Hasan HasturerManşet

Tam üyelik için bir 40 sene daha mı bekleyeceğiz?

Sağduyu sahibi her Kıbrıslı Türk, içinden geçmekte olduğumuz bu dönemi, çok derin kaygıdan öte büyük endişe ile gözlemektedir.

Kıbrıs Türk Halkı, bu topraklara kolay tutunmadı.

Lozan Anlaşması sonrası bir süre derin bir yalnızlık duygusu da yaşadı atalarımız bu topraklarda.

Kıbrıs’la birlikte Kıbrıslı Türkler de İngiliz idaresine devredilmişti.

Kıbrıslı Türkler siyasi bir önderliğe sahip değildi.

Rum toplumunda kilise, dini bir kuruluştan öte, siyasi önderlik kurumuydu.

Ortodoks Rum Kilisesinin, Müslüman Kıbrıs Türk Toplumunda karşılığı yoktu.

Vakıfların idaresini yasal düzenlemeyle ele geçiren İngiliz İdaresi, sadece vakıf mallarının talanına zemin hazırlamadı… Eş zamanlı olarak stratejik hedefle, dini yapıyı, güçsüzleştirdi.

Taa o zamandan başlayan anlayışla bizim Müftümüz ya da Din İşleri Başkanımız hiçbir zaman Rum Başpiskoposun yanında eşit bir duruş sergileyemedi.

Kıbrıs Türk toplumunun, siyasal nitelikli kimlik bulmasında, hem dini hem de ulusal yollar tıkandı.

İngiliz İdaresinin ne yapmaya çalıştığını, algılayabilmiş miydi Kıbrıs Türk halkı?

Algılayamamıştı.

O kadar siyasi önderlik boşluğu vardı ki, Kıbrıslı Türklerin, ilk ciddi örgütlenmelerinden biri olan Kıbrıs Adası Türk Azınlıklar Kurumu KATAK, yolun başında kendi kendimizi çok kötü, azınlık olarak yaftalayan bir örgütlenmeydi.

Kendi kendimizi azınlık ilan ettikten sonra, ileride nasıl eşit siyasi taleplerde bulunabileceğimizi, düşünememiş o günün önde olanları.

Farkındasınız, önder değil önder olanları diye yazdım.

***

Hayatımız boyunca bu adada proaktif siyaset yapamadık.

Ne istediğimizi, içi dolu olarak bilmek yerine, ne istemediğimizi seslendirdik.

Böyle olunca öngörülü siyaset üretemedik.

Dün üretmedik, bugün de gerçek anlamda üretemiyoruz.

Siyaset meyve ağacı gibidir bir anlamda.

Meyve versin diye ektiğiniz ağaç, meyve vermiyorsa, yanlış ekim yaptınız demektir.

Genel geçer kuraldır.

Miktarı ne olursa olsun, laf, hiçbir zaman işin yerini tutamaz.

Başımızdakiler laf üretiyor.

Uygulama hatırlatıldığı zaman ise, “ Bu işler birkaç yılda olmaz” deniyor.

Rotanız tamam, pusulanız arızasız, kaptanınız da kaptansa, en dalgalı denizleri bile geride bırakıp hedefinize, limanınıza sağ salim varırsınız. Aksi halde işin zor ötesidir.

Bu satırları yazarken, kime ne diyecek diye zerre kadar düşünmüyorum.

***

1974’ün üzerinden 48, Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kuruluşunu üzerinden 47, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin üzerinden 39 sene geçti.

Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin öncesinde, uzaktan yakına, Kıbrıs Türk Geçici Yönetimi, Kıbrıs Türk Yönetimi ve Otonom Kıbrıs Türk Yönetim…Devamında Kıbrıs Türk Federe Devleti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti… Tümünde de Türk sözcüğü var.

… Öncekiler devlet değildi ama 13 Şubat 1975’te KTFD devletti.

15 Kasım 1983’te ilan edilen KKTC’de devletti.

… Türk Devletleri Teşkilatının geçmiş 1992’ye kadar uzanır. Biz  o zamandan bu yapının içinde olmalıydık. Çok geç kaldık. Ve şimdi gözlemci üyelik nedeniyle bayram yapıyoruz. Bunca yıl neden bir arpa boyu yol almadık?

Ya da tam üyelik için bir 40 sene daha mı bekleyeceğiz?

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu