söylediğimde Kıbrıslı Türk olarak, sahip olduğum değerlere saygısızlık yapmam.

Hastürer: Zaman tünelindeki yolculuğunuzu düşündüğünüzde en çok ne zaman mutlu olduğunuz?

Arkın: Bir oğlum olmasını çok isterdim. Oğlum Sinan, doğduğunda dünyalar benim olmuştu. Şimdi benzer mutluğu torunlarımla yaşıyorum. Hatta torunlar daha keyifli. Sorumlulukları anne – babasında. Bizim işimiz sevmek. Torun sevgisini evlat sevgisiyle kıyaslamak istemem ama çok farklı, çok güzel.

Hastürer: En değerli sizce ne?

Arkın: Bir iş insanıyım. İşletmelerin gelişerek devamı için, gelirinizin giderlerinizden fazla olması gerekir. Bu nedenle, alın teriyle kazanmayı isterim. Kaybederek, iş yerlerimin, en önemlisi çalışanlarımın ekmek kapısının zora girmesini istemem.

Hayatım boyunca şunu hep aklımın en önünde tuttum: Önce para değil, önce insanlık ve sevgi…

Kefenin cebi yok. Kimse, öteki dünyaya giderken, götürmüyor.

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu