Derviş DoğanYazarlar

Kurulu düzeni yönetmek mi, değiştirmek mi?

Kıbrıs’ta yıllardır aynı tartışmanın etrafında dönüp duruyoruz.

Birileri çıkıyor, “Kurulu düzeni biz daha iyi idare ederiz” diyor. Bir başkası geliyor, aynı düzenin aksayan taraflarını biraz makyajlayıp önümüze yeni bir gelecek projesiymiş gibi koyuyor.

Oysa belki de asıl soruyu sormanın zamanı çoktan geldi:

Biz gerçekten kurulu düzeni daha iyi yönetmek mi istiyoruz, yoksa değiştirmeye cesaret edebilecek miyiz?

Çünkü bazen mesele kötü yönetim değildir.

Bazen mesele, iyi yönetilmeye çalışılan sistemin kendisinin artık toplumların ihtiyaçlarına cevap verememesidir.

Kıbrıs’ın her iki tarafında da yıllardır farklı biçimlerde yaşanan sorunların önemli bir bölümü, mevcut kurulu düzenlerin kendi sınırları içerisinde çözülmeye çalışılmasından kaynaklanıyor.

Kuzeyde de güneyde de siyaset çoğu zaman topluma yeni bir gelecek tasarlamak yerine, mevcut yapıyı biraz daha yaşatmanın yollarını arıyor.

Ve biz buna “istikrar” diyoruz.

Oysa istikrar ile değişmezlik aynı şey değildir.

Bazen gerçek istikrar, değişimi göze alabilmektir.

Kıbrıs meselesinin en büyük çıkmazlarından biri de burada başlıyor.

Çünkü iki toplumun önemli bir bölümü, kendi kurulu düzenini kaybetmekten korkuyor.

Bir taraf mevcut devlet yapısının değişmesini, sahip olduğu uluslararası statünün sorgulanmasını istemiyor.

Diğer taraf ise yıllardır kendi oluşturduğu siyasi, ekonomik ve toplumsal yapının çözüm adına ortadan kalkmasından endişe ediyor.

Sonuç?

Herkes çözümden söz ediyor ama herkes kendi kurulu düzeninin mümkün olduğunca değişmeden kalmasını istiyor.

Böyle bir anlayışla gerçek bir değişim mümkün mü?

Bence Kıbrıs’ın ihtiyacı, iki toplumdan birinin diğerine üstün geleceği bir düzen değil; iki toplumun da kendi korkularını aşarak yeni bir ortak gelecek kurmayı göze alabileceği bir anlayıştır.

Burada asıl tartışmamız gereken, yalnızca “hangi devlet modeli?” sorusu da değildir.

Daha temel bir soru var:

Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar, birbirlerini yalnızca etnik kimlikleri üzerinden tanımlamaktan vazgeçip ortak bir kültürel ve siyasal gelecek inşa etmeye hazır mı?

Çünkü gerçek değişim, haritaların üzerinde değil, insanların zihninde başlar.

Eğer Kıbrıs’ta yeni bir gelecek kurulacaksa bunun yalnızca iki toplumun birbirinden ayrı kimliklerini koruduğu bir düzen üzerinden değil, ortak yaşam kültürünü geliştirecek bir anlayış üzerinden tartışılması gerekiyor.

Etnik kimliklerin varlığını inkâr etmeden, onları siyasetin tek belirleyicisi olmaktan çıkarabilmek…

Farklılıkları yok etmeye çalışmadan ortaklık kurabilmek…

“Ben ne kazanacağım?” sorusunun yanına “Biz birlikte ne kurabiliriz?” sorusunu koyabilmek…

Belki de en zor olan budur.

Çünkü değişim cesaret ister.

Kurulu düzeni yönetmek ise çoğu zaman sadece mevcut dengeleri korumayı gerektirir.

İşte tam da bu nedenle Kıbrıs’ın geleceği, “bu düzeni biz daha iyi yönetiriz” diyenlerle değil, “bu düzenin artık yetmediğini görüyoruz ve daha iyisini kurmaya cesaret ediyoruz” diyebilenlerin ortaya koyacağı iradeyle şekillenecektir.

Yapay bir refahın, geçici istikrarın ve alışılmış siyasal kalıpların içinde yaşamaya devam edersek, belki bugünümüzü kurtarabiliriz.

Ama geleceğimizi kurtaramayız.

Çünkü toplumlar yalnızca sahip olduklarıyla değil, değiştirmeye cesaret ettikleriyle de geleceğe yürür.

Kıbrıs’ın iki tarafındaki kurulu düzenin gerçekten değişebilmesinin yolu, toplumları birbirinden daha fazla uzaklaştırmak değil; onları ortak bir gelecek fikri etrafında buluşturabilecek yeni bir siyasal ve kültürel anlayış geliştirmektir.

Belki de artık kendimize şu soruyu sormalıyız:

Kurulu düzeni daha iyi idare edecek insanları mı arıyoruz, yoksa yeni bir düzen kurmaya cesaret edecek insanları mı?

Çünkü aynı düzeni daha iyi yöneterek farklı bir gelecek yaratamayız.

Gelecek, değişimi göze alabilenlerin cesaretiyle kurulacaktır.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu