Derviş DoğanYazarlar

Mesele Bilmek Değil, Doğru Soruyu Sorabilmek!

Okullar açıldı…

Kimi evlerde yeni bir heyecan, kimi evlerde tatlı bir telaş, kimi evlerde ise “Acaba bu yıl ne olacak?” endişesi var.

Yeni kitaplar, yeni çantalar, yeni sınıflar…

Ama değişmeyen bir soru var:

Çocuklarımızı geleceğe gerçekten hazırlıyor muyuz?

Çünkü artık çocuklarımızın karşısındaki dünya, bizim çocukluğumuzdaki dünya değil.

Bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Birkaç saniye içinde dünyanın en büyük kütüphanelerinden daha fazla bilgiye ulaşabiliyor, yapay zekâdan herhangi bir konuda cevap alabiliyor, dünyanın öbür ucundaki insanlarla aynı anda iletişim kurabiliyoruz.

O halde eğitim sisteminin temel meselesi artık yalnızca “çocuğa ne kadar bilgi öğrettik?” sorusu olamaz.

Asıl soru şudur:

Çocuk, karşısına çıkan bilginin doğru olup olmadığını sorgulayabiliyor mu?

Yanlış bilgiyle doğru bilgiyi ayırt edebiliyor mu?

Bir yapay zekânın verdiği cevabı sorgulayabiliyor mu?

Kendisine sunulan düşüncenin arkasındaki amacı görebiliyor mu?

Ve belki de hepsinden önemlisi:

Doğru soruyu sorabiliyor mu?

Çünkü teknoloji cevap verme konusunda giderek daha güçlü hale geliyor.

Fakat insanın asıl gücü, doğru soruyu sorabilmesinde…

İşte eğitim sistemlerinin geleceği tam da burada şekilleniyor.

Biz çocuklarımıza yalnızca matematik, fizik, tarih, coğrafya veya dil öğretmekle yetinemeyiz.

Elbette bunları öğreteceğiz.

Ama bunun yanında adaleti, sorumluluğu, dürüstlüğü, dayanışmayı, özgürlüğü, farklı düşünceye saygıyı ve ortak yaşam kültürünü de öğretmek zorundayız.

Çünkü bilgi sahibi olmak başka şeydir, bilgiyi doğru değerlerle kullanmak başka…

Çok şey bilen ama doğru ile yanlışı ayırt edemeyen bir insanın bilgisi, toplum için her zaman faydaya dönüşmeyebilir.

Teknoloji de böyledir.

Yapay zekâ olağanüstü imkânlar sunuyor.

Fakat yapay zekâya doğru soruyu soramayan, aldığı cevabı sorgulamayan, bilgiyi etik değerlerden bağımsız kullanan bir nesil yetiştirirsek teknoloji bizi ileriye taşımak yerine başka sorunların içine sürükleyebilir.

Bu nedenle artık eğitim sistemini yeniden düşünmenin zamanı gelmiştir.

Çocuğa sadece cevapları öğretmek yerine, soruları öğretmeliyiz.

“Bunun cevabı nedir?” kadar,

“Neden böyledir?”

“Başka türlü olabilir mi?”

“Bunu kim söylüyor?”

“Bu bilgi doğru mu?”

“Bundan kim yararlanıyor?”

“Ben olsaydım ne yapardım?”

sorularını da öğretebilmeliyiz.

Çünkü özgür yurttaş, kendisine söyleneni ezberleyen değil; sorgulayabilen yurttaştır.

Demokratik toplumların geleceği de tam olarak böyle yurttaşların yetişmesine bağlıdır.

KKTC açısından baktığımızda ise mesele daha da önemlidir.

Eğitim politikalarını günlük siyasi tartışmaların, günübirlik ihtiyaçların ve dönemsel sloganların ötesine taşımamız gerekiyor.

Okullarımız yalnızca diploma veren kurumlar olmamalı.

Düşünen, sorgulayan, üreten, sorumluluk alan ve yaşadığı topluma değer katan insanların yetiştiği kurumlar olmalı.

Öğretmenlerimizin de bu dönüşümün merkezinde olduğunu unutmamalıyız.

Öğretmeni yalnızca müfredatı yetiştirmek zorunda bırakan bir sistem, çocuğun merakını da sınırlayabilir.

Oysa öğretmen, çocuğa yalnızca bilgi aktaran kişi değil;

merak etmeyi öğreten, düşünmeye cesaretlendiren, sorgulamayı teşvik eden ve doğru değerlerle yol gösteren rehber olmalıdır.

Bugün okullarımızın açılmasıyla birlikte aslında yalnızca yeni bir eğitim-öğretim yılı başlamıyor.

Yeni bir geleceğin temelleri atılıyor.

Ve o geleceğin nasıl olacağını, çocuklarımıza bugün ne öğrettiğimiz belirleyecek.

Onlara sadece sınav kazanmayı mı öğreteceğiz?

Yoksa hayatı anlamayı mı?

Sadece bilgi toplamayı mı?

Yoksa bilgiyi değerlendirmeyi mi?

Sadece cevap vermeyi mi?

Yoksa doğru soruyu sormayı mı?

Bence asıl mesele budur.

Çünkü teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insanın en büyük avantajı hâlâ aynı yerde duruyor:

Düşünmek, sorgulamak ve doğru soruyu sorabilmek.

Okullar açıldı…

Şimdi çocuklarımızı yalnızca geleceğin mesleklerine değil, geleceğin dünyasına hazırlama zamanıdır.

Ve bunun yolu daha fazla bilgi yüklemekten değil;

bilgiyi değerle, teknolojiyi sorumlulukla, özgürlüğü vicdanla ve eğitimi insanlıkla buluşturmaktan geçmektedir.

Asıl eğitim reformu da tam burada başlamalıdır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu