Hasan HasturerManşet

Ne istediğimizi biliyorsak, o yönde adım atılsın…

Son söyleyeceğimi en başta söyleyim. 

Kıbrıs sorununun çözümünde olası kazanımlar, Rum liderliğini çözüm yönünde motive etmez. 

Onlar için kaybetme anlamı taşıyan hamleler, gelişmeler, Rum liderliğini, korku üzerinden çözüm için motive edebilir. 

Kendimi bildim bileli, Kıbrıs sorununu yaşıyorum. 

Öğrenmeye açık ilgim nedeniyle de, iyi sayılacak düzeyde Kıbrıs sorununu bildiğime inanıyorum. 

Acı ama gerçek Kıbrıs sorunu, sadece, Türkiye’de değil Kıbrıs’ta da en az bilgiyle en çok konuşulan konudur. 

***  

Biz, yani Ankara ile Kuzey Lefkoşa, en genel anlamıyla Kıbrıs sorununda ne istediğimizi, ortak bir anlayış olarak bilmiyoruz. 

Uzun yıllar, ne istemediğimizi seslendirerek Kıbrıs politikasını sürdürmeye çalıştık. 

Örneğin KKTC’nin tanınmasını ileri götürme konusunda gereksiz bir hantallık içinde olduk. 

Annan Planındaki çözüm modelinde de Kıbrıs Türk Devleti vardı. 

Anastasiadis veya dünden bugüne Rum Liderliği, müzakereler devam ediyor diye, Rumların yönetim ve kontrolündeki Kıbrıs Cumhuriyeti’nin uluslararası ilişkilerini askıya mı aldı? 

Ya da, dünyadan birileri çıkıp, “Siz Kıbrıslı Türklerle çözüm müzakereleriniz var. Bu nedenle sizlerle ilişkilerimizi geliştiremeyiz”, mi dedi? 

KKTC Anayasası ile birlikte okunan KKTC Bağımsızlık bildirisinde, KKTC’nin varlığını çözüme engel olarak algılanmaması gerektiğini, yazmadık mı? 

Yazdık. 

“KKTC’nin tanınması, çözüm sürecinde farklı yorumlanabilir, bu nedenle, tanınmayı askıya aldık” anlamına gelen bir içerik var mı KKTC anayasasında? 

Yoktur. 

O halde, yalın bir şekilde, “ KKTC’nin uluslararası tanınmamışlığı, Kuzey Kıbrıs’ta yaşayanlar için pek çok konuda insan haklarına aykırı uygulamalara neden oluyor. Kıbrıs Türk tarafı olarak, çözüm yönündeki yapıcı tutumumuzu koruyarak, KKTC’nin tanınması için dünyaya çağrı yapıyoruz” denilerek gerekli adımlar atılır. 

Bunun için Anastasiadis’e, “Kusura bakmayın” demeye de her halde gerek yok. 

***  

Kapalı Maraş konusunda da durum üç aşağı beş yukarı benzerdir. 

En son, TC Lefkoşa Büyükelçisi Metin Feyzioğlu, “Altını çizerek ifade ediyorum; Kapalı Maraş’ta bir egemenlik sorunu yoktur. Kapalı Maraş, KKTC toprağıdır. Bitti. Kapalı Maraş’ta çözülmesi gereken konu mülkiyet sorunudur”, dedi. 

O zaman, Kapalı Maraş’ı kuşatan teller kaldırılır. 

Bütünüyle askeri bölge olmasına da gerek yok. 

Sınıra yakın, bir bölüm, askeri bölge olarak kalır. 

Mademki Kapalı Maraş KKTC toprağıdır, Kapalı Maraş’taki mülkiyet sorununun, KKTC’deki mülkiyet sorunundan ne farkı var ki? 

Taşınmaz Mal Komisyonu’na Rumlar, Kuzeydeki taşınmaz malları için, takas, iade veya tazminat kapsamıyla başvuruyorlar ya, KKTC Toprağı olan Kapalı Maraş’taki taşınmaz malları için de aynı şekilde başvururlar.  

Kapalı Maraş, bu arada inkişaf ettirilecekse de hızla inkişaf ettirilir. 

Kapalı Maraş’la ilgili ne istediğimizi biliyorsak, o yönde adım atılsın.. 

Tabii uluslararası toplumdan KKTC ve Türkiye’ye baskı gelmesi olasılığı varsa, onun için de gereken hazırlıklar yapılsın. 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu