Cenk Uzunoglu

İngilizce veciz bir kelimenin düşündürdükleri

Kıbrıs sorununun müzakere sürecinde varılan yazılı karar metinleri ve mutabakatları olsa da taraflar arasında ‘’alignment’’ hiçbir zaman olmadı.

 

‘’Alignment’’ kelimesinin Türkçe karşılığı için sözlüğe baktım. ‘’Hizalanma, uyum’’ diye çıktı. Türkçede yarattığı algı hafif kalmış.

 

Uzun vadeli olması hedeflenen ilişkide yazılı anlaşmadan çok daha değerli bir kavramdır ‘’alignment’’. Hatta ticarette en sağlam anlaşmalar yazılı olmayıp bu derin kavram üzerinden tarafların yaptığı sözlü anlaşmalardır. Uluslararası iş yapan şirketlerde bunun efsaneleşmiş örneklerini gördüm.

 

İngilizcede bile bu kelime cümle içinde çoğu zaman anlaşma (“agreement”) anlamında kullanılır ama arada fark vardır.

 

Aradaki fark da ortaya çıkacaksa, birlikte yazılı olarak mutabık kalınanların uygulamasında er ya da geç ortaya çıkar. Çıktığında da büyük hayal kırıklığı yaratır çünkü mutabık kalınanlar müzakere edilip geride kaldığı düşünülerek karşılıklı bir beklenti yaratılmıştır. Karşılıklı beklentinin uyumlu olmadığı ortaya çıkar.

 

Bu iki kelime arasındaki farkın Kıbrıs sorununa yansıması da federasyona yönelik ortak yönetim bilincinin ve paylaşıma dayalı vizyonun toplumların tabanına yayılmamasından dolayıdır.

 

Ortak yönetim bilinci ve paylaşım öyle siyasilerin, toplumdaki elitlerin ya da sosyal medya kamuoyu oluşturucularının demesiyle olacak bir iş değildir. Tabana yayılması için plan program, pekiştirilmesi için de somut iş birliklerine ve zamana ihtiyaç vardır.

 

Öncesinde zamana yayılmış somut iş birlikleri örnekleri olmadan da anlaşma yaparsınız ama ‘’alignment’’ anlaşmanın ötesinde bir kavramdır. Tarafların karşılıklı güvene istinaden yeri geldiğinde tek taraflı fedakârlık yapmasını gerektirir. Aynı anda bir senden bir benden diye beklemeden fedakârlık yapmayı gerektirir. Taraflar arasında orta ve uzun vadede hasattın adil paylaşılacağından emin olmanın rahatlığı vardır.

 

Uyum içerisinde oluşturulan ortak vizyonun gereği uzun vadede paylaşılabilir getiri için sabır ve empati gösterilmesini içeren bir olgudur ‘’alignment’’.

Federal yapıda bir devletin kurulması için iki toplumda da aynı anda böyle bir hava adada olmadı. Yaşanan sıcak çatışmalardan dolayı da bunun olmasını beklemek de mantıklı değildi diyenler var. Doğrudur bunun olmasını beklemek naiflikti ama ‘’hele bir imzaları atıp evlenelim de aşk arkadan gelir’’ anlayışında federasyonun yıllarca müzakere edilmesini beklemek neydi diye sormak lazım. Olacak iş değildi. Nitekim öyle olmaya da devam ediyor.

 

İki toplumun ortak yönetim ve başarma bilincini olası bir anlaşma öncesinde içselleştirmesi gerekliliği dile getirildi ama yüzeysel kaldı. Uyumdan yoksun “hızlı” bütünlüklü çözüm yolu birlikte uzun yoldan zamana yayarak çok daha uzağa gitme hedefinin hep önünde oldu. Hızlı tam çözüm yolu zaman geçtikçe bir türlü bir yere ulaşılamayan uzun bir yol oldu.

 

Sonuç ortadadır. Kıbrıs sorunu anne ve babalarımızla birlikte hepimizi eskitti. Bu sorunun bizi eskitmiş olmasının sebebi sorunun kimyasına göre ara çözümler üreterek ilerleme kaydetmeyi akıl edemememizdendir.

 

Şimdi bu akıl edilemeyen yolu başka yerlerde çıkarları gerektirdiğinde uygulayan batı fısıldayarak bunun üzerinden diplomasi başlatma çabasındadır. Onlar da biliyorlar ki tabana yayılmış “alignment” olmadan, diplomasi ve siyaset iki toplumu beklemek durumundadır.

 

Bölgede Rusya askeri gücünü kullanarak Suriye üzerinden, Çin de karşılıklı bağımlılığa dayalı iş birliği ile ticari güçlerini kullanarak nüfuzlarını artırdılar. Bundan dolayı adadaki çözümsüzlüğün dondurulmuş olmasını değiştirmek aciliyet kazanmıştır. Yakın zamanda Suriye deniz yetki alanlarını belirleyecek ve Rus şirketleri bu ihaleyi alacaktır. Bu pencereden baktığınızda çevrelenmesi gereken böyle bir genişlemenin kıyısındadır Kıbrıs.

 

Son bir kez bütünlüklü çözüme ulaşmak için müzakere başlatılır mı bilinmez. Bunun mümkün olmadığı ya da denenip yine başarısız olduğu noktada süreci geçmişte yapıldığı gibi dondurmaya devam etmeyip ara çözüm(ler) yoluyla farklı bir evreye geçme hedefiyle hareket edilmesi akla gelmektedir. Siyaseten kuyruğu dik tutmak adına BM parametrelerindeki çözüm şekline nihai hedef olarak yine referans vererek bu evreye geçmek de mümkündür.

 

Kıbrıs sorunu kronikleşmiş klinik bir vaka olarak ele alındığında, iki toplumun kimyasına uygun ara çözüm(ler) yoluyla ilerlemenin en rasyonel yol olduğu sonucu ortaya çıkar.

Bunu inkâr edebilirsiniz ama bu gerçek “batıyı” er ya da geç gelip bulduğu gibi hepimizi bulacaktır.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu