Hasan HasturerManşet

Anılarda yolculuk …Kilisenin gücü ve Şeyh Nazım

Bu Cumartesi, anılarda yolculuk durağımız 3 Mayıs 2003… Yazı başlığımız, “ Kilisenin gücü ve Şey Nazım.”

***

“ Güneyde kilisenin çok güçlü olduğunu kendimi bildim bileli duyarım, dinlerim…

Sonuçlarına baktığım zaman da bir gücü olduğunu kabul ederim.

Kıbrıs Türk  toplumunda dini inançlar çok güçlü değildir, dini önderlik ise neredeyse hiçbir zaman  olmadı.

Önceki akşam  ( 1 Mayıs 2003),Güney Lefkoşa’nın Archangelos bölgesinde “Kutsal Kikos Manastırı Kültür Vakfı” merkezinde Dünya Dinleri ve Kültürleri Formu’nun ikinci Uluslararası Toplantısı’nın açılış toplantısı vardı.

Gazeteci olarak davetliydim ve öteki programlarımı iptal ederek izlemeyi tercih ettim.

Kikos Piskoposu Nikiforos’un Yunanistan Kültür Bakanlığı’nın da katkılarını alarak gerçekleştirdiği formda Rum kilisesinin tüm üst kadrosu yanında başta Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos olmak üzere Rum siyasetinin etkili isimleri  de oradaydı.

*       *        *

Bir süre önce skandallarla sarsılan Rum Kilisesi’nde Nikiforus, kamuoyu ve siyasilerin en yoğun desteğine sahip kişi.  Baf Metropoliti Hrisostomos’un hasta olan Başpiskoposa vekalet etmesine karşılık Nikiforos, en güçlü Başpiskopos adayı.

Nikiforos’la Rum Kilisesi’nin daha diplomatik davranma eğilimine dümen kırıyor.

Rum siyasi çevreleri Nikiforos’un güçlenmesi oranında Kilisedeki fanatizmin kırılabileceğine inanıyorlar.

Gerçek olan Rum Kilisesi’nin Makarios’un siyasi mirası ve güçlü ekonomik yanıyla etkili olabildiğidir.

Müslümanlıkla Hıristiyanlığı kıyaslamak bu yazının amaçları dışındadır. Ancak kilisenin günlük yaşamla bağı her bakımdan güçlü.Toplumsal yaşamdaki yeri tüm değişimlere karşılık önemini koruyor.

*        *        *

Ve işte bakıyorum, düzenlenen uluslararası tartışma platformu ile dünya genelinde tüm konular tartışma masasına yatırılıyor, dünyanın dört bin yanından gelen tüm din adamlarının görüşlerini ortaya koymaya zemin yaratılıyor.

Bir yanda profesörler, öte yanda Moskova Belediye Başkanı dünyanın dört yanında en üst düzey dini liderler. Hem bugünü bilmek hem de yarına yönelik öngörüleri geliştirmek için yaratılabilecek en üst düzey ortam.

*       *      *

O ortamda kendi kriterlerine göre aralarında Şener Levent ve Sevgül Uludağ’ın da bulunduğu bazı kişi ve kuruluşlara ödüller veriliyor.

Kısa sunuşlar bölümünün sanırım en ilginç konuşmacısı Şeyh Nazım Kıbrısi’ydi.

Saat 21.20 sıralarında kürsüye çağrılan Kıbrısi, salona iri kıyım bir genç papazın yardımı ile girdi.

Seksen iki yaşındaki Şeyh Nazım Kıbrısi’nin sunuşundaki performansını merak ediyordum.

Sadece Rum Kilisesi’nin değil, dünya kiliselerinin en öndeki isimlerine karşı Şeyh Nazım, kısa ancak çok etkili, çağdaş yanı ağır basan bir konuşma yaptı.

Dünya barışının politikacıların tehdit ettiğin işaret eden Şeyh Nazım, “Dünyada misafir olduğumuzu kabul ederek bilsek ve gerçek dünyaya buradan bir şey götüremeyeceğimizi anlasak pek çok çatışmanın nedeni ortadan kalkacak” dedi.

İngilizce konuşmasını dinlerin mukayesesi yerine barışçıl yaklaşımlar üzerine bina eden Kıbrısi, zaman uyarısı üzerine şu iki fıkrayla konuşmasını noktaladı.

“Hazreti İsa, eşek sırtında gezerek dinini yaymaya çalışırken bir mağarada kocaman altın yığını ve yanında üç iskeletle karşılaşmış. İlahi gücüyle orada yaşananları öğrenmiş.

Üç arkadaş gezerek mağaradaki altınları bulmuşlar. İkisi, üçüncüyü ortadan kaldırıp, altınları kendi aralarında paylaşmak için anlaşıp, üçüncü arkadaşlarını öldürmüşler. İkisi kalınca da birbirlerinden habersiz karşısındakini zehirleme planı yapmışlar.  Bir biçimde ikisi de zehirlenip ölünce, altınlar orada kalmış, onlar da öteki dünyaya göçüp gitmişler.”

İkinci fıkra ise Büyük İskender’le ilgili..

“Büyük İskender büyük fetihler ve başarılardan sonra ölümle randevusunu hissetmiş. İşte o an Büyük İskender vasiyetini açıklamış.

 – Öldüğüm zaman avuçlarım açık olarak kollarımı iki yana açık olarak kefenin dışında bırakın.       

 – Neden? diye sormuşlar.

   Büyük İskender yanıtını vermiş.

 – Dünyaları fetheden en büyük servetlere hükmeden Büyük İskender’in de bu fani dünyadan hiçbir şey götürmediğini herkes görsün diye.”

…. Şeyh Nazım alkışlarla kürsüden indi ve resepsiyonun da ilgi odağı olmayı başardı.” ( 3 Mayıs 2003- KIBRIS)

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu