Hasan HasturerManşet

Hoşgörüye, çok sesliliğe sonsuz kredi verelim…

Kendimi bildim bileli toplumsal yapımızda en çok kullanılan iki sözcük, “YAŞASIN” ya da “KAHROLSUN”…

Benden olan yaşasın, benden olmayan kahrolsun.

Bu hep böyle oldu.

1958’lerde sağını solunu siyasal anlamda yeterince kavrayamayan biriydim.

Birileri anlatırdı yaşlı bir taksicinin öyküsünü… Bir gece birileri kahvehaneden çağırdı… Müşteri sanıp gitti. Halbuki çağıran Azrailiydi. Issız bir köşede canını o vermiş gibi aldı… Yani yaşlı bir taksici için “KAHROLSUN” denmiş ve  yok edilmişti.

1963’leri, 1974’leri yaşadım herkes gibi…

O zamanlar iki binle başlayan yılların çok uzak ve erişilmez olduğunu sanırdım.

… Ve en önemlisi iki binli yıllara ulaşınca toplumsal değer yargılarımızda çağdaş yönde önemli değişimlerin olacağını inanırdım.

2000’li yılları karşılarken dünya inanılmaz bir heyecan yaşadı. Yeni binyılın, yeni yüzyılın ilk sabahında uyandık, hayret bizim küçük dünyamızda değişen bir şey yoktu.

Hâlâ ya “YAŞASIN” ya da “KAHROLSUN” en çok kullanılan iki kelime. Özellikle siyasi erki elinde tutanlar için.

*     *     *

Toplumsal konulara ilgim çocukluk yıllarımdan başlamıştı.

  1. Kaymaklı’da orta kuyunun bulunduğu meydanda Abohorlu beyaz saçlı Berber Hüseyin Dayı vardı.

Bizim kiracımızdı. Orada birkaç kişinin “memleket meselesi” konuştuğunu duyduğum zaman yaklaşır önce dinler, fırsatını bulduğumda ben de bir şeyler söylemeye çalışırdım.

Bizim hartuç dediğimiz kese kağıtları gazetelerden yapılırdı. Evde, yolda, sokakta hartuç bulduğumda yavaş yavaş yırtar ve okurdum.

Gerek sohbetlerde, gerekse gazetelerde haber yanında düşünce arar, farklı düşünceye hoşgörü ile yaklaşanlara özel sempati duyardım.

*     *     *

Bu kültürle yetiştim, koşullar ve her türlü provokatif saldırı bu yaklaşımımı hiç geriletmedi.

Bir düşünceye sahip olmak farklı düşüncelere kulakları kapama gibi bir sonucun başlangıcı olmamalı.

Bir düşüncenin en önemli esin kaynağı o düşünceye göre farklı olan düşüncedir.

Bu doğrudan yola çıkarsak farklısı olmayan bir düşüncenin gelişmesi çok zor adeta olanaksızdır. Hatta bir düşüncenin evriminde, o düşüncenin uygulanmasında ortaya çıkan ara sonuçlar önemli bir etkendir.

Bunu her fırsatta hem de en yetkili kişilerle paylaşırım. Anlatmaya çalışırım. Çünkü toplumda bir hoşgörü gelişimi istiyorsak bunun öncelikle yukarılarda kabul görmesi gerekir.

*      *      *

Bizde en uzun ömürlü  siyasi iktidar yaklaşık yarım asırdır aynı siyasi kökenlidir.

Tek seslilikten milimetrik taviz verilmeyen günler yaşadık. Farklı düşünenler yargısız infazlarla yaşamlarını yitirdi.

1974 sonrası geçmişle kıyaslandığı zaman daha demokratik bir sayfa açıldı. O sayfanın açılmasına onay verenler, o günden bugüne çok sesliliği özümsemede sorun yaşıyor. O anlayışın yeni isimleri bu bağlamada eski alışkanlıkların devamı gibidir.

Bir tarafın hırçınlığı, bir diğer tarafı da hırçınlaştırıyor.

***

Gerçek anlamda, karşılıklı adam yerine konularak diyalog olmaması gerginlik yaratıyor.

Aklı başında kimsenin onaylayamayacağı kötü görünümler tuvalde yer aldıkça demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğüne saygılı insanların rahatsızlığı artıyor.

Bu durum böyle devam edemez. Etmemelidir.

Kıbrıs Türk’ü eninde sonunda çağdaş dünya ile bütünleşecek. O günün koşullarında ekonomik verilerden daha önemli olan hoşgörü ortalamamızın düzeyi olacaktır.

Hoşgörüye, çok sesliliğe sonsuz kredi verelim. Bunun hiç zararı olmadığını göreceğiz.

Kıbrıs sorunu dahil pek çok önemli konularda ortak görüş üretme gibi bir gereksinim duymuyorum. Esas gereksinim hoşgörü ve çoksesliliğe saygıdır. Bunun için düşünce üretme iddiasında olan tüm örgüt ve kişileri göreve davet ediyorum.

Düşünceye özgürlüğün önünü gerçek anlamda bir açabilirsek,  pek çok sorunun çözüleceğini ve toplumsal barışın daha kolay sağlanacağını göreceğiz.

Herkes çok iyi bilsin… Şiddet ve küfür, düşünce acizliğinin göstergesidir.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu