Hasan HasturerManşet

Sabahın dört buçuğu, Brüksel, sessiz, ben değil…

BRÜKSEL… Bugüne kadar on bin dolayında köşe yazısı yazdım…

Yaşamın gerçekleriyle, duygularımı harmanlayarak yazarım yazılarımı.

Duygusallık ceketimi, asla bir kenara asmam.

Yazarken, bilgisayarın ekranına yansıyan kelimelerle konuşurum.

Hatta, el kol hareketleri bile yaparım…

***

Dün sabah, saat dört buçuk.

Brüksel’de uyandım.

Perdenin aralığından dışarı baktım.

Hava karanlık ve sisli…

Kentin merkezinde bir otelde konaklıyor olmama rağmen, dışarıdan ses yok.

Brüksel, inanılmaz sessiz.

Halbuki Kıbrıs’ta evim Hamitköy’de Anıttepe’ye çok yakın.

24 saat sessizliği bölen ses var… Sesin çoğu Hamitköy’ün güneyinden geçen Mağusa yolundan.

***

Yolculuğa çıkmadan iki iş yaparım.

Bir… Beklenen bir ödemem varsa öderim. Borçlu uçağa binmeyi sevmem.

İki… Köşe yazımı mutlaka yazarım. Yolculukta bir aksilik olursa, yazım, yazılmış ve gazeteye iletilmiş olsun isterim.

Bu satırları da günün sonuna yakın Brüksel’den Kıbrıs’a dönüş yolculuğum olduğu için erken erken yazıyorum.

***

Fark ediyorum, duygusallık çıtam hayli yüksek.

Tek başıma bir otel odası.

Ancak, gözümün önünden akıp gidenler…

Yüreğimdeki ince sızı…

Hem yüreğim, hem de aklımdan yönlendirmeler ve yazdıklarım…

Aslında yazarken aklımdan geçenleri, hızla okuyup, yazıya döken bir sistem olsa, birkaç yüz sayfalık bir kitap olurdu dün sabah…

***

Gözümü açtığım zaman ilk işim Kıbrıs Türk Basınının içeriğine ulaşmaktır.

Günlük gazetelerin sayfa içeriklerine ulaşır, göz atarım.

Mutlaka okuduğum, köşe yazılarına da bakarım.

Asla, yazılanları, neden yazıldı, diye sorgulamam. Hele köşe yazarlarının yazdıklarını, hiç sorgulamam.

Neticede o kendi bakış açısından gördüklerini, yorumladıktan sonra, yazdıklarını yazmaya karar vermiş.

Bunca yıldır, kesintisiz yazıyorum.

Yazdıklarımın en geniş kesimlere ulaşmasını, okunmasını isterim elbette. Bir de okuyanların düşünmesine veri bırakmak isterim.

Kıbrıs ağzıyla, düşünmeyi şiddalamayı, dürtmeyi görev sayarım. Düşünce yetisi uyumamalı insanların… Korkusuzca düşünmeli… Düşünülenler de seslendirilerek, toplumsal düşünce havuzuna katkı olarak bırakılmalı…

***

Asil Nadir, 1980’li yılların sonlarında üç, günlük gazete, yayımlama kararı vermişti.

KIBRIS, BOZKURT VE YENİ GÜN…

Asil Nadir’in Kıbrıs’taki medya ailesine Bozkurt gazetesinde girmiştim. Sonrasında KIBRIS Gazetesinde bugünlere kadar ulaşan bir yolculuğum oldu.

KIBRIS Gazetesinde kendimi sadece bir çalışan olarak görmedim hiçbir zaman. Sahiplendim..

Künyede, son iki güne kadar Asil Nadir’e aitlik yer aldı.

O sahipliğe, saygım oldu elbette.

Ancak Asil Nadir’e de, zaman zaman saygıda kusur etmeden söyledim. Bir gazetenin gerçek sahibi, o gazeteyi para verip alan ve basit hesap olmaksızın reklam verenlerdir. Medya yatırımı öteki ticari yatırım anlayışıyla yapılmamalı.

Gazeteciliğimi de, gazetenin, toplumsal sahipliğine inanarak yaparım.

***

Yıllar evvel, yazdıklarımla ilgili hem Asil Nadir’e hem de gazetenin profesyonel yönetimine şikayet gelmişti.

Fincancı katırlarını, ürkütmüştüm yine…

Şikayet bana iletildiği zaman, uygun bir üslupla yazılarımın, yayınlanmadan önce okunduğu da anımsatılmıştı…

Tepkimin ne olduğunu, çok iyi anımsarım.

Aynen şunları söylemiştim…

‘ Yazılarımı, gazete yapısı içinde genel yayın yönetmeninden, sayfaları şekillendiren arkadaşlara kadar gönderirim. Yayın öncesi, bir yere takılmasın düşüncesiyle, yazı yazmam. Toplumsal sorumlulukla, yazmam gerekeni yazarım. Yazılarımı, zorla sayfaya koyacak gücüm yok. Sizler beğenmezseniz, yayımlamazsınız. Bu sizlerin takdiri. Ancak ben kendi kendime asla oto sansür uygulamam.’

***

KIBRIS Gazetesi, künyedeki sahiplik bakımından el değiştirdi.

Benimle de görüşme isteği oldu.

Görüştük.

Hem de uzun olmayan bir görüşmeyle, yazılarımı sürdürme konusunda uzlaştık. Anlayışıma saygı gösterildiği için, uzlaşmamız hiç zor olmadı.

Görüşmemizin belki de yüzde onluk süresini tuttu, uzlaşı noktasına gelmemiz.

***

Bu arada Asil Nadir, hayatta olduğu, benimle yakın olma isteği devam ettiği sürece O’nu yalnız bırakmayacağımı da net bir şekilde ortaya koydum.

***

Bugün doğum günüm, birazcık fazladan duygusalım… Laf aramızda, biraz sulu gözlüyüm, çok kolay ağlarım… Dikkat ettim, göz yaşlarım klavyenin üzerine düşmedi…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu