Hasan HastürerYazarlar

Gazetecilik kuşkuyu, doğru bilgiyle giderme mesleğidir…

 En az kırk yıl önceydi… Spor yazarlığı yaptığım dönemde Şehit Hüseyin Ruso Stadında tribünde oturmuş, bir yandan maçı izliyor, bir yandan da notlar alıyordum.

   Yanımda oturan 13-14 yaşlarındaki bir çocuk, beni bir süre izleyip merakla sormuştu: “Abi, sen haberci misin?”

   Oldukça masum bir soruydu. Ancak o çocuk, farkında olmadan gazeteciliğin özünü tarif etmişti.

Gazeteci haber verendir. Ama her duyduğunu, her söyleneni aktaran kişi değildir. Haber, doğru ve doğrulanmış bilgiye dayanır. Gerçeği yansıtmayan içerik haber değil, yalan bilgidir.

***

   30 Ağustos’ta yaşadığımız deniz faciasından sonra gazeteciliğimiz de ciddi bir sınav veriyor.

Sosyal medyada, gazete satışı yoktur. Bir içeriğin ne kadar “like” aldığına, kaç kez tıklandığına, yapılan yorum sayısına ve ne kadar paylaşıldığına bakılıyor. İçeriğin dolu olması, doğru bilgiye dayanması ne yazık ki ikinci planda kalabiliyor. Başlıktan başlayarak merak uyandırıyorsa, yayın amacına ulaşmış sayılıyor.

***

Deniz faciası, yeterli uzmanlık birikimi olmayan basınımız açısından gazetecilerin hızla dersine çalışmasını gerektiren bir konuydu.

Kazayı duyduğum andan itibaren yalnız Kuzey Kıbrıs’ta değil, Türkiye’de ve dünyanın başka köşelerinde konuya hâkim olduğunu düşündüğüm insanlara ulaştım. Sorular sordum, yanıtlar aldım.

   Pazartesi günü BRT’de Aziz Karaaziz’in programına katıldığımda, soruları elde ettiğim bilgilere dayanarak yanıtladım. Dikkat çektiğimiz noktaların tümü, daha sonra kamuoyunun yoğunlaştığı başlıklar hâline geldi.

   Bu, “Ben demiştim” meselesi değildir.

   Soruları yanıtlarken bilgiyi ışık yapıp nereye tutacağımı biliyordum.

Bilmek, doğru olanı öğrenmektir. Doğru bilgiye ulaştığınız zaman da onun üzerine konuşursunuz.

***

Gemi faciası, sansasyonel gazetecilik yapmak isteyenler için adeta bir hazine gibidir. Doğrudan kullanılabilecek malzeme bittiği zaman, kuşku yaratacak içeriklerle dikkat çekme çabası devam ediyor.

  Geçtiğimiz günlerde markette bir vatandaş, “Hasan Bey, kaptan mazotu neden denize döktü?” diye sordu.

Kaptan mazotu denize dökmedi. Gemi iskele tarafına yatınca bir parça koptu. Geminin kıç kısmında motorlara yakın yakıt deposu da hasar görünce yakıt denize döküldü, denize yayıldı.

***

Bir başkası, “Gemide açıklanandan fazla yolcu varmış, siz de duydunuz mu?” dedi.

Kaynağını sordum.

   “İsmi açıklanmayan eski bir şirket çalışanı söylemiş” yanıtını verdi.

Üzülerek güldüm.

   Gemide kaç kişinin bulunduğunu öğrenmek sanıldığı kadar zor değildir. En sağlıklı kayıtlar, geminin hareket ettiği limandaki muhaceret biriminde ve bilgisayar sistemindedir. Yolcuların ve mürettebatın kimlik bilgilerine bir tuşla ulaşılabilir.

Mevcut durumda bir de çok basit bir yöntem daha var…

   Kurtarılanların sayısı belli. Yaşamını yitirenler belli. Son açıklamaya göre kayıp olan 14 insanımızın aileleri de belli. Kayıp yakınlarına, haber bekledikleri kişinin kimliği sorularak liste karşılaştırması yapılabilir.

   Ailelerin aradığı kişi sayısı açıklanan kayıp sayısından fazlaysa ortada yanıtlanması gereken ciddi bir soru vardır. Sayılar örtüşüyorsa, “Gemide gizli ya da fazla yolcular vardı” iddiası da dayanaksız kalır.

Gazetecilik kuşku üretme değil, kuşkuyu doğru bilgiyle giderme mesleğidir.

Aslında mesele bu kadar basittir.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu