Hasan HastürerYazarlar

Gurvalar, siyasi ahlak bakımdan da sınav yeridir…

Her fırsatta yazar, söylerim: Kamuda yeterlilik sınavı varsa siyasette de olmalı.

Milletvekilliğiyle yetinecek olanlar alt düzey siyasal yeterlilik sınavına girip başarmalı. Bakanlık ya da Meclis başkan yardımcılığı düşünenler orta düzey sınavı geçmeli. Cumhurbaşkanlığı, Meclis başkanlığı veya başbakanlık hayali kuranlar ise üst düzey yeterliliklerini sınavla ortaya koymalı.

Devletin nasıl işlediğini bilmeyen, bütçeyi okuyamayan, hukukun sınırlarını kavramayan insanlara toplumun geleceğini teslim etmek doğru mu?

Peki, bugün aranan koşullara bu sınavları eklemek yeter mi?

Yetmez.

Bilgi sınavından önce ya da onunla birlikte bir ahlak sınavına da ihtiyaç vardır.

Psikologlar ve psikiyatristler, insan davranışlarını değerlendiren ölçütlerin oluşturulmasına katkı koyabilir. Ancak ahlakı yalnızca bir test sonucuna sığdıramayız. İnsanın çıkar karşısındaki tutumuna, yetkiyi kullanışına, verdiği sözle yaptığı iş arasındaki mesafeye bakacağız.

***

Siyaset toplumsal hizmet aracıdır.

Ekmek kapısı değildir.

Köşeyi dönme mesleği hiç değildir.

Aslında siyaset, hizmet etmek için bir süreliğine giyilen gömlektir. Gömleği çıkarırken cebinizin ne kadar dolduğuna değil, toplumun hayatına ne kattığınıza bakılır.

Bizde böyle mi?

“Evet, böyledir” diyenler elini kaldırsın. Sonra da göğsünü gere gere bir adım öne çıksın.

Çıkabilen varsa tabii.

***

Önce bir ilkeyi belirteyim. Adresi eksik zarf yerine ulaşmaz.

Postacının zarfı açıp içindeki satırlardan adres çıkarması diye bir kural yoktur. Adresi doğru yazarsanız zarf da yerine gider.

Ben de yazımın devamında zarfı adressiz bırakmayacağım.

Şimdi güncel bir örneğe bakalım.

Konuşulan 6 Aralık seçim tarihine sayılı günler kaldı. Bildiğim kadarıyla bu tarihe göre takvimin işlemesi için 8 Ekim’de Meclisten karar üretilmesi bekleniyor. Elbette beklentiyle kesinleşmiş kararı birbirine karıştırmayacağız.

Bir de Hukuk ve Siyasi İşler Komitesine havale edilen yasa değişikliği önerisi var. Öneri, isteyen partilerin adaylarını genel başkanlarının ya da belirleyecekleri bir organın saptamasına olanak tanımayı amaçlıyor.

Önerinin sahibi Demokrat Parti Genel Başkanı Fikri Ataoğlu.

Komitede görüşülüp Genel Kurula taşınması gereken bu düzenleme, şimdi başka hesaplarla birlikte konuşuluyor.

Ben bu satırları yazarken kulağıma gelen bilgiler, sürecin sorunsuz ilerlemediği yönündeydi.

UBP Milletvekili Sadık Gardiyanoğlu’nun, Ataoğlu’nun bakanlığındaki bir sorunun çözülmemesi durumunda komite toplantısını boykot edeceği konuşuluyor.

Buna karşılık Ataoğlu’nun da önerisi komiteden geçmezse seçim tarihinin belirleneceği Genel Kurulda nisap desteği vermeyeceklerini söylediği aktarılıyor.

Bunlar kulis bilgileri. İlgili tarafların açıklaması olmadan kesinleşmiş olay gibi sunmam. Ancak böyle bir pazarlığın konuşulması bile siyasi anlayışımız bakımından sorgulanmayı hak ediyor.

Hadi söyleyin, siyaset bu mu?

Bir bakanlıktaki sorunla, komite çalışmasının boykot edilmesinin nasıl bir bağı var?

Yada seçim tarihinin karara bağlanacağı genel kurul nisabı neden bu ikilinin arasına sıkıştırılsın?

Haklı bir talebiniz olabilir. O talebi doğru adrese, açık gerekçeyle vatandaş sıfatıyla götürürsünüz. Çözümünü de hukuk ve kamu yararı çerçevesinde ararsınız.

Siyasette de meselelerin adresi belli olmalı. Bakanlığın işi bakanlıkta, yasa önerisi komitede, seçim kararı Mecliste değerlendirilirken kişisel hesaplar çatı dışında bırakılmalı.

Birinin çözümünü ötekinin önünü kesmeye bağlarsanız kamu görevini pazarlık malzemesine dönüştürürsünüz.

***

Başbakan Ünal Üstel’in bunu zamana bırakacak hâli yok.

Yukarı tükürse bıyık, aşağı tükürse sakal.

Bir tarafta seçim yarışı, öte tarafta ayağının önüne bırakılan karpuz kabukları.

***

Güncel pek çok konuyu, bireysel olduğu veya bireyselleştirildiği için gündemime almıyorum.

Bu mesele ise kişilerin ötesindedir. Meclis çoğunluğunun ve nisabın hassaslaştığı dönemde kamu işlerinin hangi anlayışla yürütüldüğünü gösteriyor.

Toplum geçim sıkıntısını, sağlık hizmetini, çocuklarının eğitimini düşünürken siyasetin enerjisini bu hesaplara harcaması kabul edilebilir mi?

***

Halkın vekili olmak, halkın iradesine saygı duymayı gerektirir. Meclisin çalışmasını kişisel bir uyuşmazlığın sonucuna bağlayan anlayış bu saygıyı zedeler.

Sonra çıkıp demokrasi nutku atmak da oluşan güven kaybını elbette hemen kolayca ortadan kaldırmaz.

Seçmen sandığa giderken bunları da tartmalı. Adayın yalnızca konuşmasına değil, zorlandığında gösterdiği davranışa bakmalı.

Yetkisini hangi iş için, kimin yararına kullandığını sormalı. Çünkü siyasi yeterlilik, ezberlenmiş cevaplarla kanıtlanmaz. Asıl yeterlilik, çıkarınıza dokunan bir anda kurala bağlı kalabilmektir. Kendiniz için istediğiniz hakkı başkasına da tanımaktır. Kamu görevini kişisel hesabınızın dışında tutabilmektir. Bunun sınavı her gün verilir.

***

Kıbrıs ağzıyla söyleyelim: Siyasette birilerini GURVADA, yani virajda kıstırmak marifet sayılmamalı.

Gurvalar, siyasi ahlak bakımdan da sınav yeridir.

Düz yolda herkes yürür. İnsanın kimliği, virajda belli olur.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu