ManşetSerkan Hasturer

Kim dünyada yok sayılmak ister ki?(2)

 

 

Son yazımda, mevcut statümüz ile ilgili, bir taraftan, toplum olarak, hakkımızın yendiği ve ambargolar altında ezildiğimiz üzerinden siyaset yaptığımız, ancak iş hak aramaya gelince sözde var, eylemde olmadığımız noktasında bırakmıştım.

Tekrardan belirtmek isterim ki, dünyada adaletin, her zaman haklının yanında olmadığının bilincinde olsam da,  müzakerelerin ötesinde, toplumsal haklarımızın hukuk yolu ile aranması gerektiğine inanıyorum.

Bugün, yasal ortağı olduğumuz Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, Kıbrıslı Rumların yönetiminde olması, onlar tarafından, BM’nin 186 no’lu kararına değil, zorunluluk doktrini (doctrine of necessity) üzerinden hukuki zeminde savunuluyor. En yalın tabirle, onlar ortak ortada yok diyor, biz ise, siz bizi attınız.

Makarios’un 13 maddelik Anayasa değişikliği önergesinin taraflı yanlışlığı, o dönemki İsmet İnönü Başbakanlığındaki Türkiye hükümetinin içindeki bir kesimin, Kıbrıslı Türk liderliğine ‘devletten ne olursa olsun çekilmeyin’ çağrılarını ise önemli ve manidar buluyorum.

Gelin bir de geçen zamana bakalım.

Uluslararası FİFA ve UEFA’ya üyeliği olan KOP’tan(Kıbrıs Futbol Federasyonu) çıktık veya çıkarıldık, hakkımızı hukuk yolu ile aramadık.

Kıbrıslı Rumlar,  mülkiyet ile ilgili davaları AİHM’e taşıdı, Türkiye tazminat ödemek zorunda kaldı. Dava zemini ise Kıbrıs Cumhuriyeti kaynaklı haklar.

1973 yılında, o zamanki adı ile Avrupa Ekonomik Topluluğu ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında imzalanan Gümrük Birliği anlaşması, Mağusa Limanından, Avrupa Birliği’ne doğrudan ihracatı kapsıyordu. 1991 yılında, karar üreterek, ihraç ürünlere ‘Port Of Famagusta’ yerine, ‘KKTC’ mührü vuracağız dedik.  Rumlar konuyu AB Adalet Divanına taşıdı. Dava 3 yıl sürdü, taraf olmayı kabul edip, savunma yapmadık. Sonuç hüsran ve KKTC gümrük birliği anlaşmasından muaf tutularak, %15 ek gümrük vergisine tabi tutuldu. Dava neticesinden sonra, o dönemki ihracat yıllık AB’ye ihracat 45-50 milyon dolar seviyesinden, 15-20 milyon dolar seviyesine geriledi. Yıllık kayıp, o dönemin rakamları ile 39 milyon dolar civarı. Sorumluluk kimin, sizin takdiriniz.

Süreçte, onlar uluslararası anlaşmalar yapmaya devam ederken, biz hep seyreden ve haksızlığa uğradığını sadece sözde iddia eden taraf olduk.

Türkiye’nin, AB ile gümrük birliği anlaşması uğruna, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB üyeliğine onay vermesi ise, benim açımdan hem AB hem de Türkiye’nin kritik yanlışlarından.

AB üyesi, Kıbrıs Cumhuriyeti, münhasır ekonomik bölge anlaşmaları yaptı.  İlan ettiği, münhasır ekonomik alanları, parsellere böldü, hidrokarbon arıyor. Dünyada güçlü lobisi olan EXXON Mobil, ENI, Total gibi şirketlere petrol ve doğal gaz arama ihalesine çıkıyor.

Aralarında, İsrail, İtalya, Yunanistan, Mısır, Ürdün ve Filistin’in de bulunduğu ülkelerle Doğu Akdeniz Gaz Forumunda yer aldılar.

Bu arada belirtmeden geçmeyim, Donald Trump’ın ABD Başkanlığı döneminin başlarında ABD Dış İşleri Bakanı olan Rex Tillerson, görevi öncesinde de, görevi sonrasında da Exxon Mobil’in üst düzey yönetiminde görev alıyordu. 2017-2021 yılları arasında ABD Ticaret Bakanlığı  görevinde bulunmuş Wilbur Ross ise bir dönem, Bank Of Cyprus’un yöneticileri arasında bulunuyordu.

 

Fizibilitesi çok uygun olmasa da, ABD’nin desteğini çektiği ancak hala AB destekli, ‘Euroasia Enterkonekte’ elektrik şebeke projesini, İsrail ve Yunanistan’la anlaşarak, İsrail ve Kıbrıs’ın alternatif enerji kaynaklarından üretimlerinin, AB şebekesine entegre edilip, satılması hedefleniyor.

 

Yukarıda saydıklarımın tümü ve daha nice fazlaları, 1963 sonrası, bugüne kadarki süreçte, onların bizim kurucu ortağı olduğumuz varlık üzerinden yaptıkları uluslararası anlaşmalar ve biz bunlara sözlü tepki dışında hiçbir hukuki hak talebinde bulunmadık, seyrettik ve haksızlığa uğradığını iddia eden taraf olduk.

Ben hukukçu değilim. Ancak okuduğumu anlayacak kapasiteye sahibim. Adada o dönem yaşananlar sonrası bölünme kaçınılmazdı ancak bu bölünme, toplumsal haklarımızın gaspına veya hakkımızı bırakmaya geçerli sebep değil. KKTC’nin varlığından vazgeçilsin demiyorum, onların sahip çıktığı kadar biz de geçmişten gelen haklarımıza uluslararası hukuk yolu ile sahip çıkalım diyorum.

Güney Kıbrıs’la eşit şartlarda rekabet eden, uluslararası hukuka dahil bir Kuzey Kıbrıs’ın bizi bulunduğumuz noktanın her yönü ile çok daha ilerisine taşıyacağından şüpheniz olmasın.

Yeter ki biz hakkımızı arayalım. Kıracaksak uluslararası mahkemelerin kapılarını kıralım……

 

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu