Hasan Hasturer

“Kimseye, ağzının payını vermem.”

Şimdilerde okullarda, münazara yapılıp yapılmadığını bilmem.

Bazı gençlere sordum,  “Münazara nedir?” diye sordular.

Daha yeni ismiyle, aytışmayı sorduğumu söyledi.

Ne demek istediğimi de anlattım..

Sonuçta, sorduğum gençlerden olumlu yanıt alamadım.

***

Bizim zamanımızda okullarda münazaralar, aytışmalar yapılırdı.

Yaşı altmışı devirenler bilir.

Münazara, en yalın tanımlamayla, oluşturulan ekiplerin, belirlenen bir konuda karşıt görüşleri savunarak, fikirlerini çarpıştırdıkları bir sohbet ya da tartışma platformudur.

Karşı tarafa, hakaret etmek olmazdı.

Karşı tarafın görüşlerini çürütmek değildi, amaç.

Amaç, kendi konunuzu inandırıcı, kabul görecek içerikle izah etmek, savunmaktı.

Kuralları vardı.

O kurallar aslında, hem katılımcıları, hem de izleyenleri yaşama hazırlamayı hedefliyordu.

***

Bu satırların yazarı olarak okul hayatım boyunca, birkaç kez münazaralara katıldım. Çok dinamik bir ortamı oluyordu.

3-4 kişilik ekip, bir masada çok yakın oturur ve sürekli istişare ederdik.

Ortak fikri çok kısa sürede toparlar ve seslendirirdik.

Dikkatinizi çekerim, esas olan kendi düşüncenizi anlatıp, savunmanızdı.

Enerjinizi, kendi düşüncenizi anlatmak için kullanmanız gerekiyordu.

Çok barışçıl kurallardı, münazaraların kuralları.

***

Münazara kuralları, hayatımın vazgeçilmez kuralları olarak hep varlığını korudu.

On bin dolayında yazılmış, yayımlanmış makalem var.

Yüzlerce belki bini aşkın, televizyon, radyo programına katıldım.

Bazılarında, soruları yanıtladım.

Bazılarında, bir konuda farklı düşünen kişilerle buluştum.

Her zaman, kendi düşündüklerimi anlatmayı tercih ettim.

Hiçbir programı, kimseye ağzının payını vermek için kullanmadım.

***

Benzer anlayışı, Kıbrıslı Rumlarla buluştuğum, platformlarda da sürdürdüm.

Toplantı öncesi “Ağızlarının payını ver” diyenler, ya da toplantı sonrası, “Ağızlarının payını verdin mi?” sorusunu soranlar olur …

Yanıtım her zaman aynıdır.

“Kimseye, ağzının payını vermem.”

***

Özellikle Rum arkadaşların da olduğu toplantıların girişinde şunu söylerim öz olarak:

“ Ben konuşurken, kullandığım terminolojiye katılmayabilirsiniz. Örneği KKTC dersem, sözümü kesip, öyle bir devlet yoktur demezseniz, dediğimi kabul ettiğiniz anlamını çıkarmam. Sizler konuşurken, benim katılmadığım bir ifade kullanırsanız ve susarım, ifadenize katılıyorum anlamını çıkarmayın. Fikirlerimizi söyleyelim ve karşılıklı dinleyelim.”

***

Aslında, barışçıl iletişim gelişime uğramıştır.

Örneğin eskiden, sohbet ortamında, birinin söylediğine katılmayan biri,” Bu konuda söylediklerine katılmıyorum” diyerek söze girmeye çalışırdı.

Daha sonra, en farklı en karşıt düşünce bile, “Bu noktada, katkı koymak istiyorum” diyerek seslendirilmeye başlandı.

Bu çok mu zordur?

Hayır, hiç zor değildir.

Bunun için bireyin, uygun kültürde olması koşuldur.

Tabii, farklı düşünceye saygı önemli.

Bir de bilgi temelli, fikre sahip olmak.

Bilgi olmayanın, fikri olmaz.

Hakkını, kendini anlatmak yerine başkalarına saldırmak için kullananları dinlemeyin. Yazıysa da okumayın.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu