Hasan Hasturer

Dünyada eksiksiz, kusursuz demokrasi yoktur… Ancak!!!

Biz ağırlıkla içe dönük yaşarız.

En genel tanımlamayla medyamızın haber içeriği de iç ağırlıklıdır.

KKTC haberleri, ilk sıradadır.

Türkiye kaynaklı haberler, ikinci sırayı alır.

Üçüncü sırada ise, Güney Kıbrıs.

İç haberlerin, sayfalarda yer alış önceliğini de gazetelerin, siyasi çizgisi yönlendirir.

***

Dünyadan bir haberin ön sayfalarda yer alması, hele hele manşet olması için, felaket haberi olması ve felaketin ucunun dolaylı da olsa bize kadar ulaşması gerekir.

Aksi halde, dünyanın konuştuğu bir haber, bizim gündemimizin, köşeciğinde zar zor yer bulabilir.

Halbuki, bilişim dünyasındaki gelişme, haber paylaşımı ya da habere ulaşımı, internet hızına göre, saniyelerle ölçülecek kadar kolaylaştırmıştır.

***

İngiltere’de BBC’de geçtiğimiz hafta ilginç bir olay yaşandı.

Bir zamanların ünlü futbolcusu ve şimdilerde BBC’de futbol yorumu yapan Gary Lineker, Twitter’daki paylaşımında, yasa dışı yollardan İngiletere’ye giren göçmenlerin iltica başvuruları değerlendirilmeden Ruanda’ya ya da bir “üçüncü ülkeye” gönderilmesine dair yasa tasarısının dilinin, -Nazilerin iktidarda olduğu- 1930’lar Almanyası’ndakinden çok farklı olmadığını ifade etti.

Muhafazakar Parti hükümeti ve ona yakın medya organları Lineker’e tepki göstermiş, bir grup Muhafazakar milletvekilinin BBC yönetimine Lineker’in görevden alınmasını isteyen bir mektup yazdıkları duyulmuştu.

BBC yönetimi de, Lineker’in, sosyal medya kullanımıyla ilgili bir anlaşma sağlanıncaya kadar, Cumartesi günleri yayınlanan Match of the Day (Günün Maçı) programının sunuculuğunu yapmayacağını bildirdi.

Tepki ne oldu?

Lineker’in görevine ara verilme kararı üzerine, ünlü eski futbolcular Alan Shearer ve Ian Wright başta olmak üzere onunla birlikte spor programlarına katkıda bulunan çok sayıda yorumcu ve BBC çalışanı da, dayanışma amacıyla yayına çıkamama kararı aldılar ve geçtiğimiz hafta sonu uyguladılar.

BBC yönetimi ısrarcı olmadı Gary Lineker’le görüşüp anlaşmaya vardı. Uzlaşı sağlanırken varılan anlaşmanın özünde, kamuya mal olmuş kişilerin, görüşlerini ifade etme özgürlüğüne saygı gösterilmesi, var.

Böyle bir olay bizim coğrafyada olsa, sonuç ne olurdu?

***

Dünyada eksiksiz, kusursuz demokrasi yoktur.

Olumsuz örneklerle kıyaslandığı zaman, demokrasisinde, gelişimini daha ileriye taşımış ülkeler, demokrasi ve beraberinde insan hakları bakımında örnek gösterilebiliyor.

İngiltere ya da daha doğru adıyla Birleşik Krallıkta, bildiğimiz ve hukuk düzeni hiyerarşisinde en tepede olan Anayasa yoktur.

Birleşik Krallıkta, güçlü hukuk düzeni, yasalardan, mahkeme kararlarından, yasal güç kazandırılan çalışma grubu kararlarından ve en genel anlamda anlaşmalardan oluşur.

Dünyada benzeri olmayan İngiltere’deki yargının, hukuk ağırlıklı düzenin, sistemin kökleri on birinci yüzyılın ortalarına kadar uzanır. O yıllarda gezici yargıçlar, ülkenin her tarafına gönderildi. Gelenekler de yok sayılmadan, sorunlar çözüldü. Yargıçlar tarafından sorunlar çözülürken üretilen kararlar, ülkenin ortak hukuku oldu.

***

Elbette istisnai örnekler bulunup İngiltere’deki sistem, hukuk düzeni ve de insan hakları, düşüncü özgürlükleri eleştirilebilir.

Ancak bizim yaşadığımız coğrafya da, anayasaya dayalı hukuk düzenimiz, demokrasi anlayışımız, insan haklarına, özgürlüklere saygımız, çok sorunludur.

***

Bu satırların yazarı olarak zaman zaman şunu söylerim: “ İngiliz sömürge döneminde sonra adada yapılan Anayasalar dahil tüm yasalar iptal edilsin ve İngiliz Sömürge dönemi yasaları geçerli kabul edilsin. Temiz ve adil düşünen yöneticiler o İngilizden kalma yasalarla bu toprakları ya da kendi adımıza konuşayım KKTC’yi şeker gibi idare eder.”

İngiliz sömürge dönemini en güzel rahmetli Ahmet Sami Topcan’dan dinlerdim.

“ İşlerin iyi yürümesinin nedeni torpil olmaması ve liyakata önem verilmesiydi” derdi Ahmet Sami Topcan.

Vali her şeye hükmeder görünmesine rağmen, O’nun uyduğu yasalar, kararlar ve teamüller vardı.

İngiliz sömürge döneminde kolakasın yenilebilir ana kütlesiyle, yenilmeyen soğanının oranı belliydi. Çarşı kahyası, çarşıda manavları gezer, kolakaslardaki ana kütle – soğan oranını parmaklarıyla ölçer, soğan fazlaysa keser, bu arada satıcıyı uyarırdı. Aynı durum devam ederse, cezayı keserdi

Yolda giden bir araç, yola atılan koyuna çarparsa, cezası başka, keçiye çarparsa başkaydı.

Neden?

Sürücü koyunun, keçiye göre ağır  hareket ettiğini bilip daha dikkatli olmalıydı. Koyuna çarpmanın cezası, bu nedenle daha ağırdı..

***

Kuzey Kıbrıs’ta bunca bozulmadan yargının da, insanlarla bağlantılı  nasibini almaması olası değil. Yine de yargı öteki kurumlara göre daha dik duran anayasal kurumumuzdur.

Zaman zaman siyasiler, “ Bu ülkeyi biz seçilmişler mi, yoksa hakimler mi idare edecek?” diye sorar.

KKTC bir hukuk devletiyse, en başta seçilmişler, hükümet edenler, hukuka saygılı olacak. Olmazlarsa, son sözü hakimler söyleyecek.

Hukuk düzenini siyasilere emanet etmek, kedinin boğazına, ciğer asmak gibi olur.

 

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu