Hasan HasturerManşet

UBP, sağlığına kavuşmadığı sürece…

1970’li yılların başlarından itibaren Kıbrıslı Türk toplumunda siyasi nitelikli yaşananları, oldukça iyi bilenler arasında olduğuma inanırım.

1963 – 1974 arasına ikiye bölmek gerekir.

1963 – 1967.

1968 – 1974.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin anayasal kimliğinin sonlanmasına neden Rum saldırıları 21 Aralık 1963’te başladı, diye “1963 olayları” diye tanımlarız.

Halbuki 21 Aralık 1963’te başlayan Rum saldırılarının etkin sonuçları 1964 yılında şekillendi.

15 Kasım 1967’de de Rumlar Geçitkale ve Boğaziçi’ne saldırdı.

Geçitkale – Boğaziçi saldırıları sonra, Türkiye’nin tavrıyla şeklen de olsa Yunan askerleri adadan geri çekildi. Türk Bölgeleri etrafındaki Rum kuşatması da yumuşatıldı. Kıbrıslı Türkler, ada içinde daha rahat hareket etmeye başladı.

Yumuşama yılı 1968 olarak kabul edilir.

Bayraktarlık, 1968’de Kıbrıs Türk toplumu içinde bir miktar sivilleşmeye de izin verdi.

Örneğin Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası 1968’de kuruldu.

KTÖS kuruluşundan kısa süre sonrasında yakaladığı etkin güç nedeniyle siyasi parti benzeri bir ağırlık sahibiydi.

Kıbrıslı Türkler, çok zor koşullarda bile, miş gibi demokrasi ve insan haklarını ileriye taşıma gayreti içinde oldu.

Kimse aksini iddia etmesin..

Dr. Fazıl Küçük de, Rauf Denktaş da, TMT’den öte Kıbrıs Türkünü yöneten, Türkiye’den gönderilen komutanları, askeri, mücahit kışla sınırlarına itemedi.

1973 yılında yapılması gerekirken yapılamayan Cumhurbaşkanı Muavinliği seçimleri, TMT’yi yöneten Bayraktar’ın bitirici etkili müdahalesiyle yapılamadı.

1974 sonrası da, olduğu kadar demokrasi, sözde “armağan” olarak verildi.

Seçimler uzun yıllar, demokratik seçim kurallarına uygun yapılmadı.

Kimse de doğru dürüst sesini çıkaramadı.

***

Kıbrıslı Türk Toplumunda, demokrasi aktif mücadele ile ileri taşınmadı.

Kuzey Kıbrıs’ın vitrinde oluşu ve dünyanın özellikle seçimlerde bizleri gözetlemesiyle, demokrasimiz bir miktar mesafe aldı.

Alınan mesafe için ciddi bedel ödenmedi.

Otokontrol, siyaset dünyamızda, hep var oldu.

***

TKP, CTP’den önce hükümet ortaklığına kabul edildi. Ya da TKP’nin koalisyona girmesi için izin daha erken çıktı.

Mustafa Akıncı, Lefkoşa Polis Müdürlüğü binası açılışında dönemin Güvenlik Kuvvetleri Komutanıyla, sözlü çatışmaya girmeseydi, Rauf Denktaş’ın bile kabul ettiği halefiydi.

CTP’nin hükümete girmesi 1993 sonunda yapılan seçimlerin ardından kurulan DP – CTP koalisyonuyla oldu.

CTP, sağa kaymadı ancak uyumlu siyaseti becerdi.

Gün geldi, CTP, Cumhurbaşkanlığı, Meclis Başkanlığı, Başbakanlık görevlerine oturdu.

AKP, 2002’de Türkiye’de seçim zaferlerine başlarken, Kuzey Kıbrıs’ta Rauf Denktaş’ı, Derviş Eroğlu’nu ve UBP’yi tercih etmedi.

Konjonktür, CTP ve barış, çözüm yanlısı Kıbrıslı Türklerin, AKP ve Recep Tayyip Erdoğan’la kader birliğini kolaylaştırdı.

Bu kader birliği “balayı” gibiydi.

Çok uzun sürmedi.

AKP ve Erdoğan, farklı bir siyasi çizgiye kaydı.

Kuzey Kıbrıs’ta da en sonunda, istenilen, tercih edilen UBP ile kader birliği ete kemiğe büründü.

***

Ankara ile verimli, itibarlı iletişime, kimse karşı olamaz.

Ancak görünen o ki UBP, Ankara ile iletişimi beceremedi.

Neden beceremedi?

Nedeni gayet açık. Oturmuş bir parti liderliği Eroğlu’ndan sonra olmadı.

UBP, siyasi anlamda hasta bir partidir.

UBP, sağlığına kavuşmadığı sürece, Kuzey Kıbrıs siyasetinde istikrar ASLA olmayacak.

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu