Hasan KahveciogluManşet

Ülkemin ormanları cayır cayır yanarken…

Girne ve İskele’de geçen Salı günü başlayan yangın, dört günden beridir bir türlü söndürülemiyordu…

Bakanların çoğu, cayır cayır yanan ormanın dekoru önünde, canlı yayında tv’lere nasıl fedakârca ve “koordineli” biçimde çalıştıklarını anlatıyorlardı…

Biri, Ercan Havaalanı’nı arıyor, oradaki yangın araçlarını talep ediyor, öteki meteorolojiden “rüzgâr”ın yönünü soruyor, bir başkası gökyüzüne bakıp “dua” ediyor…

Hepsi de yangın yerine beyaz (ak) gömlek giyerek gitmişlerdi…

Fuat Oktay Bey’in helikopteri yere indiğinde “beyaz gömlekli” bakanlar, kırlangıçlar gibi dizildiler…

Geniş bir alan kordon altına alındı…

Su tankerleri, yangına koşan insanlar durduruldu, bölgeye sokulmadı…

Fuat Bey’e yangın önünde “hoşgeldiniz” protokolü uygulandı…

Yangın, “protokol” kurallarını dinlemeden yürüdü, gitti…

Ersin Tatar Bey helikopterle yangına gelirken, bir partilisinin “düğün”üne gider gibiydi… Gülücükler saçıyordu…

BRT’deki canlı yayında ise yangın yerinden yükselen kahkahaları ekrana yansıyordu…

Rum tarafının yardım teklifini saatler sonra ve her taraf yanıp kül olunca, kabul etmek zorunda kalmış, teşekkür yerine “aman ha sakın istismar etmeyin” diyerek “milliyetçiliğini” korumaya almıştı.

Rum tarafı ise “Yalnız devletten devlete işbirliği olur” diyen Tatar’ı ciddiye almadan, hem uçak hem helikopter göndermişti…

“Fon”da yangın devam ediyor, bakan yapılmış “Er”ler, etrafa emirler yağdırıyordu…

Kıdemli seçimsiz tayinli bir “Er” olay yerine helikopterle inerken,  bir başka “Er” gökyüzünde “bulut” arıyor, yıldızların hareketlerini gözetliyordu…

Hatta “yıldızlar”ın yangını seyre dalmasından, bir şey yapamamasından şikâyetçi olmuş, çaresizliğini ilan etmişti…

Bunu sosyal medyada da paylaşmıştı…

Dönüp, arkadaşlarına “Allahtan umut kesilmez. Belki bir mucize olur,” dedi o akşam…

Bir başka “Er”in vekil kızı da oradaydı…

İç geçirircesine “Ne olur Allahım, buraya yağdır” diyordu…

Bulutlar; yangın yerine doğru bir gelse, oraya boşalsa diye dualar ediyordu…

Görünüşe göre, dünyadan “egemen eşitlik” talep eden “devlet”in işi Allah’a kalmıştı…

Aradan yarım saat geçmişti ki, gök gürledi, şimşekler çaktı ve müthiş bir yağmur başladı…

“Er” durumu şöyle izah etti:

“İnsan gücü ve teknoloji ile yenemediğimiz bu afeti Cenab-ı Allah birkaç dakikada söndürüyor…”

Yağmur, hem yangını söndürmüş, hem de tüm araziyi iyice soğutmuştu…

Günlerden beridir, 6 uçak, 5 helikopterle söndürülemeyen yangın, 20 kilometre kare araziyi çöle döndürdükten sonra, tam iki dakika içinde sönmüştü.

Yani, yangın söndürülmedi, söndü… Her ne kadar da Bay Tatar, “devlet buradadır” diye onu arayanlara yanıt yetiştirmeye çalışsa da, yağmur, “devlet”i de ıslatmış, bir kenara atmıştı…

Her şey birkaç dakika içinde oluvermişti…

Beyaz gömlekli işgüzar “Er” bakanlardan biri oracıkta bir itirafta bulundu…

“Bize de Allahın büyüklüğüne bir kez daha inanıp, şükretmek ve yağan yağmurun altında zevkle ıslanmak düşüyor” dedi.

Bir anda “işlevsiz” kalan Bay bakan, elbette bu ormanların oluşmasında, zerre kadar katkısı olmayan, belki de yangın yöresine yaşamında ilk kez gelmiş biriydi…

Bu “ganimet” ormanların yeşerdiği toprakları “yurt” bellemesi, o müthiş alevlerin ciğerlerini yakması elbette beklenemezdi…

İçinde bulunduğu “hükümet”in diğer üyeleri gibi o da havaya bakıp “dua” etmekten başka bir iş yapmadı…

Tabii ki yangın bölgesine yağmur yağmasının bilimsel anlamda, “meteorolojik” izahı yapılabilir…

Ancak, bilime, ilime ihtiyacımız var mı?

Bu yaşadıklarımızı “İslam sentezine” bağlayarak, hükümetin acizliğini gizleme taktiği, AKP’nin oluşturduğu bu “Kayyum Cenneti”nde artık siyasetimize girmiştir.

Bundan böyle;

“Allah’a şükürler olsun”…

“Şükürler olsun Rabbim…”

“Elhamdülillah… Allah u Ekber…”

“Rahman Rahim olan Allahtır…”

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu