Hasan HasturerManşet

Dedikodu, Kıbrıs hastalığıdır…

Kuzey Kıbrıs’ta, gerçeğin, doğrunun, bilginin sulandırılmasında en masum görünümlü yol dedikodudur.

Dedikodu, Kıbrıs hastalığıdır.

Hem de kronik, kalıcı bir hastalık.

Namık Kemal, Mağusa’da sürgün yılları sonrasında, Kıbrıs’tan aklında kalanların sıralanmasında, ilk iki sırayı sivrisinek ve dedikoduya vermişti.

Demek dedikodu, 1870’li yıllara kadar uzanır.

Hatta öncesine.

Küçük bir adada, sayısal anlamda büyük olmayan bir nüfus içinde, dedikodu, bir terapi aracı da olabilir aslında.

Dedikodu, mutasyona uğrayarak bugünlere geldi.

Bundan sonrasına da eminim devam edecek. Hem de, masum terapi yönteminin ötesinde zarar verici değişimlerle.

***

Dedikodu, alışkanlık halini alabilir mi?

Mutlaka alabilir.

Çocukluk yıllarımdan anımsarım.

Rahmetli anacığım, komşularla sohbet ederken, kulak misafiri olurdum. Kimlerin dedikoducu olduğunu sık sık sıralarlardı.

Çocuk aklımla algılayıp, için için gülerdim.

Neden?

Çünkü anacığım ve kahve arkadaşları, dedikoducuları sıralarken, kendileri de dedikodu yapıyordu.

***

Bir tarafta dedikodu yapanlar öte yanda, dedikodu mağdurları var.

Dedikoduya karşı dirençli olmak, çok da kolay değil aslında.

Dedikodu karşısında susarak, dedikoduyu önemsiz sayabilmek bir tercihtir. O zaman da karşınıza, “Susmak kabul etmektir” gibi bir yaklaşımın seslendirmesi çıkar.

Ciddiye alıp, yanıt vermeye, açıklık getirmeye kalkarsanız da, tamda onların istediği konuma yerleşirsiniz.

Hangi tavır daha doğru?

En büyük hakem değil, en büyük hakim, insanın vicdanındaki hakimdir.

En doğruyu, insanın kendisinin bilmesi, istisnai durumlar hariç genel geçer bir doğrudur.

Vicdanınızın sesine güçlü bir şekilde kulak verebilmek doğru, yol gösterici bir seçenektir.

Hiç korkmadan, vicdanınızın sesini duyun ve o sese göre hareket edin.

***

Bir zamanlar, yine KIB-TEK konusunda neredeyse tek başıma yayın mücadelesi sürdürüyorum. Ağırlıkla da sorular soruyordum.

Sorularıma yanıt verme niyetleri yoktu.

Yanıt vermezken, neyi tercih ettiler?

Tamamen gerçek dışı, dedikodudan öte yalanla saldırıyı.

Vicdanımın sesine kulak verirken, saldıran tarafa hiç kulak vermiyordum. Giderek yalan saldırısının dozunu artırmayı deniyorlardı.,

Her seferinde bendeki tepkiyi de bir biçimde gözlemeye çalışıyorlardı. Onların beklentileriyle uyumlu bende “tık yok”.

Tam da o günlerde konuyu takip eden bir arkadaş, “Yahu Hasan Hoca, senin bir hatan var” deyip bana ne hatam olduğunu sorma fırsat bile vermeden, devam etti: “ Senle ilgili kimin ne söylediğini hiç dikkate almıyorsun.”

Bu kez ben, “Doğrudur” deyip devam ettim: “ Güzel söylemleri duyduğum zaman abartmadan içimden sessizce teşekkür ederim. Samimi eleştirilerin de başımın üstünde yeri var. Gerçek dışı, yalana dayalı, kötü niyetli saldırıları, yok sayarım. Çünkü gerçek tek, yalan sonsuzdur. Onların yalanlarına yanıt vermeye kalksam, her Allah’ın günü, işimi gücümü bırakıp, “onlar ne dedi”, ile uğraşmam gerekir. Bu da onların istediğidir.”

İlkem bu olmasa, dedikodudan öte yalanın bu kadar kolay söylendiği bir adada, hapı yutar, toplumsal nöbetimi, yazarak, konuşarak tutamazdım.

***

Herkes mutlu ve güzel bir Pazar günü diliyorum. Yüzünüzden gülümseme, gönlünüzden sevgi hiç eksilmesin.

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu