UBP, hem iktidarı hem de sorunları sever…

Son zamanlar da en çok sorulan ya da yanıtı merak edilen siyasetle alakalı sorular şunlardır.
Ne olacak memleketin hali?
Bu hükümet nereye kadar gider?
Erken seçim olur mu?
UBP, ne olacak?
***
Hiç kuşkusuz bunların tümü yanıtlanabilir sorulardır. Matematik sorusu olmadığına göre, farklı yaklaşımlarla farklı yanıtlar verilebilir. Ancak kimse bu sorulardan hiç biri için “ Nereden çıktı bu soru?” diyemez.
Her sorunun kaynağı ya bir sorun ya da birbiriyle bağlantılı sorunlar zinciridir.
“UBP, ne olacak?” sorusunu ele alarak yazımı sürdüreyim.
UBP, Kıbrıs Türk çok partili demokratik yaşamının önemli bir partisidir.
UBP’de sorun her zaman var. Sorun UBP parti içi sınırları aşarsa, UBP’deki sorundan ülke demokrasisi hatta ülke olumsuz etkilenir.
Yarım asrı aşkın bir maziye sahip UBP, HEM İKTİDARI HEM DE SORUNLARI SEVER.
Özellikle Derviş Eroğlu’ndan sonra UBP’de sular durulmadı, parti içi sorunlar hiç bitmedi.
Sorunlar iyi yönetimle aşılırsa, yararı bile var. Aksi halde partiyi için için kemirir.
Parti içi sorunlar, parti içi demokrasinin sınavıdır…
Parti kadroları nerede olursa yaşadıkları ya da yaşattıkları sorunlar, partiyle alakalı, parti iç sorundur
***
Gelin bu konuyu biraz daha geniş, ilkeye dayalı örnekleri çoğaltarak ele alalım.
Siyasette sorun yoktur diyen ya saftır ya da farklı niyetlidir. Çünkü siyaset, doğası gereği çatışmanın, farklılığın ve itirazın alanıdır. Mesele, sorunların varlığı değil; o sorunların nasıl yönetildiğidir. Parti içi sorunlar tam da bu nedenle, parti içi demokrasinin turnusol kâğıdıdır. Yani demokrasi iddiasının lafta mı kaldığı, yoksa davranışa mı dönüştüğünü gösteren en net ölçüttür.
***
Bir partide fikir ayrılığı varsa, bu bir felaket değildir. Aksine, düşünmeyen, tartışmayan, itiraz etmeyen kadroların olduğu bir yapı, siyasi parti değil; disiplinli bir suskunlar kulübü, tek sesle korodur..
Demokrasi, alkıştan değil, itirazdan beslenir. Ancak itirazın bastırıldığı, farklı seslerin “uyumsuzluk”, “ihanet” ya da “fitne” etiketiyle susturulduğu yerde demokrasi de boğulur.
Parti içi demokrasinin ilk sınavı, eleştiriye verilen tepkidir. Eleştiri karşısında savunmaya geçen, sorgulamayı kişisel algılayan, farklı görüşü düşmanlaştıran bir anlayış; iktidara geldiğinde toplumu da aynı reflekslerle yönetmek ister.
***
İkinci sınav, karar alma süreçleridir. Kararlar bir avuç insanın dar çevresinde mi alınıyor, yoksa örgütün farklı kademeleri sürece dahil ediliyor mu? Parti meclisleri, ilçe örgütleri, gençlik ve kadın kolları gerçekten söz sahibi mi, yoksa sadece “onay makamı” mı? Demokrasi, tabelada yazmaz, mekanizmada işler. O mekanizma çalışmıyorsa, en süslü tüzükler bile bir anlam taşımaz.
***
Üçüncü sınav, aday belirleme süreçleridir. Parti içi demokrasinin en çok tökezlediği yer burasıdır. Adaylar liyakatle mi belirleniyor, yoksa sadakatle mi? Sandık mı konuşuyor, telefonlar mı? Eğer bir partide aday olmak için örgütün değil, merkezin gözüne girmek gerekiyorsa; orada demokrasi değil, hiyerarşi hüküm sürer. Hiyerarşi ise kısır siyaseti güçlendirir, toplumu değil.
***
Bir diğer kritik alan, kriz yönetimidir. Parti içi krizler bastırılarak değil, konuşularak aşılır. Süpürgenin altına itilen her sorun, zamanı geldiğinde daha büyük bir kırılmayla geri döner. Disiplin, sopasıyla sağlanan sessizlik, birlik değildir, geçici bir durgunluktur. Gerçek birlik, farklılıkların tanınmasıyla mümkündür. Aynı düşünenlerin değil, farklı düşünenlerin birlikte kalabilme iradesidir demokrasi.
***
Elbette parti içi demokrasi, sınırsız bir özgürlük alanı da değildir. Ortak değerler, temel ilkeler ve siyasi ahlak, bu zeminin çerçevesini çizer. Ancak bu çerçeve, boğucu bir kafese dönüşüyorsa, orada sorun vardır. İlke ile lideri, disiplin ile itaati karıştıran anlayışlar, eninde sonunda siyaseti kısırlaştırır.
Unutulmamalıdır ki; parti içi demokrasi, lüks değil zorunluluktur. Çünkü toplum, partilerin aynasıdır. İçeride adalet yoksa, dışarıda vaat edilen adaletin karşılığı olmaz. İçeride şeffaflık yoksa, dışarıda hesap verebilirlik masaldır. İçeride eşitlik yoksa, dışarıda sosyal adalet sadece slogandır.
***
Parti içi sorunlar bir utanç vesilesi değil, bir imkândır. Doğru yönetilirse, yenilenmenin ve güçlenmenin kapısını aralar. Yanlış yönetilirse, çürümenin başlangıcı olur. Demokrasi, zor zamanlarda belli olur. Alkışın bol olduğu günlerde değil, itirazın yükseldiği anlarda sınav verir. Ve o sınavdan kalanlar, sadece partilerine değil, ülkenin geleceğini de zarar verir.




