Kıbrıs

Rumlarda, Stockholm Sendromu…

Kıbrıs sorunu, psikolojik bir sorundur, dediğim zaman, özellikle Güney’den tepki koyanlar vardı.

Kıbrıs sorununun, elbette, siyasi mühendisliğini yapanlar olmuştur.

Ancak malzemeyi adadaki Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar arasındaki ayrılıktan bulmuştur.

Rumların, Kilise önderliğinde Kıbrıslı Türkleri, azınlıktan aşağıda görmesi, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti kurulduğu zaman, Kıbrıslı Türklerle, cumhuriyeti birlikte yönetmeyi kabullenmede ciddi sıkıntı yaratmıştır.

Bir anlamda hazımsızlık olan bu durum 1974 sonrasında da bugüne kadar gelmiş, müzakereleri başarısızlıkla sonuçlanmasında hep seslendirilmeyen neden olmuştur.

***

Her fırsatta yazar ve söylerim.

Kıbrıslı Rumların Ruh Sağlığı bozuktur.

Rahatsızlıklarından birinin tanı adı STOCKHOLM SENDORUMU’dur.

6 Aralık Çarşamba günü Brüksel’de Avrupa Parlamento binasının bir salonunda düzenlenen. ‘KIBRISLI TÜRKLER VE AB – KIBRIS’IN YENİDEN BİRLEŞTİRİLMESİNE İLİŞKİN PERSPEKTİFLER’ başlıkla panelde yaptığım konuşmada da açık bir şekilde Rumlarda Stockholm Sendromu rahatsızlığı olduğunu söyledim.

Stockholm Sendromu’nun yaşanmışlık kökeni ve tanımını konunun anlaşılması bakımında paylaşmak istiyorum…

 

‘ 1973 yılında şartlı tahliye edilen bir hükümlü olan banka soyguncusu Jan-Erik Olsson, başarısız bir soygun sırasında İsveç’in Stockholm kentindeki en büyük bankalardan biri olan Kreditbanken’in dört çalışanını (üç kadın ve bir erkek) rehin alır.

Kendisine yardımcı olması için arkadaşı Clark Olofsson’un hapishaneden serbest bırakılmasını talep eder. Rehineleri altı gün boyunca (23-28 Ağustos 1973) bankanın kasalarından birinde tutarlar.

Rehineler serbest bırakıldıklarında, hiçbiri mahkemede rehin alanlara karşı tanıklık etmezler; bunun yerine onların savunmaları için para toplamaya başlarlar. Hatta rehin alınan kadınlardan bir tanesi nişanlısını terk eder ve bir ilişkiye başlamak için soygunculardan birinin hapisten çıkmasını bekler.

Stockholm polisleri İsveçli bir kriminolog ve psikiyatrist olan Nils Bejerot’dan durumu analiz etmek için yardım isterler. Bejerot rehinelerinin beyninin yıkandığını belirtir ve bu duruma soygun girişiminin gerçekleştiği Norrmalmstorg Meydanı’nın adını verir. Fakat İsveç dışında Stockholm sendromu olarak tanınır.’

***

Stockholm Sendromunun bilimsel tanımlaması ise şöyle kabul edilir:

 Stockholm Sendromu, esir edilmeye karşı verilen psikolojik bir tepkidir. Bu durum, uzun süreli kaçırılma, duygusal, fiziksel ve cinsel istismara maruz kalma durumunda ortaya çıkabilir.

Buna maruz kalan kişi kendisini rehin alan kişiye karşı sempati duyar ve onunla bağ kurmaya başlar. Yani, Stockholm Sendromu istismarcı ve istismara uğrayan kişi arasında kurulan travmatik bağdır. Bu bağın kurulmasının en temel nedeni, zorlu koşullar ve bunun yarattığı güçsüzlük hissidir.

***

Biz Kıbrıslı Türklerin çok çok büyük çoğunluğu, 20 Temmuz 1974’ü, Barış Harekatı olarak kabul eder.

Rumlar, ‘işgal’ tanımlamasıyla anlatır.

20 Temmuz 1974 sonrası adada oluşan durumun faturası da Türkiye’ye kesilir.

Brüksel’de de söyledim.

Kıbrıslı Türklerin gücü adada iki bölgeli, iki toplumlu bir yapı yaratmaya asla yetmezdi.

Gerçek bu iken Rumlar, adeta Stockholm Sendromuyla bütün faturayı Kıbrıslı Türklere kesip, ambargolarla Kıbrıslı Türkleri cezalandırmaya çalışıyorlar.

Türkiye’ye yönelik hiçbir yaptırımı bırakın ileri götürmeyi, seslendiremiyorlar bile.

Bunu ilk Brüksel’de söylemedim.

Daha önce de genellikle Rumların yüzüne söyledim, hep.

Bir teki bile, ‘Haksızsın’ deyip, bana göre farklı bir yaklaşımı ifade edemedi.

 

 

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu