Hasan HasturerManşet

Korumalar, koruma görevini yapar…

Esas yapılması gereken, korumaların, özellikle yakın korumaların, görevlerinin detaylı bir şekilde belirlenmesidir. Korumalar, nerede görev yaparsa yapsın, koruma görevi yapacak. Özel işlerde kullanılmayacak. Kritik anlarda görevlerini aksatmaya neden olacak, çanta, ceket ve benzerlerini taşımayacak.

Yazının ana konusuyla ilgili değil.

Ancak yazmazsam, yazının devamını getirmeden tekleyeceğimi fark ettim.

Yıllar evvel İsveç’in başkenti Stocholm’da temsilcimiz Erdal Andız’ın kızıydı.

İsmini bilirdim.

Unuttum.

Dün akşam yazımı yazmak için oturdum. Bir türlü aklıma gelmedi. Erdal Andız’ı arayıp, sorayım, dedim.

Erdal Andız, merkezde, hatta merkezin biraz sağında yurtsever, demokrat bir  Kıbrıslı Türktür. Gizlisi saklısı hiçbir zaman olmadı.

Pek çok tarihi gelişmeye, tanıklık da etti.

Aradım.

Kızının adını unuttuğumu söyledi.

“Damla Güçlü” dedi.

Tabii neden sorduğumu da sormadan edemedi.

Yazının devamındaki konu olduğunu söyledim.

Andız, “ Aman dikkat eti, çocuğun başını derde sokma” uyarısını yaptı.

Anında, Andız’a tepki koymadım. Ancak, geldiğimiz nokta bakımından üzüldüm.

Eğer Erdal Andız, kızının başını asla derde sokmayacak sıradan bir konuda , aklının bir kenarından bile endişe geçiriyorsa, geldiğimiz nokta ve sonrası hiç de iyi değil.

***

Geleyim esas mevzuya.

2012 Kasım’ın başlarında İsveç’in başkenti Stockholm’da bulunmuştum.

Erdal Andız’ın kızı Damla Güçlü, o dönemde KKTC’nin Stockholm temsilcisiydi.

Babası gibi hoş sohbetti.

Onurlu duruşu, Kıbrıslı kültürünün güzel harmanlamasıyla daha da güzeldi.

Stockholm’la ilgili izlenimlerini çok güzel anlatıyordu.

Anlattıklarının tümü bu yazımın bugünkü bütünlüğünün dışında kalır. Bir gün Damla Güçlü’nün İsveçin sosyal yaşamıyla ilgili görüşlerini arşivimden bulup aktaracağım. Çünkü sosyal devletin en güzel örnekleri İsveç’te vardır.

Ancak anlattıklarından biri var ki, tam da bugünlerde aktarılmaya uygun.

İşte Damla Güçlü’nün anlattığı:

“ Bir gün markete gittim. Alış verişimi yaptım. Kasada, aldıklarım hesaplanıyor, ödememi yapacağım. Yandaki kasadaki adamı, sanki de tanıyordum. Biraz daha dikkatle bakınca İsveç Başbakanı olduğunu anladım.

Aldıklarını, taşıma arabasından kasaya veriyor, sonra da poşetlere yerleştiriyordu. Takip ettim. Sonunda ödemesini de yaptı.

Etrafa bakınca korumalarının birlikte olduğunu gördüm. Ancak korumaların Başbakanın yaptığı alış – verişle, taşıma dahil hiç alakası yoktu. Onlar korumaydı ve koruma görevini yapıyordu.”

Aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen, Damla Güçlü’nün bu aktarımını dün gibi anımsarım.

***

Gelelim bize.

Görevi koruma olan, polislere her türlü özel iş yaptırılabiliyor.

Korumalara, gurularını inciten pek işin yaptırıldığını bilmeyen yok.

Konuyu Meclis Başkanı Zorlu Töre’nin özel koruma istemesine uzun uzun getirmek istemiyorum. Muhalefetin Meclis’te söyledikleri bir yana, toplum, benimsemedi, “Hakkıdır” da demedi.

Toplumsal irade nitelikli eğilimlere değer verme söz konusu olsa Zorlu Töre talebinden vazgeçer. Ya da Polis Genel Müdürlüğü ya da bağlı olduğu kurumsal yapı olan Güvenlik Kuvvetleri komutanlığı uygun bir dille, talebi reddeder. Ya da bozar…

***

Esas yapılması gereken, korumaların, özellikle yakın korumaların, görevlerinin detaylı bir şekilde belirlenmesidir.

Korumalar, nerede görev yaparsa yapsın, koruma görevi yapacak.

Özel işlerde kullanılmayacak.

Kritik anlarda görevlerini aksatmaya neden olacak, çanta, ceket ve benzerlerini taşımayacak.

Acı ama gerçek, pek çok yakın korumanın ayak işlerinde kullanıldığının geçmişten de gelen örnekleri vardır.

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu