Hasan KahveciogluManşet

Vay Sedat Bey vay…

 

Yıllardan beridir, bu böyle…

20 Temmuz’da, 15 Kasım’da Saray, “misafir”lerle dolar taşar…

Gelenlerin bazıları “gedikli”dir…

“Gademici”dirler…

Her yıl gelirler; yerler, içerler, iyi bir otelde ağırlanırlar, UBP’lilerden kiralanan özel araçlarla gezdirilirler, fotoğraf çekerler ve Türkiye’ye döndüklerinde “misafirperliğimizi” anlata anlata bitirmezler…

Buna, KKTC’yi “tanıtma” diyorlar…

Rauf Bey’in de “müdavimleri” vardı…

Şimdi Ersin Bey de aynı yolda yürüyor…

“Devlet parası harcama”da, kendinden öncekilere beş basıyor…

15 Kasım günü, Hürriyet gazetesinden Sedat Ergin Bey’i ağırladı…

Sedat Bey de İstanbul’a dönünce “hakkımızda” iki tane yazı yazdı…

Koskoca Hürriyet’in, Amerika görmüş, Robert Kolejli, siyasal bilgiler mezunu, meslekte kıdemli koskoca bir yazarından ne beklersiniz?

Biraz tarafsız olmasını, biraz etrafa bakmasını, resmi propagandanın esiri olmamasını, yağcılık yapmamasını, siyasetçinin çizdiği çerçevenin dışına çıkmasını; değil mi?

Ama, ne gezer…

Belli ki Sedat Bey gazeteciliğin “evrensel” değerlerini, en basit etik kurallarını çoktan unutmuş…

Hatta kendi gazetesinin yıllar önce belirlenmiş “yayın ilkelerini” de…

Sedat Bey burada M. Ali Talat’ın, Ersin Tatar ile karşılıklı “dokundurmalı” espiilerinden çok etkilenmiş…

15 Kasım sabahı, M. Ali Talat, kalkmış ta Girne’den Saray’a gelmiş, çay-kahve muhabbetinde Tatar’la, TC’li siyasetçi ve komutanlarla “muhabbet”e dalmış…

Sedat Bey de bunu karşı koltuktan gözlemleyince şöyle yazmış:

“Kıbrıslı Türkler arasında mutedil bir siyasi kültürün varlığı beni hep etkilemiştir.”

Peki, bu yerlere göklere sığdıramadığınız “siyasi kültürümüz”ün başına ne geldi, buna bakabildiniz mi Sedat Bey?

Ersin Bey’in nasıl seçildiğini hiç merak ettiniz mi? Külliye dayatmasına Kıbrıslı Türkler ne der, ilgilenebildiniz mi?

Bunlar konuları bir gazeteci olarak hiç mi merak etmediniz?

AKP’nin buradaki siyaseti hallaç pamuğu gibi savurması…

Tatar’ın “yabancı düşmanlığı”nı günlük pratik haline getirmesi…

Tüm dünyadan bizi izole etmesi…

Bunların hiçbirisi bir TC’li “gazeteci”nin ilgi alanına girmiyor mu?

“Havuz medyası” yazarı olunca, Kıbrıs’a geldiğinizde gözlerinizi sıkı sıkı kapatınız mı diyorlar size?

Bir tek gördüğünüz Saray’da ağırlanan M. Ali Talat’ın “yumuşak dili” mı?

Ersin Tatar ile karşılıklı “dokundurmaları” ve esprileri mı?

Sedat Bey… Tatar sizi çok yanıltmış ya da uyutmuş anlaşılan…

39 yıl içinde Kıbrıslı Türkler’in neler çektiğinin hiç farkında olmadan gelip gitmişsiniz…

Tatar Bey tabii ki size bu 39 yılı anlatamazdı, çünkü o buralarda değildi…

Ama belli ki 2020 Ekimi’nde olanları da bilmiyorsunuz…

Ya da bilmezlikten geliyorsunuz…

Sanıyorsunuz ki “KKTC’nin tanınmamışlığı, demokrasisini dinamik bir zeminde yürütebilmesini herhangi bir şekilde engellemedi.”

Sedat Bey, Tanrı aşkına burada “dinamik zeminde yürüyen bir demokrasi” mi gördünüz?

Talat Bey ile Ersin Bey’in “muhabbeti” sizde böyle bir izlenim yarattıysa bu çok gözleri kapalı ve “amatörce” bir değerlendirme olmaz mı?

AKP ile MHP’nin burada son iki yılda kaç tane başbakan ve parti başkanı değiştirdiğini, hükümet partisinin kurultayına son anda nasıl müdahale ettiğini Mısır’daki Sisi duydu, siz duymadınız mı?

Bay Tatar ile yediğinizi içtiğinizi sormuyorum ama, Maraş’ı gezerken bir “uluslararası ilişkiler” mezunu gazeteci olarak “insan hakları” hiç aklınıza gelmedi mi?

Siz de öteki “yandaşlar” gibi, yakılıp yıkılmış, soyulmuş bir şehrin, ganimetlenmiş binaları önünde fotoğraf çektirmeyi, “gazetecilik”ten mi sayıyorsunuz?

Ne yazık ki okurlarınızı yanıltıyorsunuz Sedat Bey…

Diyorsunuz ki;

“Her şey, Rumların tam 48 yıl önce, yani neredeyse yarım yüzyıl önce şehri terk ederken bıraktıkları gibi kalmıştı.”

Belli ki gözleriniz de iyi görmüyor… Hadi kabul edelim ki normal bir “gazeteci”den beklenildiği gibi gördüklerinizi sorgulamıyorsunuz, eleştirel davranamıyorsunuz, ama hiç olmazsa 805 bin kişi bu “yağma”yı gördü diye bundan “memnuniyet” üreten Tatar’ı parlatmaya kalkmayın…

Bu şehrin ne hale getirildiğini gizlemeye çalışmayın…

Yabancı basında bu önünde resim çektirdiğiniz binalar için videolar, makaleler, röportajlar yayımlandığını ve rezil olduğumuzu bilmiyor olamazsınız…

“Bir uluslararası örgütte tescil edilmesi, KKTC’de hissedilir bir özgüven duygusunu beraberinde getirmiş. Moraller yükselmiş” diyorsunuz…

Hiç de öyle değil oysa… Kıbrıslı Türkler’in “otoriter” rejimlerle ne işi olabilir ki?

Olsa olsa Tatar ile Zorlu’nun moralleri yükselmiştir, aklı başında Kıbrıslı Türkler’in değil…

Bir de 15 Kasım’da, “ortama hakim olan duygu iklimi”nden söz ediyorsunuz.

Kıbrıslı Türkler buna “duygu sömürüsü” derler… Hamasetle algı operasyonu derler…

Sizin kapıldığınız “duygu iklimi” Tatar’ın çocukken öğrendiği ve aklında kalan “yürüyelim arkadaşlar” hamasetinin orta yaşlılığına yansımasıdır…

Sedat Bey, geçmişinizi bilen biri olarak, Kıbrıs’ı tam bir gözü kapalı “yandaşlık” duygusuyla yansıtmanızı çok yadırgadım, çok…

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu